Deuss Ex Machina # 431 – nobody,not even the rain,has such small hands

Leave a comment

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_431_–_nobody,not even the rain,has such small hands

24 Aralık 2012 Pazartesi gecesi “canlı” yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
x. Stable Mechanism – Heads & Dimensions (Platforma-LTW)
xx. Stable Mechanism – Ice Oceans (Platforma-LTW)
xxx. ASC & Ulrich Schnauss – Theta (Auxiliary)
xxy. ASC & Ulrich Schnauss – Pyramids (Auxiliary)
xyx Sam KDC feat. ASC – All Roads Lead Somewhere (Veil)
xyxx. Sam KDC – Captured (Veil)
xxxz. Amen Ra – Low Maintenance (Keysound Recordings)
xxzzx. Amen Ra – One Toke Wonder (Keysound Recordings)
xxnxxx. Tunnidge – Twenty 12 (Deep Medi Musik)
xnxxxx. Tunnidge – Orion (Deep Medi Musik)
xxyxxxxx. Kryptic Minds – Rule Of Language (Osiris Music UK)
xxxbxxxxx. Kryptic Minds – The Divide (Osiris Music UK)

nobody,not even the rain,has such small hands
(431)

hayatın neresinde durduğumuzu hangi odaklarından nereye doğru yollandığımızı neresinde düz, neresinde eğrelti neresinde kararsızlık tarlalarında dolaştığımızı açık eden, belirgin kılan bir bütünlüğün parçalanmış haleti ruhiyelerinde nefes almaktayız. devinimimiz zorunlu gereksinimlerimizin yanında aslen en elzem olanlara karşı neler yapabildiğimizi yahutta yapamadığımızı meydana çıkartan bir görüngü toparlamasıdır. bir yahut daha fazla kararsızlık menzilinin birbirlerine rastgele, yeknesek makamdan çarpıştırıldığı senin sözün benim sözüm, senin dilin benim dilim, senin adetin benim adetim, senin meskenin benim meskenim diye uzatılarak gidebilecek bir karşıtlıklar kontrastında hayatın ne olmadığını idrak etmeye devam ettiğimiz bir deneysel sahanın ahvaliyiz. deneysellikten kasıt ha’bire kafamıza kakılıp durulan her ne olduysak o değil, her neyse o yanlış olarak onanan ona doğru koşaradım, doludizgin koşturulmamızın beraberinde taşıdıklarıdır. şekillenmiş doğruculuğun o yekten, tektipleştirildikçe başkasına nefes aldırmayan, düşündürmeyen, kararsızlığı normal belleten bir simyanın, eğrelti olanın düpedüz layığınız buydu hakkınızı teslim edelim artık seviyesinde derlendiği bir güncellik, gücümüzü, iflahımızı kesip durmaktadır.

sesin soluğun, meramın ve anlamın peşinden gidilmesinin farazi bir duruş olarak resmedilmesinden bu yana gündem ben ne dersem odur bahsinin etrafında dolaşıma çıkan muktedir algısının tam teşekküllü, donanımlı yapılandırmaları ortası beirgin sonu malum olan bir çizginin devamlılığını göstermektedir. gösterilen anlık kırılmaların, karşılıklar, karşılaşmalar içerisinde tahayyül ettiklerimizin değil beklmediğimiz yerden soruların çıkartılmasıdır. doğru düzgün bir tahayyül yahutta perspektif algısı olmadan entelektüelliğin daraltımının ilavesi, katkısı yok onu böyle demeseydik, bununla ilgili fikrinizi gözden geçirseydik kararsızlık anlarının toparlaması müştemilatın bütünlüğünde esas yeteneksiz sizsiniz türkiye portresini okuyabilmeyi kolaylaştırmaktadır. hazıra konulmuş her yeri törpülenmiş, sadelenmiş, sade suya tirit lafazanlıklar derdin kendisine kıymet vermezken hala gık v guk ikilisi ile şerh konulmasının iktidarın değirmenine su taşımaktan başka da bir işe yaramadığını fark ettiğimiz güncelliğin ortasındayız. şimdisindeyiz. ne feylezofik, ne de sokağın kendi seslenişinde karşılaşma buluşma vesair anlamlandırmalar ya da fiilllere denk gelmeyecek bir karaşınlık payımıza düşen, düşürülen daimi bir biçimde yıkımın kendisidir. nesnelliğidir.

avaz avaz çığlıkların paramparça edilmesi, üzerlerinde per per tepinilmesi, suskunlaştırmanın olağanlaştırılması gibi devamında eklentilenebilecek nice algı daralatımı hamleleriyle beraber bu cennet vatanın, cinnet kuyusuna dönüştürüldüğünü gözlemleyebilmek alenen mümkündür. görmemiz için teşvik edilenlerin, alttan alttan desteklenenlerin yanında hiç haberdar olmamamız gerekenlerin nasıl usul usul kenardan silindiğini, devre dışına, çerçevenin ötesine taşındığını idrak edip farkına erdiğimizde sanırız bu dediklerimizin karşılığı daha net anlamlandırılacaktır. unutturmak fiilinin neredeyse aralık verilmeksizin süreğenleştirildiği bir yerde durup ne oluyor yahu bahsinin etrafına iliştirilesi ne çok azap, gıybet, fecaat vardır. bir kere denediniz mi? heyhulanın içerisinde ortalığa salınıp durulan, iki gün bilemediniz üç gün konuşulup, nadasa terk edilen acıların bileşenlerinden sonra üç yüz altmış beş gün v altı saatin hesabını kitabını yapsak neye yarayacaktır! ne gördüysek salt bir karaşınlık, ne bellediysek afedersiniz ne mal olduğumuzu çemkirip duran bir algının bütünlüğüdür.

her şart altında olmamız gerekeni sır gibi sakladıkları dayatımların başka unsurlarını gün yüzüne kavuşturan erkin hamleleri karşısında özet geçmektense neticeleri gözlemleyebilmek bu meram sahasının az ötesinde ilgilendiğimiz sitelerin, portal, blog vs. aparatlarında iliştirilmektedir. sunulmaktadır. yargıların dönüştürüldüğü, aleni hedef almaların kolay bir yöntem olarak bellendiği, eskinin unutuşunun ne acılara mal olduğunun hatırda yer etmesine karşın halen ısrarla aynı yolların bir kere daha arşınlatılmasının karşısında dil neylesin, kelam ne yapsın tek başına. bir şey yapmalı kısmı elli yıllık bir slogan olmaktan başka işlevsellik kazandırılmadıkça. suyu çoktandır belirli bir seviyenin üstünde çekmeye başlayan, çekmiş olan, suyu alan bu geminin yolcularıyız ya o hesaptan ilerlersek kastedişlerin ardından yüzleşmeksizin nasıl nefes alacağız; ne hakla!. benim dediğim olur bahsinin emir demiri keser biçimleri ankara’dan istanbul’a, izmir’e bilindikliğin kocaman plastik metropollerinden tâ colemerg’e, amed’e, qileban’ın roboskî’sine, besta’nın haritalarda yerin dahi gösterilemeyen yok sayılmış yerleşkelerine, dört dağın arasında kalakalmış dersim’ine uzanan bir secerede böylesine zincirleme bir bütünlükte inatla zapt etmeyi sürdürürken dertlerin hangi birisinden dem vurmalıyız. neresinden başlamalıyız.

kolay lokma zannedilen esasında bildiğin ağır kaya nerende yük edinmek istersen oranda yüklen ya da taşı diye belirginleşen bu zehirli sarmaşıklarla örülü devlet algısının hiçbirimiz için şu yaşamı düzeltmeyeceği gerçekliğidir. söz konusu olan. kocaman bir yılı süre olarak ömürden belirli bir parçayı ardımızda bırakırken yanıtsız bırakılmış sorunlarımızın peşinde dolaşıp durmaktayız. gözümüzden akan yaşların hesabının o akıttığınız yaşlar bölücülüğe hizmet etmektedir, yeriniz yurdunuz neresi bilmeden, kafanıza dank ettirmeden sahibinize itaat etmeksizin olur olmadık seslenişlerinizden tabî ki hesap soracağız, gün de gelecek bunu yapacağız bahsinin diri tutulması nasıl sağlıksız bir toplumsal dönüşüm ile hemhal olduğumuzu anlamlandırmaktadır. birbirinin turnusol kağıdı gibi temize çeken hır gürün, şiddeti olağanlaştırması, beğenmediği her neyse ona karşı tahakkümü kolay kolay en kolayı o dikenleri batırmak, derdest etmek, yaparız inceden güzellikler hesabıyla rotası şekillendirilen, linç güruhlarına, üniformalı, formasız hizaya çekici mangalara bir ya da daha fazla sınırın içerisinde tutacak yardımcı ile sağlaması yapılan bir denkliktir bu kast ettiğimiz.

söz konusu vatansa tüm linçler teferruattır. söz konusu birlik ve bütünlük ise ölümler olağandır. söz konusu kardeşlikse o ev işaretlemeleri tamamen sevgi göstergesidir. söz konusu et tırnak ilişkisiyse roboski kırım değil afedersin mehmet mi ahmet mi! vur emrini verenlerin anlamadığı bir hatadır. söz konusu demokrasi ise bu olanlar tamamen onu ileriye taşımak içindir. söz konusu kürt sorunuysa bir elli sene sonra bir şeylerden özür dileyecek birileri çıkacaktır yerseniz. söz konusu ermeni, süryani alevi sorunuysa eğer açılımlar bütün o sorunları yerlebir etmiştir daha ne isteresiniz bre zındıklar!. hakkaniyeti yok ederek, sergüzeşt makamda yalana dolana, hiddete ve şiddete kucak açarak ilerleyen, koşan bir ülkenin perspektifinde nasıl olumlandırılabilir ki bunlar diye düşünmek halen geçerliliğini korumaktadır. cılkı çıkartılmış olan pespayeliklerin müsameresinde her defasında sahneye konmaya devam eden algı siz anlamazsınız, siz bilemezsiniz, siz yapamazsınız denklerinden dolaylarından hareketle kotarılan bizler yerine alınan kararların salt günü değil geleceğimizi de ipotek altına aldığının bilindikliğidir.

son kertede odtü’de havaya atılan gazların, bir sene önce yılbaşı arifesinde roboskî’de yağmur gibi yağdırılan bombaların, dur durak bilmeden hiddete yol verdirmeye namzet laf salatalarının yanında yanı başında ne oluyoruz sorgusu, ne yapmalıyız kısmı albenisini hala! hala korumaktadır. düşünmedikten sonra sorun yoktur. ses etmedikçe slogan atmadıkça, sloganlardan bağımsız bir biçimde hayatta varlık göstermedikçe bütün bu erkanın sağladığı moderen türkiye resminin bir hatalar, zincirleme yanlışlıkların birlikteliğine aymadıkça, uyanmadıkça daha çok masal işiteceğimiz gerçektir, haddizatında. beşerilerin koltuklarında evladiyelik olduklarını sanan yönetenlerin iki dudakları vicdan ve akıl tutulmaları etrafında şekillendirilenler, neticeye kavuşturulanlar söz konusu ülkenin kendisiyse yeterince açık ve seçik bir biçimde parçalanmışlığımızı ileriye çıkartmaktadır. sonuç kabilinden öne sürmekte her ne olduğumuzu ikide bir tekrar eden bir sonucu karşımıza çıkartmaktadır. anaakımın bütünlüklü uyumunda, darbelerle yüzleşirken! şimdinin darbelerine korunaksızlığımız salt bir cümle olmaktan öte hakikati tanımlandırmaktadır. görebilene.

teferruat, belagatli dil, tahakkümperver kalkışmalar, ustaya saygıda kusur etmemeler, ileri demokrasi bileşenleriyle akademiya’nın yüz karası kuzubeylerin! refakatlerinde onuncu yıl marşısının dönüştüğü hal iç parçalayıcıdır. (ulusolcu falan değiliz elhamdüllillah) herkeşler kck’li, illa ki tererist, olmadı bölücü, böldüren, haddini bilmez, vatandaş mı onlar bayağı böyle çook konuşan zavallılar sürüsü olarak nakş edildiği, atfedildiği, öğrencisinden akademisyenine, sıradan vatandaşından, emeğinin peşinde hayata tutunmaya çalışanlarına böyle bir ülke tahayyülü hayaldi şimdi abesle iştigal olmasa gerçek gerçekliğimiz! budur. masallar denk getirilirken ilerliyoruz, büyüyoruz, gelişiyoruz falan filan bildiğiniz medeniyet eşiğimiz ilkel çağları aratmatmayan bir seviyedeyken kelam malesef bir başına yeterli gelmeyecek. sözcüklerin şefaati tek başına bu gayya kuyusundan çıkışımızı sağlamayacaktır. bırakıldığımız, yalnızlaştırıldığımız, her ne olduğumuzun kafamıza kakıldığı koca bir üç yüz altmış beş günün ardından masalın sonu, sonlandırılması nasıl olacaktır yaşarken göreceğiz!. yaşarken belleyeceğiz.

şatafatla takdim edilenlerin hamurunda iğneleyici, daimi surette yaralayıcı, derdest etmenin ön koşulu olarak yaftalayıcı, perspektifin dil ve betimlemenin, güncenin dahilinde asılı duranların mevzubahis edilmemesine uğraş didiş canhıraş bir biçimde el verildiği bir aralıkta, takvimlere göre aralığın da sonunda işittiğimiz masallar tazelenir, durulur. bir biçimde yeknesaklaştırıldıkça kurgu ya da bir mizansen içerisinde yaşamadığımızı enikonu anlayabilmemize vesile olan bu çerçevenin sağının solunun allanıp pullanmasıyla bunun tadından yenmeyecek bir masal halinde sınıflandırılma gayreti şimdinin hakikatlerinden birisidir. böylesi bir vurgulayış ile hangi arada, derede ne dolapların çevrilmeye devam edildiğini fark edebilmemize olanak sağlayan bir “görüngü” hasıl olur. alelade saçmaların günün getirdiklerinde etkisi, dönüşümü, gelişimi yahutta alıkoymasının dinamikleri ortaya çıkmaktadır. gerçekliğimiz olarak ad verdiğimiz muktedirin bakışımının enikonu daralmasının, kapsamı v kapsayıcılığının ironi kaldırmaz bir eşiğe evrilmesinin, hiddeti, şiddeti, handiyse olmazsa olmaz bir unsur, el altında tutulacak yardımcı bellemesi beraberliğinde hiçbirimiz için o masallardan kaçış olmadığı günün dahilinde yinelenmektedir.

yinelenen sürü dahilinde sessiz kalmaya, olabildiğince gürültü çıkartmamaya, muktedire karşı laf, söz geliştirmemeye, eyleme girişmemeye dair tavsiyelerin uygulamalarıyla görünürlüğü, bilindikliği arttırılan masallardır değindiğimiz, işittiğimiz. gerçeklik genel resmin, ötesinde berisinde bunca yarayı, yazgınız budur diyerek sunulan yıkımları, hezimetleri, acı reçeteleri, şifa etmeyen dağarcıkları kinin şiddetin aslında kimlerin ellerinde nasıl kotarıldığını yine yeniden anımsatırken masal anlatmaya devam edilmesinin bütünlüklü bir anlam mahrumiyetini, her ne oluyorsa fena oluyor bahsinin önünü ardını, tamamen denkleştiren ve eksiksiz bir biçimde engellemelerin süreğenliğini hafızaya nakşettirendir. seyirliklere alıştırılmış belleğimiz için her anın bir sınav halini korumaya devam eden yörüngesinde karşılaşmalar ayrıntıların değil acının alt metinlerini, dipnotlarını ihtiva etmektedir. masalların cilasının altında acı yaşatılmaya devam ettirilmektedir. cilalanmış olanın muhteviyatında otuz dört yılın parametreleriyle aynı körlük ve bağnazlığı daimi kıldıran tahammülsüzlükleri görebilmek mümkündür.

otuz dört yılın hınç alma yöntemlerinin nasıl devamlılığının sağladığının, neyin nasıl bellendiğini idrak ettiren vesikalardan mürekkeptir. üzerine tek yahut daha fazla şey ilave etmemize gereksinim olmayacak doksan senelik başlangıcından bugüne bir cürüm haline dönüştürülen tabelası dışında içeriği boş sahayla beraber. kıyamet bile kopsa tek bir doğrunun günün ehveni olarak kabul edilip, yaşatılacağını gerisinin tatavla bellendiği işte bu gelenekselleştirilmiş, içselleştirilmiş olan şiddet eşiğinin ve ona bağışıklığın ne hallerde olduğunu netice kabilinden özetlemektedir. nokta ve aralıklarla denk getirilmiş, terk edilmiş çizgileri birleştirdiğimizde birlik ve beraberliğimizin hakkaniyetli karşılıklarını, temellendiricilerini değil utanç vesikalarının toplu geçidi karşımıza çıkmaktadır bu masalların diyarında!. noktaların tekabül ettiği avaz avaz bağrış çağrış yatıp kalkıp sığ argümanların tekrar edildiği bir muktedirlik dünyasının kendisidir. yaşamanın bedelinin zorlaştırıldığı bir ülke gerçekliği. nefes almaktan, nefes tazelemekten uzak soluksuzluğun kendisi atbaşı giderken, hayatı kapsarken halen “eyiye gidiye” kepazeliği. her bir noktanın yarıda konulmuş, yarıda bıraktırılmış bir tecrübenin yansıması hayata tutunmanın nedenlerini muhafaza ediyorken bütün bu utanç vesikalarından arınarak sağlıklı bir topluma ulaşmak nasıl olacaktır, oldurulacaktır? sorgunun tam vaktidir.

kullanılan dilin şiddeti önemseyen, hiddeti kendi algısına yoldaş belleyen ikilemde kalmış değil basbayağı hesaplı kitaplı çilelere zemin sağlayan, yol sağlayan muktedir algısı son kertede bütün bu hezimeti, ortak yazgımız diye yutturulmaya gayret edilen eğreltiliği, mesel ve sorunları sığlaştırarak, hakir görerek çözümsüzlüğe terk etmeyi süreğenleştirmektedir. masal olarak bilinenler temize çekilirken mürekkepden kan, irin, gözyaşı damlamaktadır. bütün erk, kurgunun biçimini v yönlendirmesini alaşağı ederken yıkıntılarının üzerinden o tahakkümü onaylatacak yeni lafazanlıkların dizgiye dahil edilmesidir. kuşatılıp ıssızlaştırılacak, biçareleştirilecek, biçar konulduğunda el aman feryatlarının kerhen kah duyacak kah sağır sultan olacak, dövlet mekanizmasının kendisi gösterilecektir. hatılatılacaktır. bu doğrultuda yapılıp edilenlerin kısmetinize bu çıktı sürprizlerinin karşılığı her defasında sorguyu öteye  taşırken, nedenlerin peşinden koşmamayı, niyetleri ise çoktan unutturmayı her durum ve şart altında behemehal devreye sokmaktadır. sorgulanabilirlik makamı devre dışı bırakıldı mı insanlık neye yarar bu sorgu ve düşüncenin henüz yanıtı bulunamadı bu harikalar diyarında.

töhmet, zan altında bırakma, yaftalama ile yolları kesiştirilenler için her gün bir yer cehennemken, o hale dönüştürülürken kanaat sahibi olmaktan da ötesine vakıf olmak ne ara? bütün bütün peyderpey denk getirilenlerin, kes yapıştır söylenceliklerin, ısıtılıp duran badiresavar! beton millet sakarya nutuklarının, her bireyin zikrine fikrine karışmayı marifet sayan, atarlar ile günü dar etmenin bu tahakkümü normalleştiren bir algıda köşeye kıstırılmışlık halini sürekli yaşayan insanların durumu bir gün muktedirliğin de kapısını çalmaz mı? çaldığında da böylesine sığ, asabiyeti normal adleden bir bakışımla karşılaşmak derdi anlatamamak hüzülendirmeyecek midir? nedir allasen!. saatler, günler, haftalar, aylar takvim yapraklarından üçer beşer tükenirken bir kerecik doğrunun varlığını görmek, çirkefleşmenin karşısında durun artık diyebilmek arşı alaya gönderilen göktürk uydusundan daha kıvançlanılası bir şekil olmayacak mıdır? oldurulmayacak mıdır? idenin önemsenmezliği, fikirlerin başta bölücü ve yapıcı diye ayrıştırılmasının, tek adamlığın, tek adamdan türeyen doğruculuğun bunca yüceltilmesinde durmak yok yola devam eylemi bir hızarın gerçekliğini akla düşürmektedir.

hızar mütemadiyen bu başın üzerinde sallandırılmaya devam edilirken bütün olan biteni bir masal menzilinde gören, vurdumduymazlıkla beraber enikonu içselleştirilen bir vesikayı ne yana koyacağız!. otuz dört canın bir “gece” ansızın, bombalanması, paramparça edilmesinin hesabı bir türlü verilmezken, verilmemekteyken onlara sivil sivil deyip duruyorlar durun bakalım kazın ayağı öyle değil diye sayıklayan yazıklanan, başvezirin hiddetinin bu sıkışık kaldığımız acı ekseninden öteye çıkamayacağımızı yinelemesi düşündürücü değil midir? dövlet katil değildir, seri katildir bunun beyanatı bir hıyanet için değil onca insanın göstere göstere yok! edilmesinin sıradan bir kaza gibi görülmesinin üzüntü verici halini ne yana koymalıyız. vicdanı pas tutanlar için bu bakışımın devamlılığında mı barış gelecek, kalıcı olacaktır. devlet mekanizmasının, ses edenlerin sesleri elbet bir gün er ya da geç had bildirmelere denk getirileceği, hudut devşirmelerin -devlettir gerektiğinde sever gerektiğinde can alır.- menzilinin aralığından ortaya serilenler bir masalın dahilinde yaşamadığımızı alenen ortaya sererken düşünmek ne ara söz konusu edilecektir.gerçekliğin görünmez bilinmezliğini duyumsatmaya gayretkeş olan gazetecilerin halen mahpusluklarının sürdürüldüğü, milletin vekilliğini elde etmiş, seçim kazanmış olmalarına, halktan onay almalarına rağmen aidiyetleri, öncelikleri içimizdeki hainler kontenjanına entegre, sıkış tepiş edilen insanların durumlarının ilave ettiğimizde sonuç ne olacaktır? günyüzü uzakları işaret eden bir menzilin kendisi midir?

ne yana koyacağız siyasi tutsakların, dışarının umursamazlığına karşı görülmüştür damgalı mektuplarıyla hayatlarından kesitleri ulaştırdıkları gerçek yıkımların, tahakkümlerin neler olduğunu işitmek zor mu bu kadar. günlük yevmiyesine 1.1 tl zam ile asgari yaşamın en alt kademesinden hayatı idame ettirme sınavındaki emekçileri yanisi yüzde ellinin ötesini hasılı kelam; pek çoğumuzu ne yana koyacağız. görünen köy artık kılavuza gereksinim duymazken, görmeye uzak olanlar hiç etrafınıza bakıyor musunuz vurgusunu yineleyelim bir uyaran kabilinden. entelijansıyanın muhabbetinin bütün olup bitenler hakkında yüksek yüksek ahkam kesmekten başkasına ilişmemişken, alışmamışkenb hal böyleyken sokağın, avazının, ıssız konulanların seslenişlerinin, yaşamlarına kastedilenlerin nihayetinde fark ettirme çabalarında bunca kabusun varlığı karşısında nihai bir tepkimenin bina edilmesi hangi aralıkta gerçek olacaktır. aşağıda konumlandırılmış olanlar öyle bellenmiş olanlarımız adına bir mücadele yılı daha başlamaya hazır ve nazırken meram elbette dizilir. meram düzenlenir başka vesikalarla, iş o menzildekilerin başlarına getirilenlerin, yaralanmalarını, yaralarını onarabilmekte, muktedirliğe karşı; topluca ses etmekte, devinimi tam ve eksiksiz sağlamakla söz konusu olabilecektir. uyurgezerlikten uyanmamız ancak beraber olduğumuzda bir hakikat olacaktır. hala şüphesi olanların bilgisine…

>>>>>Bildirgeç

Roboskî Yoklaması: Unutursak Kalbimiz Kurusun! – Reha RUHAVİOĞLU*

Ben Selim Encü’yüm; babasını anne karnında kaybetmiş, yavrusunu anne karnında yetim bırakmış bir yetimim… “Hayat zordur” demişler, böyle bir ölmek daha da zormuş, bu ölümle anladım… Kırk yaşına dört çocukla girecektim, karlar üzerinde kırk parça olsun istemezdim bedenim, ciğerime çektiğim cigaram ciğerimle beraber bir kayanın altında kaldı…

Ben Osman Kaplan’ım; babamın oğluyum, gözü pek, alnı ak… Yoksulluğu ite kaka beş çocuğa bakıyordum… Her bir yaşım bir tesbih tanesi gibi savruldu Roboskî’nin kayalarına, ben böyle ölmemeliydim…

Ben Hüsnü Encü’yüm; tam sekiz yıl hasreti ile kavrulduğum bir evlat müjdesi almıştım. Hayalimde yavrucağımın yüzü, yanımda kardeşimle beraber düştüm toprağa… otuz yıllık ömrümün bakiyesi, yanan bir ceset kokusu…

Ben Nadir Alma’yım; babamdan kalma bir işim vardı, kaçakçıydım, tütün içerdim, mezarıma çiçek ekin…

Ben Mehmed Ali Tosun’um; on bir kardeşin biriyim, beni beyaz kefene sarmayın, beyaz karın üzerinde donarak öldüm, ama siz anama öyle söylemeyin…

Ben Zeydan Encü’yüm; kara toprağın kara bağrına, yanyana yürüdüğü kardeşi Orhan ile yanyana değil parça parça düşen… Şerafettin Encü sayıldım otopsi raporunda, mezarlıkta düzelttiler adımı… Ölüm çemberinden kurtulamadık… Ömür çemberimizi kırdılar… Babam hangimizin acısına yansın şimdi…

Ben Selam Encü’yüm; mühendis olacaktım. 23’üncü yaşıma giremedim, beni bombalayan pilot’un ben yaşında bir oğlu varmış, mühendis olacakmış… bir bahar daha göreydim ne olurdu?!

Ben Seyithan Enç’im; Dağları delemedik, göğsümüzü deldi kara gülleler. Ferhat’la Mecnun’a haber salın. Teknoloji çağı deyip küçümsedikleri zamanda bir genç, sevdiğinin sesini duyabilmek için öldürüldü… Vasiyetimdir: Beni sevdiğimin gamzelerine gömün…

Ben Hamza Encü’yüm; otopsi raporuna “aidiyeti bilinmeyen kol ve bacak” olarak geçtim ben! 80 kiloluk Hamza’sının on kilosuna iki gün sonra kavuşabildi anam! Bedenimin 70 kilosu Roboskî’nin dağına bayırına savruldu. Anam her dağa, her taşa fatiha okumasın da ne yapsın?

Ben Fadıl Encü’yüm; ‘Yüzümün üstüne kaç yüz düştü’ sayamadım, kaç yüz parçaya ayrıldı bedenim… her birimizin kaç parçası kaldı karlar altında… üç gün aradılar beni, vücut parçalarım bulunamadı, birçoğu gibi ben de eksik gömüldüm… Saatim kolumla beraber kayboldu bulursanız kardeşime verin…

Ben Hüseyin Encü’yüm; bacağım yok, kan kaybından öldüm, ruhum santim santim, gram gram çekildi, nasıldı anlatamam size…

Ben Nevzat Encü’yüm; sekiz kardeşin ikincisi, ocağına ateş düşen “otuz dört”lerin bilmem kaçıncısıyım… Benimle beraber yedi kişi eksildi sınıftan… Roboskî, yediveren gibi büyüyen bir kahırdır artık… Yedi kardeşimin isyanını duyuyor musunuz?

Ben Şêrvan Encü’yüm; Şêrvan “aslan avcısı” demek… Sırtıma bir hançer gibi saplandı bomba! Arkadan vuruldum! Şêrvanlar hep böyle mi ölür!?

Ben Cihan Encü’yüm; 15’e girmeden yetim, 18’e ayak basmadan öksüz kalan, 20’sini göremeden toprağa düşen biriyim… Askerin biri “bu son kaçağınız” demişti, sonumuz oldu… Katilim istediği zaman lambayı söndürsün, ben onu karanlığından tanırım!

Ben Adem Ant’ım; nişanlıydım, bu son “kaçakla” Garibe’me bir çift küpe alacaktım. Katırı da emanet almıştım, iki kere mahcup oldum…

Ben Salih Encü’yüm; Anamın gözbebeği yanarak öldü… Herkesin babası buradaydı, bir benim babam yoktu… korkudan olacak unutmuşum, benim babam mayın kurbanı idi, tek ayaklıydı, onca yolu gelemezdi…

Ben Özcan Uysal’ım; amcamın düğününe hazırlanan kızların ellerinde kaldı parlak fistanları… kız  kardeşlerim, zülüfleri yerine gözyaşı dökecekler, yine yas tutmak kalacak bu toprağın analarına, yine yetim çocuklar büyütmek düşecek paylarına…

Ben Şerafettin Encü’yüm; 12’sinde öksüz kalan çocuk 17’sinde toprağa düştü, anasının yanına bir mezar daha kazıldı, domdom kurşunu değil koca bombalar bedenimdeki, yine teke tekte yenilmedik, yine haindi pusu, benim de hikâyem böyle bilinsin…

Ben Cemal Encü’yüm; okulun kantinine olan borcumu ödemek için gitmiştim kaçağa. Babam yanmış elbiselerimden tanımış beni, parçalarımı çuvala koymuş; Ceylan’ın annesi gibi…

Ben Aslan Encü’yüm; çıkmadan anama tembih ettim “kekliklerimi susuz bırakma” diye. Keklikleri sahipsiz, anamı da Aslan’sız bıraktı o koca bombalar. O gece, o beyaz karın koynuna bir Aslan düştü.

Ben Vedat Encü’yüm; üç gün sonra on sekizime girecektim, akan kanım buz kesmiş, ölmüşüm…

Ben Selahattin Encü’yüm; özlemlerimi soğuk toprağın bağrına gömen ve katırıyla ölenlerdenim. sizin hiç çocuğunuz bombalandı mı? Babamınki bombalandı, kahroldu!

Ben Salih Ürek’im; etrafa saçılan ceset parçalarını, katırların sesine karışan insan seslerini, kanı, acıyı, çaresizliği gördüm o gece. Yaralı bir ceylan gibi yüklediler bir katırın sırtına, ambulansların yolu kesilmiş, katır sırtında ölmüşüm…

Ben Yüksel Ürek’im; etlerim kıymaya döndü, katırımın etleriyle karıştı! bir parçam traktör yükü benim! yaşımı biliyor musunuz siz!?

Ben Bilal Encü’yüm; yaşım 16. Bir ailenin umudu, zor bir hayatın kahır dolu sonuyum… “Keşke biraz ölmesem” diyecektim, komadılar! Böyle yazılsın mezar taşıma…

Ben Celal Encü’yüm; Sizin hiç tebessümünüz çalındı mı? Benimkini çaldılar! Şimdi burada tebessümlerimin hırsızı, umutlarımın cellâdı olanlar hesap versin diye gözlerim açık bekliyorum…

Ben Serhat Encü’yüm; Şekerden hayallerim vardı benim, bombaladılar! Annem güvercininin acısını dindirecek merhem bulamaz, sorarsa siz ona şöyle deyin: O güzel insanlar, o güzel katırlarla gittiler, dönmediler…

Ben Mahsun Encü’yüm; sabaha çıkamadım, kardeşimi doktora götüremedim, doktorda olan babamın eve dönüp dönmediğini öğrenemedim. Artık büyüyemeyecek, evlenemeyecek, çocuk sevemeyecek, takım tutamayacak, ağlayamayacak, gülemeyecek, aşık olamayacağım.

Ben Savaş Encü’yüm; 14’ünde toprağa düşmüş bir fidanım… Ben doğmadan ömrüm kadar sürmüş ölüm yarışı, ömrümce de sürdü, ma êdî ne bes e!

Ben Orhan Encü’yüm; ak yeleli bir tay sırtladı beni, cennete uçurdu… Ben gittim, düşlerim kalacak bir ceviz ağacının kıyısında… Ağabeyim Zeydan ile artık ‘bir gömüyüz biz, bulutların altında…’

Ben Erkan Encü’yüm; ömrümün 13 senesini yaşadım, ‘üstü kalsın’ deyip ayrıldım aranızdan, ‘asker görürsen korkma’ dedi annem, bomba düştü, çok korktum… Bilmek ürkütüyor biliyorum, ama gene de söyleyin; kapanır mı bombanın açtığı yara çocuklarda?

Ben Şivan Encü’yüm; Şivan Perwer’in “Helepçe”sinde bir “ax hawar! hawar! hawar!” var ya o benim işte…

Ben Bedran Encü’yüm; yırtık elbiselerimin cebinden bir kek çıkmış, acıkırsam yiyecektim. Gövdemin sağ üst parçasını bulmuş babam, bacaklarım “kök saldı” toprağa,  “kökümüzü kurutamasınlar” diye…

Ben Muhammet Encü’yüm; “otuz dört kaçakçı” idik biz… Şimdi siz, “Otuz üç kurşun”un yanına “otuz dört kaçakçı”yı da yazın, üç’ler yedi’ler kırk’lara ‘otuz dörd’ü ekleyin ve unutmayın…

Ben tam 365 gündür Reha Ruhavioğlu Encü’yüm; şairin dediğini diyorum:

“katır sırtında taşınan ölüler /
unutursam kalbim kurusun!”

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala “akil” olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir, öyle değildir. Aslında gözümüzün önündekilerin, her ne ediliyorsa belirli bir doğrultuda hakikatin eğilip bükülmesi bugünlerin en büyük gerçekliği savını derinleştirmektedir. Yalnızlaştırıldıkça derdin önemini değil kopan tantananın kısa sürede unutturulması üstü ve yan unsurlarıyla beraber ele alındığı bir zamanelik hasıl olmaktadır. Meram bunun için değerlidir. Reha RUHAVİOĞLU imzasıyla Aşağıdan sitesinde yayınlanmış olan Roboskî Yoklaması, denk getirilenlerin yanında bilmediklerimizi, unuttuğumuzu yeniden öneren bir vesikayı tanımlandırmaktadır. Orada 28.12.2011’de yarıda konulan hayatların seslenişleri hepimize bir kalk borusudur aslında.. Kimin gözünde her ne isek onun göreceliliğini sorgulatan bir yetkinlikle beraber. RUHAVİOĞLU ve Aşağıdan ekibinin anlayışlarına binaen metni sayfamıza alıntılıyoruz….

 …Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam…İyi Haftalar…

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Uludere’yi Unutma! – Emrah DÖNMEZ – Youtube
İşkence ve İnsanlık Dışı Aşağılayıcı Muamelenin ve Cezanlandırmanın Önlenmesi ve Tutuklu Hakları – 21. Rapor – CPT
Çağrı: Mor Gabriel’e Dokunma!
Belgesel: Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim – Ümit KIVANÇ
Tragic Turkish Bombing Still Unresolved – Joe PARKINSON via WSJ
Türkiye: Hava Saldırısı Kurbanlarına Adalet Yok – İnsan Hakları İzleme Komitesi
Roboskî Yoklaması: Unutursak Kalbimiz Kurusun! – Reha RUHAVİOĞLU – Aşağıdan
Kervan – Deniz GEZGİN – Agos_Şapgir
Roboski – Özgür EYLEMCİ – Ajans Amed
Roboski’nin Direnişi Erdoğan’ı Yargılayacak! – Hamide AKBAYIR – ANF
Utanç, Yas Tutma, Adalet: Roboski Katliamı – Kaçakkova – Mutlak Töz
TMMOB-DİSK-KESK-TTB: “Roboski Katliamının Sorumluları Hesap Vermelidir” – Politeknik
Devlete “Adam Öldürdüm” Dedirtemezsiniz, Bu Ülkede.. – Yetvart DANZİKYAN – Radikal
Bir Türk’ün Gözünden: Uludere’nin Bir Yılı – Erkan BAYIR – Aşağıdan
Devlet Bize Ölümden Öte Bir Şey Göstermedi – Gözde TÜZER – Evrensel
Türklerin Roboskisi ve Devlet Anlayışları – Zübeyir ŞİVAN – Hürbakış
Roboski’nin Katili Erdoğan, Yeni ‘Angajmana’ Gerek Yok – Baki GÜL – ANF
Katliamın Yıldönümünde Roboski’de – İMC
Tüzel: Suçlular Susuyor – Evrensel
Roboskî, Maraş Katliamı ve AKP İktidarı – Sultan OĞRAŞ – Özgür Gündem
Rapor Belli Oldu, Katliam Aklanacak – Emek Dünyası
Safları Sıklaştırmayın Büyükler – Demiray ORAL – DYH
Yatıp Kalkıp Roboski Demek – Sendika.org
Uludere Neler Yaşandı? – Atilla GÜNER – Rusya’nın Sesi
Herkes Evladını Sever – Mehveş EVİN – ME’s Blog
Yeni’sini At, Elde Kaldı Yıllar – Gözde BEDELOĞLU – Birgün
13 Yıl Önce Bugün: “Faili Meşhur” Bir Ölüm – Yurtsuz
15 Yıldır Kayıp – A. Vahap HARAN – Mustafa Emrah SÜER – DİHA – Yüksekova Haber
Polisin Gaz Bombası 11 Yaşındaki Bir Çocuğu Ağır Yaraladı – Muhalefet
Beşikçi: Son 30 Yılda Kürtleri Herkes Tanıdı – Hürbakış
Bu Dava Bitmedi!.. – Vahap COŞKUN – DYH
Kürt Sorunu Bağlamında Bazı Anayasal Tartışmalar (I) – Murat SEVİNÇ – Bianet
Sultandağı’nda Kürtlerin Ev ve İşyerlerine Saldırı – ANF – Özgür Gündem
Açlık Grevleri Sürecinde Sendikalar Üzerine – Hasan ALİ – Muhalefet
Kar Üstünde Bir Çift Terlik – Sarphan UZUNOĞLU – Akşam
Beş Silahlı Polis Kovalıyor – İMC
ODTÜ Yalnız Değildir – Özgür MUMCU – Radikal
ODTÜ, Şimdi, Sonra… – Onur ÖZGEN – Red Gençlik
ODTÜ Sefer-i Hümayunundan Viyana Bozgunu Çıkar Mı? – Foti BENLİSOY – FB’s Blog
Galatasaray Üniversitesi Akademisyenleri: ODTÜ’lü Akademisyenlerin ve Öğrencilerin Yanında Yer Almak Bir Sorumluluktur – Başka Haber
ODTÜ’de Polisin Öğrencilere Nişan Alma Görüntüleri! – Kollektifler.net
“Polisin Kurduğu Pusuda Darp Edildim, Orantısız Güç Demek Basit Kalıyor” – Doğu EROĞLU – Türkiye’den Şiddet Hikayeleri
Ankara’da Polisin Öğrenci Avı Devam Ediyor: Başbakan’a Mektup İletmek Terör Suçu – soL
İktidarın Rektörleri – Onur EREM – OE’s Blog
İki Haftalık Öğrenci Mücadelesinin Bir Bilançosu – İbrahim Q – Servet Düşmanı
Julius Oppenheimer ODTÜ’lü Müydü Hocam? – Mustafa ÖZCAN – Sol Defter
Sabahattin Zaim: Şaka Kaka Olmasın – Foti BENLİSOY – FB’s Blog
ODTÜ’yü Kınayan Öğrenci Konseyi Başkanı Yolunu Bulmuş! – soL
YÖK Yasasına Karşı Üniversite Kürsüsü – Dosya – Sendika.org
Şey Anayasacılığı! – Murat SEVİNÇ – Radikal 2
Derin Devlet Efsanesi – Kadir CANGIZBAY – Birgün
Kuvvetler Ayrılığı ‘Hır Gürü’nün Sebebi İki Hastane – Ezgi BAŞARAN – Radikal
Kuvvetler Ayrılığı Tartışması ve AKP Hegemonyası – Harun YILMAZ – Militan
Siyasi Tartışma Programları Demokrasiyi Nasıl Sömürür? – Defne ÖZONUR – Muhalefet
İMO: “1948 Karayolu Programından, 2012 Köprü ve Otoyolların Özeleştirilmesine” – Politeknik
Hikayesini Yazamayan Kadın – Gözde ÖNDER – Solukbeniz
Asabi Bello’yu Sahipsizlik Öldürdü – Zeynep KURAY – ANF
2012’nin Sınıfsal Bilançosu – Mustafa SÖNMEZ – Muhalefet
Şantiyede Ölen İşçilerin Ailelerine Bir Miktar Para Verildi, ‘Tüm Haklarından Vazgeçtiklerine’ Dair Sözleşme İmzalatıldı – Umay AKTAŞ SALMAN – Radikal / Başka Haber
İşçiyiz ve Haklılığımızla Mücadele Ediyoruz! – Halkın Sesi
Asgari Ücret Net 700 Lira Oldu – Sol Defter
34 Senedir Asgari Ücret Artmıyor! – Muhalefet
Sanat Değil Utanç Gecesi! – Ayşe GÜVEN – Onur ÖZTÜRK – Evrensel
Kış Güneşi – Karin KARAKAŞLI – Agos_Şapgir
Asgari Düşünce – Kemal YILMAZ – Sendika.org
Gerçeğin Kalbi “Tepenin Ardında”! – Büşra ERSANLI – Bianet
roboski katliamı “hayvan”ların işi degildir… – Marxist Öküz – Öküz Komünü
Transiktidar ve Transseksüel – Mahsum ÇİÇEK – Birikim
Ermenistan Başbakanı: “Suriyeli Ermeniler Zor Durumda” – Amerika’nın Sesi
Üç Farklı Ses: Suriyeli Muhaliflerle Röportaj – Betül Dilan GENÇ – Marksist
ABD ‘Mali Uçurum’un Kenarında – Rusya’nın Sesi
Naomi Klein: “İklim Değişikliği Zamanımızın İnsan Hakları Mücadelesidir ve Sadece Çevrecilere Bırakılamayacak Kadar Önemlidir” – Yeşil Gazete
Gelmekte Olan Ortaklık / Tienanmen* – Potlaç
Gelmekte Olan Ortaklık / Sınıfsız – Oğuzcan ÖNVER – Aşağıdan
1071 Nesli ve Mustafa Kemal’in Yurttaşları – Yetvart DANZİKYAN – Agos
Tren Yolu – Bülent USTA – Birgün
Okuyamamak – Cüneyt UZUNLAR – Açık Koyu
Direnç ve Umut – Zülâl KALKANDELEN – Cumhuriyet Pazar Dergi
Eleştirel Psikoloji ve Toplumsal Mücadeleler Üzerine: Dennis Fox – Özlem ARKUN – Meydan
“Kötü Tohum Olmaktan Sıkıldım” – Osman KAYTAZOĞLU – Sanatatak

Stable Mechanism Official via Escala
Stable Mechanism Artist Page via Soundcloud
Stable Mechanism – Approaches To Understanding Nothing Album Informative via Platforma-LTW
ASC Official
Ulrich Schnauss Official
ASC w. Ulrich Schnauss-77 EP Informative via Surus
Sam KDC Official via Twitter
Sam KDC Artist Page via Soundcloud
Sam KDC – Synesthesia EP via Veil’ Tumblr
Amen Ra & Vibezin via Boiler Room
Amen Ra / Scene Selection: Keysound Recordings By Seb WHEELER via Mixmag
Amen Ra / LHF – Keepers Of The Light Album Critic By George BASS via Drowned In Sound
Tunnidge Official
Tunnidge Artist Page via Soundcloud
Tunnidge Interview By Laura CHARALAMBOUS via Knowledge Magazine
Kryptic Minds Official
Kryptic Minds Artist Page via Soundcloud
Kryptic Minds – The Divide / Rule Of Language Critic By Alexander THOMAS via Skanktfo

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan – Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
———————————————————
>>>>>Info Go-R-Sel
1st April – Typewriter Keys By *superhoop* via Flickr

>>>>>Poemé
Yüz Yıllık Yalnızlık… – Ömer Faruk HATİPOĞLU*

Roboskiler için…

I
bir çocuk bedene kırk uçak kaldırırlar
sabî bedene bir filo uçak       
öldürmeye arş-ı alâda gözler
kaldırmaya katırlar
elin bir ayağını biçmesi gibi
bu toprağın dişinden kalkar uçaklar   
vurur bu toprağın dilini
şehrinden bombalanır köylü çocuklar
bomba bir şehri yıkacak kadar
ölü duyar ölür taş duyar
dünya en fazla şöyle bir
şöyle bir yan değiştirir
her çığlık dehaka müsekkin
dehaka beyin her çocuk
mayına basmaya korkarken
kazan’la çiğnenen çocuk
bir sabî bedenden kırk uçak
döner taş yemeden muzaffer
mağlup cesetler geride
parçalanmış yalnızlık
haşa tanrı uykuda gibi
tekmil tanrılar uyanık
katırlar var yalnızlığa
katırlar katırlar sırtındaki
odun değil insan
canlı değil ölüsü
zulm ölümle bitmiyor
ey siniri nasırlılar
zulmün en dişlisi
bir ölüye işkence
ve gidenleri asıl götüren
yüzün avuç avuç körlenmesi
zalimleri görünce

II
önce sınır konulduydu aramıza
aramıza yumak tuzak
toprağın alnına saplanan nacak
enine boyuna saplanan
dağlar dağlılar kadar sınır
dört kez geçirildi her boyuna
eğilsin diye bir kolay
boyuna eğilsin diye
sonra tarla tarla mayın ekimi
an’lar boyu nemrut surlar
yakar ta ötede ibrahimi
devletin resmî dili silahtır
jandarma göçer aşiret
şirret kuşatmalarda sekerat
salt nefesi kalmış hayat
soluk, soluk siyahtır
toptancıdır buralarda azrail
yangınlarda kibrit gibi bir yalnız
bedeni soğurken hiç yalnız değil
salâsı salâlara karışır
musallası boşalmaz
öncesi sonrası fırtına talaz
fırtına talazda sis
sis kısık göz koca kulaklı
civadan buharlaşmış
kurşun kanatlı
gölge demektir kanat
girsen altına pençe
çıksan keklik ötüşlü ihanet
döldaşmış akbaba serçe
ah ihanet dağ’ı yar’a çevirme
gökten çevirme hattı               
yalnızlığı bilmez                       
her asiye bir hain
her enseye bir karartı
arkalı mazlumun sırtı
dişti tırnaktı hançer
şer yalnız koymadı
inkâr zihne çakılı ekser
ağza dil damaktı
çığ bombalar düştükçe coğrafyaya
çok ses kaldı altında
çok dünya
ses dilde ceset zaten
sessizlik ateşe yağan kar
hem ölüye kefen
kefen çok görülür bazen
bazen kömür tendendir
karşıcı yangınlar var
yangınlar çekirge sürüsü
köylerde mukim yangınlar
gezer mezrayı sıçrar ormana
dağa dal civana
sürü sürü boş bakış yok mu
benzin körük yangına

III
hayat yollar dolusu demir parmaklık
uygun adım geçirildi içinden bir halk
duvarlar duvarlar ruhlara
çıkılmış duvarlar geçti bedenden
taş mı can hayır taş ocağı
dağıttığı dinamit
bahane yalnız bırakmadı
dönek amalar
yamayı eskilerle yamar amalar
bu kumaş yanlış dikişlerle çürük
devlet nehri bu kumaşı akıtır
kızıl akar öteki tene eğreti kürk
tenleşir kürk ve altını boşaltır
al işte beyaz kimlik giyersen
bolca kimlik onura dar
al işte
yanlış mıydı uzanan el geçmişte
el uzak misafire açılan kucak
bu toprak bereketli bu toprak
ve bencile mahsus yalnızlık
diye omuz verildiydi yer yatak
niye el kapısı oldu ev sahibine
derken çınarı yerinden yolmak
yolmak sürgüne
şimdi kapıda nöbetçi fail-i meçhûl
malûm dünün mirası
her sokak bir cinayete çıkan yol
kırk uçlu ipe bağlı her katil
dil budar paslı devlet makası
tarihle bağ keser
yerine mezra başı karakol
ve her sivile hapishane

IV
arsız bir tekrardır uludere
roboski zalim kere tekrar
dağlarda sınır dışı çocuklar
dağlar sınır dışıdır
tepede kılavuz ‘neron’lar
negatife bilmem kaç uçak
kaçak gezinin resmine
önce flaşlar patlayacak
sonra…
sonrası çığdan sonrası
sessizlik yalnız koymaz dedikti
kimsesizliğin hası
yüz yıldır yalnız değil bu halk
cehennemler cellatlar içinde
içinde cehennemi celladı
aşk da öyle kalabalık
bu halk ateşine aşık
hem ipine aşık bu halk
ah be yüz yıllık yalnızlık
yüz yıllık kalabalık ah

V
cehennemden sıyrıldı ya bir çocuk
umuda yeniden giriş cennete yol
yolda daha çok cehennem varmış
olsun yok umutsuzluk
ölüm var olacak
umuda ölüm yok      
her omzuna bir bomba düştü
düştü diz çökmedi bir çocuk

kaynakça: özgür gündem

>>>>>Podcast Ünitesi
Deuss Ex Machina # 423 (29.10.2012)
Deuss Ex Machina # 424 (05.11.2012)
Deuss Ex Machina # 425 (12.11.2012)
Deuss Ex Machina # 426 (19.11.2012)
Deuss Ex Machina # 427 (26.11.2012)
Deuss Ex Machina # 428 (03.12.2012)
Deuss Ex Machina # 429 (10.12.2012)
Deuss Ex Machina # 430 (17.12.2012)

Deuss Ex Machina # 428 – cogair dofheicthe

Leave a comment

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_428_–_cogair dofheicthe

03 Aralık 2012 Pazartesi gecesi “canlı” yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. X-TG – Janitor Of Lunacy – Vocals By Antony (Industrial Records)
2. X-TG – Abschied – Vocals By Blixa Bargeld (Industrial Records)
3. Vindicatrix – Runaway Prey (Mordant Music)
4. Vindicatrix – Remote Viewers (Mordant Music)
5. Matthew Dear – Ahead Of Myself (Ghostly International)
6. Matthew Dear – Do The Right Thing (Ghostly International)
7. Gudrun Gut – Simply The Best (Version RR) (Monika)
8. Gudrun Gut – Garten – Jörg Burger’s Modern Gardening Mix (Monika)
9. Mark Fell – SOA-5 (Editions Mego)
10. Mark Fell – SOA-7 (Editions Mego)
11. Underground Resistance – Quadrasonic (Go Bang! Records)
12. Underground Resistance – Predator (Go Bang! Records)

cogair dofheicthe
(428)

kalıplara mengenelenmiş, sımsıkı birbirine geçmesine çaba sarf edilen kendimiz çalıp kendimiz oynuyoruz bahsi ile yine bu mabadda çok ses edilmeyenlerin, önemsenmeyenlerin, adlarını geçtik; kelamlarının bile neredeyse unutturulması gayesinden başkasına müsammaha gösterilmeyen ve tevekkeli bu gayreti anlamlandıran çabalarla hiçbir konunun konuşulmadığı, bahsinin katiyen açılmadığı bir öğütücünün içerisindeyiz. öğütülüp unufak edildikçe, yokluğu tescil edilmeye gayretli olunan ne varki sorunun öznelliği gerçekliği ve daha fazlası bunca örtbasa rağmen hala meydandayken biteviye yok yok türküsünün çığrıldığı bir zaman diliminde yol verildiğinde hangi edimlerin neye dönüştüğünü amasız, fakatsız, acabasız, keşkelerden de bağımsız neticede hakikate doğru evriltildiğini, nasıl evrilmekse artık bilakis yamultulduğunu muştulayan bir öğütücünün haznesindeyiz. içindeyiz. dur durak bilmeksizin gündem denen kanalizasyondan hallice yapımın kadüklüğü dahilinde ses edilenlerin değil sesi kesilenlerin, önüne setler çekilenlerin başlarına her nelerin getirildiğini layığıyla çözümleyebilmeye olanak sağlayan bir platonun merkezindeyiz.

yaşamı bir sinematografik kurgu raddesine denk düşürüp, olan biteni geçmişin pusu, pası irini bir yana her an tazelenebildikçe kıvançlandıkça, gönençlendikçe bir şeylerden kurtuluşun anahtarının da oralarda o cedlerde, ataların bilmem nerelerinde bulunabileceğine kani olunan, buna biat edildikçe enikonu saçmalamaların dozunun artık basbayağı tavan eşiğini zorladığı bir mevhumda öğütülüp duruyoruz bir sakız benzeri caklatılıp, çiğneniyoruz. iki arada bir derede savuşturulan, budur önünüze çıkarttığımız denilerek atfedilen, paylaşılan şeylerin nasıl da üstünkörü bir hiddet mihmandarlığının öz mamülü olduğu, nasıl da açmazların daimiliğinden başkasına müsade göstermeyen bir ilericilik takıntısına bağımlı kalındığını örnekleyen tasvirlerden mürekkeptir. bütünleşiktir. ilerlemeye handiyse doyamadığımızdan durmadan bir yerinden falso veren, durmaksızın bir yerine başka bir yamanın gerekliliğini hatırlatan bir yarılmanın, bölünmenin, zaruri bir ayrışmanın ve daha da ağırı olan anlamsızlık ile imtihanın yekten tekrar edildiği hiç alt edilemediği bir sahmanlıktır denk düşürmeye çalıştığımız.

bunca öğütmeye bir türlü doymayan, birilerine sarmayı, inatla onları hedef haline dönüştürmeyi tıpkısı, aynısı bir “hobi” mertebesinde değerlendiren, kendi kusurlarının üzerini ivedilikle örtmeye çalışıp başkasında bulduklarından, zerre miskalinden avaz avaz gümbürtü kopartmaya, tatavlalarla esastan uzaklaşmanın uzaklaştırma gayretinin bir arada götürüldüğü bir sahmanlıktır haddizatında öğütücü nam atfettiğimiz kalıt. kalıtın sabitliği sağlama alındıkça mesellerin konuşulabilirliğinden ziyade ne kadar çarçur edilebileceği üzerine kafaları patlatmanın getirmiş olduğu sonuçsuzluk beraberinde yüklenişlerimizin ağırlığını, ağıtlarımızın belirgin bir biçimde daimiliğini sağlamlaştırıyor. ötekisi olmadan, ötekisi olarak atfedilmeden, yaftalanmadan gözyaşını birilerinin çıkarları uğruna dökülmediğini, ağıtların illla billa bir kanıksama biçemi, göstergesi olmadan da bir şeylerin farkındalılığı için yakıldığına şefaat bu kadar zor mudur sorgusu ile başbaşa kalırız bu ahvalde. dönüp dolaştıkça kıymetin nelere verildiğini, nelerden esirgendiğini layığıyla şekillendiren, dönüştüren bir ambalajlama ile sunumlandırılır bu öğütücü.

büyük biraderin memleket mümessili olanında nasıl da hiddet ve tepkimeyle beraber sahip çıkıldığını kendisine dönüştüremediğine karşı basbayağı bir silah haline indirgendiğini, yönlendirildiğini afişe eden bir sunumlandırıcının kendisidir öğütücü. roboski bir ahmet mi ya da mehmet mi anlaşılamayanlara karşı gerçekleştirilmiş bir hatadır. ne de olsa bol ‘adet’li güzel ölümler devletin ayrışmaz bir hareketinin, gerçek öğtücülüğünün başka bir turnusoludur. kaçağa gitmeselerdi onlar da, cık cık cık. mavililerin saldırısı sonucu yaşamını yitiren bir öğretmen olan metin lokumcu’nun davasında ilerleme değil tam aksine örtbas etme gayreti söz konusuyken hala onu böylesine göstere göstere hayattan alıkoyabilme cüretinin elebaşlarından somut bir yanıt isteyenlere karşı gösterilen tahammülsüzlüğü de pekala bu katara eklemleyebiliriz. ne de olsa üzerinde fazla durulmasına gerek olmayan bir ‘tanesi’ olaraktan kayıt altına alınmıştı zamanında lokumcu’nun katli. her neden orada toplanıldığına bile zerre önem verilmeden geçiştirilip unufak edilmeye çalışılan.

bir nebze olsun başkalarının da hayatlarına en az bir kere doğru bir şeyler için çabalandığına, yol gösterici olabileceklerine kani olamayanların kendi halkına karşı gösterdiği bu tahammülsüzlükler silsilesinden bir başkası olarak sosyolog pınar selek’in sonuçsuzluk döngüsünde ha’bire ısıtılıp durulan mısır çarşısı davası boyunca başına getirilenleri eklemleyebilmek, iliştirebilmek lazım gelendir. sosyolojik dönüşümümüz kadrajın dışında özenle tek başlarına bırakılanlara karşı iç-dış ayrımı yapmadan bunu hemen hiç gözetmeden el vermeye, derman olabilmeye, seslenişlerinden, kelamlarından buraların bilinmedik yüzlerine dair tespitler ortaya çıkartmaya gayret eden bir insanı kamili terörist olarak nakşettirmenin her gün bu yaftalama tahrifatının başka bir evresiyle yüz göz etmenin, durmadan da ya sabır çektirtmenin, gelgelelim o balçığı alına sıvamadan, yaftalamaya dur demekten kendini alıkoymayanların veballeri her ne olacaktır. elli yıl sonra özür falan mı?. denk getirildiğinde, parçalar yan yana koyulduğunda çok da güzel, pek de matah bir biçimde ortaya çıkan derin devletlunun kesip, biçme ve ayrıştırmalarla beraber linç ettirme diksurunu emir demiri keser dercesine sektirmeksizin uygulayanlarının her dem el üstünde tutulduğu bir cenahta kollanıp durulduğu bir yerde hakkaniyet dediğiniz bu öğütme rutininde sıranızı beklemek ve sonunuzu görmek midir nedir yani?

muhalif olmanın muhalefet etmenin yaşadığın coğrafyanın kabullenişlerinden huylanıp da bir şeyleri seslendirmenin evet buna cesaret etmenin, kalem oynatmanın, huylarından asla vazgeçmeyecek olsalar da o bilindik yapılarının, alışkanlıklarının esas nelere mal olduğundan dem vurmanın neresi münfakıklık, neresi tam bölücülüktür. ses edip, yargıların, yargılamaların bunca ağırdan alınması yanıbaşında olanların herkesin bir gün kckli olacağının alenen ilan edildiği bir sahnelemede bir günde seksen yedi kişinin daha gözaltına alınmasının seksen yedi ayrı hayatın üzerinde yine yeniden tahakküm kurdurulmasının, propaganda çalışmalarına meze edilmelerinin “işte o teröristler” diye el oğuşturulmasının buraların vardır, yoktur ile kestirilip biçimlendirileceği sanılmaya devam edilen bir gece ansızın kandil mandil türkülerinin seslendirlildiği bir haleti ruhiyede kürt sorunu nam edimin çözümsüzlüğünü derinleştirmekten, basbayağı uzaklaştırmaktan başka neye hizmet etmektedir, ayabiliyor musunuz? öldürmeyi, ölümü kanıksatmanın bunca kolay dile dolandırılması, öldürmeyeceksek, itaat ettirmeyeceksek süründüreceğiz çabasının ucunun bucağının olmaması bu öğütücü haznenin ne kadar da gayya kuyusu kıvamını bir biçimde yakaladığını örneklemektedir. gerçeğe dönüştürmektedir. farkında mısınız?

sayıca bahsedilebilecek, atfedilebilecek, detaylandırılabilecek onca şey varken, bunca kekremsi, mide bulandırıcı tavır el insaf çağrıştırıcı söylencelik ve benzeri hareketler, yönlendirmeler söz konusuyken hala güncellik bunlarla donatılırken sıra insana ne zaman gelecektir? yılmadan yorulmadan sormak istediğimiz izleri silindikten, hesabı görüldükten sonra arta kalanlarla yolumuza devam ederiz seçeneğine sımsıkı tutunulan ne de olsa içimizdeki hainlerden hesap sorulacak, sorulmalıdır bahsinin tam dibinde neler oluyor, neler eyleniyor ciddi ciddi farkına erebiliyor musunuz? körleşmenin, vicdansızlaşmanın, insancıllıktan uzaklaşmanın bu ileri güncesinde daha ne olması lazım gelmektedir, hangi uyaranlar söz konusu edilmelidir ki gidişatın, yolun uçurumdan başkası olmadığı artık uyanılabilsin? erilsin!. harala gürelede kamu denetçilerimizden birisi olan ömeroğlu beylerin hrant ahparik için söylediği türklere paranoyak demişti söyleminin tam karşılığı buralarda atfedip durduklarımızda aynalanmaktadır görebiliyor musunuz? üstte tutulması gerekilen bir ırk tanımından ziyade, türk olmanın alelade afedersiniz bir rum, ermeni, kürd, şu veya bu olmaktan ne kadar farklı olabileceği konusuna kafa yorulmamışken, bu düşünülmemişken hala katlinden sonra böyle argümanlarla ne sağlanmaya çalışılıyor.

devletu alimizin gönlü ferahlığı mı, yoksa ne hedef göstereceğiz canım ne ettiyse kendi etti ermeni çıkıntı, kılıç artığı masalı mı.. sözün kısası, öğütülmeye devam edilen gerçekliklerin refakatinde yarınlarımız şekilden şekile sokulmaya, bu menzil dahilinde nefes alabilmek bile bir “şans” olarak sunulmaya devam ediliyor. itaat etmeyip ses etmeyi düşünenlere dokunursan yanarsından, sürüm sürüm sürünmen için ne gerekiyorsa yaparızlara kadar bir dolu irin hamlesiyle, tahakkümle beraber, kol kola. düşünelim de duralım bu manzaraya karşı kelam eylemekten bir adım ötesine geçmek için vaktimiz var mıdır? hala kalmış mıdır. acıya, ağız dolusu hakarete, durmadan hizaya sokma meselesine karşı dur diyebilmek için vakit alengirli tözlerin, caf caflı idelerin, ambalajı durmaksızın tazelenmiş edimlerin bir aradalığında, bu sıkışık düzenin resmi geçidinde gördüğümüz, sınandığımız, zihne kazıdığımız gel gelelim çıkışın yolunun hiçbir türlü bulamadığımızdan handiyse yılgınlığa teslim olduğumuz, irtica ettiğimiz iş bu güncelliğin sağaltımlarından, sağlama almak tanımının karşılayıcılarındandır tanıklık. tanıklığımız.

üstüste, yanyana dizilirken güncelliğin getirdikleri, yüklenişlerimiz durmaksızın çeşitlendirilirken nasıl kör kuyulara çekildiğimizi, ufaktan ufaktan yem edilmeye alıştırıldığımızı, kurda kuşa teslim edilişimizin vesikasını tanımlayan tanıklık. bahiste her bir öznel durumun aniden genelleştirilmesi yahutta önemsizleştirilip, itibarsızlaştırılması sorun mu sorun morun yoktur nokta kavislerinde, ara yollarında dolaşılmasını manidar kılan çözümleyicilerden olan tanıklığımız. bahis ve meram derdin çokluğundan ziyade, azade bunca canhıraş viranlığın iş bu kervana eklenmesinin alelaceleciliğini hafzalaya mıhlatandır tanıklığımız. bu devran böyle sürüp giderken, o yolların engin karalık ve karanlığı bir gerçeklik haline dönüştürülürken kimin neyden ne kadar sorumlu olduğunu, sorumluluklarını yerine getirmekten özenle düzenin kendine haslığı ataleti, ağırlığı açısından basbayağı feragat ettiklerini yinleletmektedir tanıklığımız. kafaya kazıtandır. basit ve düzayak cümleler kuramıyoruz. biçarlığın çareden uzaklaşmanın dayanılmaz hafifliğinde rutinlerini tanımlandıran biçimlendirip onu bina edenlerin tahakküm vesikalarında farklı manaları, dillerinin altında sakladıkları baklaları anlamlandırabilmek için bulmacalar türetiyoruz. türetmek lafın gelişi…

ağız alışkanlığı kolayca sindirilebilir diye servisi, sunumu yapılanların yazıya dökülenlerin nasıl da zor, ağır, hazin sonuçlar ve çıkarsamalardan mürekkep olduğunu gösterebilmek, anlamlandırılabilir kılmak adına bulmaca ve bilmecelerle beraber topyekün anın tanıklığına yazılıyoruz. yerin ve sayımın gereğini yerine getiriyoruz: buradayız!. yazmaya gayret ediyoruz. gün çoğunluğunda yaşatılanların sindirilmesiyle, onun genel geçerliliğinin sorgulanmaksızın tüketilmesinin teşviği ile akıp giden bir saiğin kendisi değildir. hemen hiç öyle olmamıştır. erk, muktedir, iktidar perdelemesi, gölgelemesi tüm dermanları, payandaları vesair el verenleriyle beraberce kotarmak istediği bu idenin, çok çektirilmeden hızlıca bir şekilde sona kavuşturulmasıdır. sonlandırılmasıdır. tanıklık ederken uyumaya bağışıklık, neye tanık olduğuna ayamamak bu işin bir ayağıdır. yahut kapsamının, yapılmak istenenin tam karşılığını oluşturandır. tek ve yegane hamle budur diye kıssadan bahsedilebilir. ecdad, ahlak, vatanseverlik, danışıklı dövüşler, itiş kakışlar, adalet mevhumunu eleğe çevirmeler vd. ortak sonucu bu kadar sıklıkla gündem diye başka şey ve öznelerin yumurtlanmasının farklı bir kotarımızı söz konusu değildir sanırız.

tanıklık dediğimiz, atfettiğimiz şu anın içerisinde yaşatılanlara sıra gelesiye kadar hangi evrelerin, deneylerin peşimizden koşturulduğu yapılandırıldığı bahsinin ikrarı için bir vesiledir. onun takdim edicisidir. düzayak karar merciisi olarak kendilerini konumlandıranların hakkaniyetten uzaklaştıkça kurdukları cümlelerin öbek öbek söz yumaklarının  peşime takılıbırakılan hiddetin, şiddet sarmalının birebir aynısı ikrarı olarak tasavvur hali fecaatin enikonu medyandaki kalıcılığını tescillemektedir. tescil altına alınan tahakküm vesikasının ta kendisi bu ‘dönüşüm’ saiği diyerekten bir örnekleşen yeni ülke şablonunu biçimlendirmektedir. kesin ve kati olan bir kalıba sığdırmak adına mengenelemektedir. tutturulan, atfedilen kaptırılıp gidilen menzilin dahilinde süreklilik olarak  nakledilebilecek yegane edim tanıklığı gerçekleştirilen konu ve konumlandırmaların yıllar yılıdır kendini tekrarlayan bir bileşenler toplamı olduğudur. birbirlerine lehimletilen, tekleştirilen söylem ve eylem toplamı, bütünlüğünde istemezükçülüğün naklen yayında olduğu bir tanıklık sahanlığı meydana çıkartılır bizahati muktedir elinden. yoktur.

kesin ve kati bir biçimde ihanet olarak sunumlandırılandıran, öyle adledilen konu ve vakıalarda ses edip, yola koyulan herkesin, her kim olursa olsun istenmediğinin, ağızlarının paylarının verilmesi gerektiği biteviye muştulanır. fişteklenir. gelgelelim zaten sorun morun yoktur piuf!. sivas katliamı davasında topun devlet denetleme kuruluna pas edilmesi zamanaşımı yoklaması sırasında yeterince yara almış insanları, olay dahilinde yakınlarını yitirenlere bir kere daha devletin hiddetli şamarının indirilmesidir. acınıza karşı tepkisizliğimiz, vereceğimiz tepki böyle kadüktür bu kadarcıktırın şamarı olan hamle. katledenler ortalıklarda, makam ve mevkilerinde yükselirken, yaşarken! adalet talebine kayıtsızlığın denk gelişi, devamlılığı şimdi başka bir süreci, daha fazla vakit kaybını beraberinde getirecektir. unutturmak esastır. örtbas etmek ise her zaman!. birinci yılına sayılı günler kalan roboski kıyımının tek ve asal sorusu olarak yer edinen, katletme emrinin kimden geldiğinin yanıtı bulunmamışken bildik tevatürlerin, hiddetin kendisinin denkleştirildiği baskı ve operasyonların geriye kalanlara da hayatı zindan ettirdiği bir görüngüyü ortaya çıkartırken, adalet komisyonunun ne etliye ne de sütlüye bulaşmayan analizindeki bilinmezin, tanımlanamazın halen ne olduğu tam kestirilemeyen özetleyiş bu şamarların ağırlarından bir diğeridir.

tekrara alıştıkça usanılacağı sanılan edimlerin, adalet beklentisinin tabî ki lime lime edileceğine dair arsız bir görüngünün taşıyıcısıdır tanıklık. sıfır noktası. yolun uzunluğu bir kakofoni diğer yanı bu sicim haline dönüştürülen, kalıt gibi başımızın üzerinde sarkıtılan hiddetin tevatürden çok sesini yükseltmeye gayret edene karşı sonu belirli olan bir silaha dönüştürüldüğüden de dem vurulabilir. konuşmak ve anlamlandırmak bi’yana da içeride üç gazeteci var gerisi terörist, şunlar bunlar kimlerin hancısı, yolcusu, bizler çok şeyi biliyoruz bahsine eşlik eden parmak sallamalar, vicdan yoksunluğunun, bunca barbarlığa toz kondurulmazlığın bizahati kanıtı, idris naim şahin ve tayfasının her günü bir şekilde dar edebilme inatları, varını yoğunu tüm eforunu kendisine benzetemediği, kendisi gibi görmediğini bir şekilde lince servis edebilmek için devletin yılmaz tümcesi şu “x”e haddini, hududunu bildiriniz avaz avazlığının manşetleyicileri, kopyacı kedilerin! günü kotardıklarıdır tanıklığımız dahilinde görünenler. ayarın çeşidi belirsizleştirilmişken, insansı olandan dem vurmanın hani neredeyse saçma bir romantizme tahvil edildiği güncelliktir.

böylesine kolay bir biçimde müdahil olunup, sonuç dayatılan, kestirilip biçimlendirilen niyaz edilenlerin hangi korkuların refakatinde şekillendirildiği ve neye tanıklık ettiğimizi açık eden bir sunumu günyüzüne kavuşturmaktadır. bireyi bir şeyci, töhmet altına zincirli kalmasına kafi gelecek kadar yaftalayıcılarla yüz yüze bir başına bırakarak demokrasi meselinin an be an paramparça eylendiğini ilave etmek mümkündür. her birinin ayrı ayrı havalardan bahislere giriştiği memleket mevzuularında, yahut dış dünya kavramsallığında ağır şekilciliğin, vicdani eğreltiliğin, hakikatleri bükücülüğün tastamam eksiksiz örneklerini keşfetmek mümkündür. ona öyle buna böyle attırılıp tutturulurken göz ardı edilen insandır. töhmet, safdışı bırakma, linç ettirmelerde meydan bulan görüntü tam da bu menzildedir. devlet eliyle terörize etmenin, bunu daimi kılmanın ve sürekli istim üzerinde az sonra felaketiniz olacağız çağrısına el veren, temellendirenlerin muktedirliğinde ataletten kurtularak hakkaniyetten tam ve eksiksiz bahis açmak sorumluluğumuzdur. sessiz kitleler olarak siyaset sahnesinin kadükleştirilmesi, adaletin adama göre muamele ekseniyle şekillendirilmesi, göz önünde cereyan edenlerin kimi zaman akla zararlığı, yazma eyleminden çok söverek, kırarak, dökerek günü geçirmenin dayatılması, işini iyi bilenler olarak sınıflandırılmışların her gün eyledikleri fenalıklara çanak tutulması ülkenin mizacını, bugününü anlam ve bağlam ekseninde netleştirir. denkleştirir.

bu ülkenin asıl yüzününün bu tedaviye muhtaç hali toplamda her şeyi iki kere düşünülesi kılar. düşünmedikten sonra hiç sorun yoktur ya muktedirin nezdinde, görmeyi unuttuktan, hafzalayı boşalttıktan ve sonra zihne format attıktan ötede bir geri dönüş şansı daha yoktur, olmayacaktır. kayıp yıllar, nesiller ve belleklerin üzerinde yükselmeye devam eden bu ileri bayağı ileri demokrasimiz fantazya değil gerçek bir korku sahmanlığının kendisidir. türetmesidir doksan yılık bir tahakkümün zirvelerinden bir diğeridir. tanıklık ediyor musunuz. bizahati anlamaya gayret ediyor musunuz. bizahati saygıdeğer takdirlerinize… 

>>>>>Bildirgeç

Yazdıran Zorba Olmasa… –  Arif ALTAN – Özgür Gündem*

İlkesizliğe katlanılabilirdi, ilkelliğin bön savunusuna dönüştürülmeseydi. Uyum yüceltilebilirdi, bunun eşitsizlerin, asla eşit olamayacakların lehine olduğu ileri sürülmeseydi. Yasaya sığınmak avutucu olabilirdi, güçlünün eline kılıcı verip güçsüzün boynuna ip geçirilmeseydi. Zorba bağışlanabilirdi, zorbalık için haklı tek gerekçe bulunsaydı. Yoksulluğu yazgıya yormak mümkün olabilirdi, yoksul tembellik ve beceriksizlikle damgalanmasaydı. Birlik o kadar da kötü bir çağrışım yapmayabilirdi, yoksulun çadırını dağıtma pahasına olmasaydı. Kardeşlik inancı ayartıcı yankılara aç zihni yatıştırabilirdi, kölelik zayıfın ruhuna bağdaş kurmasaydı. Aldatmak heyecanlı olabilirdi, yalan bu kadar küçük düşürmeseydi. Aşkın tarihi başka türlü yazılabilirdi, coşkunluğunu yitiren ses soğumuş kelimeyi yanlış yerden kırmasaydı. İhanetin bir cazibesi olabilirdi, hain için bir gelecek olsaydı. Riyakarlık eğlendirici olabilirdi, yüzsüz olan dünyayı yüzsüzlükle suçlamasaydı. Zeka gösterisi sevecenlikle savuşturulabilirdi, güzelliğe kılavuz kılınan budalalık yüksek değer kazanmasaydı.

Kimi söylemlere bir düşüncenin biçimi verilebilirdi, düşünceye bürünen söylem içgüdülerin arsızlığı ve anarşisinden ibaret olmasaydı. Kimi yüzlere tapınmak ibadetten sayılabilirdi, her şeyi saklanmış, içten pazarlıklı, yer altı karakterli ruhun seslenişine izin vermeseydi. Söylenmiştir, gerçeğe uygundur; çirkinlik bir ruh burkulmasıdır, yanlış bir gelişmenin ifadesidir. Toprağı öldüren kimyevi atığın çürümeye gösterdiği dirençtir. Bilinir, karanlığın gördüğü rüyadır ışık, tek marifeti gün boyu sürmesi. Boşluk sıradanlığa derinlik olabilirdi, karanlığa muhtaç ışık bu kadar böbürlenmeseydi. Çoğalan bir çürüyüştü insan, yeşeren bitki sevinciyle izlenebilirdi, çökmekte olan bir gelişme olarak bilinmeseydi. Tutsaklık arzusuyla tutuşan bir istekti özgürlük, ruhun dehlizlerinde alt edilebilirdi zaman, zaafa neftsen üstün bir tutku eşlik etseydi. Velhasıl çöküşü ahlak paklayabilir, hırsı vicdan iyi edebilir, felaketi umut silebilirdi, ilerleme buyurganın kanlı tasavvuruyla örtüşmeseydi.

Uygarlaştırıcı barbarlık oyununda, gülünçlüğüyle güçlüyü eğlendiren merhamet soytarılarıdır dünyanın bütün ezilenleri. Aklın sığ bilgeliği vicdan, günahın soğuk yüzü erdem, riyanın oynak ruhu ahlak, bir ağırbaşlılık kazandırabilirdi, ezilenin içindeki hükmetme ihtirasına incelikten bir tül örülebilseydi. Yükselmek alçaltmayabilir, büyümek küçülme pahasına olmayabilir, zalimin kapı eşiğinde titreşmek incitmeyebilirdi, istekli rüya çiçekli kırlar diye bataklığı yurt edinmeseydi. İktidar yönetilmektir. Bilgelik cehaleti körüklemekti. Alim hiç inanmamıştı: Kurulmak kurumlanmaktır. Kırılganlığına incinmek yiğitliktir. Zafere inanmak, yenilgiye susamaktır. Konuşmak azalmak, susmak çürümektir. Asayı tutanın sözüyle geçinmek zihin sürçmesi diye okunabilirdi, zavallılığa cüret nişanı takılmasaydı. Sahip olduklarını teşhir etmek iyi gelebilirdi, kendini kanıtlamaya çalışanın gerçek kıymetini ele vermeseydi. Düşünceden duyguya sezdirmeden geçmek uygar ruhun kanıtına sayılabilirdi, yabaninin duygudan çabucak eyleme geçme huyu aşılabilseydi.

Yıkım düşleyenin yıkımı arzuladığı unutulabilirdi, başkası için sarkıtılan ip aç gözlü bir hevesle tutanın da boynunu öpmeseydi. Çarpıtma ulvi zekanın ateşleyicisi olabilirdi, akıl üstüne çöktüğü kalbi dondurmasaydı. Tebessümün isyanı ironi zarafete bürünebilirdi, parlayan bakış kindarlıkla kırışmasaydı. Mizah eleme dönüşmeyebilirdi, büyük alaycının erdemi abartılı içtenliğin dökümüne indirilmeseydi. Yalnız kendini görünce büyülenen sima gönül çelici olabilirdi, başkalarının hayranlığını gereksinen benlik başkalarını ezip geçmeseydi. Ve sadece kendi hoşuna gitmekle hoş olduğuna inanan huysuz sevimli bulunabilirdi, büzüşmüş kısır duyguya katlanmak eziyete dönüşmeseydi. Uzun yaşayan erken ölendir. Uzayan ölümünü yaşamdan sayan, kendi suçlarıyla başkalarınkini karıştıran, kime ne kötülük ettiğini ayırt etme yeteneğini yitirendir. Bütün zorbalar adaletsizliğin kurbanı olduğuna inanır, bütün kurbanlar zorba olduğuna inandırılır. Öyleyken yine de küçük zevkler hoş görülebilirdi, düşünme yükümlülüğünü hor görmeseydi. Düşünce zevkten üstün tutulabilirdi, devinim yeteneğini köreltmeseydi.

Büyüklük taslamayacak kadar büyük olduğunu bilenlerin susturulduğu bir dünyada yaşamak o kadar da kötü olmayabilirdi, soytarı ruhlu kralların müziği sağırlaştıran söylevleri olmasaydı. Ötesi yok, gizlenemez artık; insan nefretine, nefret ettiği şeye benzer. Sarpa saran dildir, pus ve sisle yıkanan zihindir yanıltan. Yoksa gönülden seviyoruz birbirimizi böylesi çok daha ucuza gelir. Düşmanlar uzlaştırılmalı, karşıtlar barıştırılmalı ki, kötü bütünlük ebediyen sürdürülebilsin. Ve nihayetinde hoş bir yazı olabilirdi, yazdıran kıyıma hevesli bir zorba olmasaydı.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala “akil” olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir, öyle değildir. Bir işaretleyici, yaşadığımız anların dahilinde neler başımıza geldiğini gözlemleyebilmek için kelamlar sığınılasıdır. Arif ALTAN’ın Yazdıran Zorba Olmazsa başlıklı makalesi bu minvalde yekpare yapısı dahilinde seslendirmeye çalıştığımızı derinlikli bir menzilde tahlil eden bir perspektifi sunmaktadır. Gözün gör dediklerine dair sıklıkla atfedilmeyenlerin, yol kestirilmeyenlerin nelerden mahrum kalmamıza yol açtığının okumasıdır bir ihtimal veya fazlası. Arif ALTAN ve Özgür Gündem gazetelerinin anlayışlarına binen bu önemli okuma parçasını Deuss Ex Machina’ya iliştiriyoruz.

 …Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam…İyi Haftalar…

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar – İmamın Ordusu – Ahmet ŞIK via Scribd
Uludere’yi Unutma! – Emrah DÖNMEZ – Youtube
İşkence ve İnsanlık Dışı Aşağılayıcı Muamelenin ve Cezanlandırmanın Önlenmesi ve Tutuklu Hakları – 21. Rapor – CPT
Çağrı: Mor Gabriel’e Dokunma!
Çağrı: Pınar Selek’e Tanığız, Pınar Selek’le Dayanışıyoruz!
‘umut’u büyütmek ve adalet için! – Mustafa SÜTLAŞ – BiaMag
Aşağıdan: Kognitif Mecra – Sayı: 1
Distopya 2071 – Anti-pop
Yazdıran Zorba Olmasa… – Arif ALTAN – Özgür Gündem
Ferhat Encu’nun Avrupa Parlamentosu’nda Yaptığı Konuşma – Hür Bakış
Roboski Katliamı İçin UCM’ye Başvuru Yapılacak – ETHA
Roboski için Sessiz Protesto – Yüksekova Haber
Roboski’de Rehabilitasyona Tehdit Engeli! – Hür Bakış
Tunceli Mv. Hüseyin AYGÜN Roboski Soru Önergesi ve Yanıtı – Kaynakça – Hüseyin AYGÜN Twitter Hesabı
Devletiniz Taş Gibi Duruyor Yerinde, Hiç Merak Etmeyin.. – Yetvart DANZİKYAN – Radikal 2
Ahlaklı Siyaset-Ahlaksız Siyaset – Şiyar KOÇGİRİ – Yeni Özgür Politika
Yeter Ki Sen Sahnede Kal – Kemal BOZKURT – KB’s Blog
‘Dokunulmazlıklar’ Meselesinin Özü… – Delil KARAKOÇAN – Özgür Gündem
AKP: Ertelenmiş Düşler Kumpanyası – Sarphan UZUNOĞLU – Akşam
AK Parti Diyarbakır İl Başkanı İstifa Etti – CNN Türk
Yeter Ama Hayır! – Kadir CANGIZBAY – Birgün
Erdoğan: ‘Bırak Sen Şu Bölücü Terör Örgütünü Ağzını; Sana Yapılmayan Ne Var Bunu Söyle – İMC
Haşmetmeab Buyurdu, Kürtler Ne İsityor? – Fatih EKİNCİ – Radikal Blog
Vekillerimize Dokunun Lütfen! – Gülseren YOLERİ – Yeni Özgür Politika
Oya Baydar: ‘Bütün Resmî Tarihler, Devletin İşlediği Suçları Karartır’… – Sevda AYDIN – Evrensel
BDP ve STÖ’lere Operasyon, 60’ı Aşkın Gözaltı – ANF
Önder: Kürtlere “Orangutan” Muamelesi Yapıyorlar – Emek Dünyası
Cenazelerin Polis Müdahalesi Nedeniyle Ancak Üç Günde Defnedilebilmesine Annelerden Tepki – İMC
Turkey: After The Hunger Strike – Jenna KRAJESKI – Pulitzer Center
RTE, Kürt Siyaseti, İpucu? – Orhan BURSALI – Cumhuriyet
Selim Sadak Gözaltına Alındı – Emek Dünyası
Êcdat ve Gerçekler – Ahmet ALTAN – Taraf
Ecdadını Arayan Tayyip ve Havarileri Yeter Artık – Fırat DENİZ – Ajans Amed
Pozantı Şakran’a Nakledildi – Mehmet Şah ORUÇ – DİHA – Özgür Gündem
Ah’ına ‘Yas’lanıp Dinlediğimdir – Deniz GEZGİN – Agos
‘Keşke Ölmeseydin…’ – ETHA
asmayıp da besleyelim mi netekim? bak sen şunun yazdığı mektuba netekim! – Erdal Eren – Görme Biçimleri
Ferhat Tunç’a 3 Yıl ‘Konuşmama’ Cezası – ANF
Babam Boğularak Öldü – Zeynep ALTIOK AKATLI – Birgün
Dücane Cündioğlu: Dindarların Da Günaha İhtiyacı Var – Berrin KARAKAŞ – Time Türk
Kentsel Mentsel, Sonuçta Dönüşüyoruz. – Dr. Yanko MADYANOĞLU – Yankobey
Irkçılık Cumhuriyetin Temelidir – Ayşe GÜNAYSU – Özgür Gündem
Ombudsman Bir Ermeni Yurttaşımız Olmalı – Murat KAPKINER – Taraf
Ombudsman, Protestolar Eşliğinde Yemin Etti – Dünya Bülteni
Evet Hrant, Türklük Aşağılandı – Doğan AKIN – Taraf – T24
Hrant Dink Cinayeti, Kovuşturma ve Yargılama – Fethiye ÇETİN – BiaMag
‘AİHM’nin Dink Kararı Uygulanmıyor’ – Agos
Kemal Türkler’in Kızına Hapis İstendi – Emek Dünyası
Atılım Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Hatice DUMAN ve Deri İşçisi Gülizar ERMAN Hakkında Yargıtay Kararını Açıkladı. – Sosyalist Feminist Kollektif
Genç Arkadaşlarım ve Duruşmaya Çağrı! – Füsun ERDOĞAN – Bianet
İlk Tutuklu Gazeteci: Kasapis – Elif AKGÜL – Bianet
Diyarbakır Cezaevi’nde 1996 Yılında İşlenen Toplu Cinayetin Failleri Hâlâ ‘Meçhul’ – İMC
Tsk Cevaplıyor: Yılların Ordusuyuz Sonuçta – Pınar ÖĞÜNÇ – Radikal
İntihar Eden Askerlerin Yüzde 90’ı Kürt – Evrensel
Katiller ve Eşcinseller – Yasemin İNCEOĞLU – Radikal 2
Erzurum’da Irkçı Saldırılar Sürüyor – Evrensel
Moskof’tan Ödünç Gözyaşları: Bozkurtların Ölümü – Mustafa YILMAZ – Şarap Dumanları
Deprem, Kasırga, Siyaset – Ayda ERBAL – Azad Alik
Julian Assange: The Fugitive – Decca AITKENHEAD via The Guardian
Türkiye’de Çok Ciddi Bir Sistem Krizi Var – Serpil İLGÜN – Evrensel
Başka Bir Seçenek Mümkün! – Aslı AYDIN – Muhalefet
Ölen Ölür, Kalan Kârlar Bizimdir! – Ali TOPUZ – Utay
İntihara Suskun Ömürler… – Zeynel Abidin KAPLAN – Muhalefet
Taşerona Karşı Küresel Çağrı – IndustriALL – Sendika.org
Sendikal Faaliyet Suç Sayılarak Cezalandırıldı – Tümtis
Ölüyoruz… (Sağlık Çalışanlarının Protesto Yürüyüşü) – İşçi Mücadele Derneği
Çürümüş Bir Şeyler Var Ticari Sağlık Ortamında – Dr. Levent AKYILDIZ – Bianet
Kürt Koridoru – İhsan ÇÖLEMERKLİ – Yüksekova Haber
Büyük Resme Bakınca… – Murat ÇAKIR – Özgür Gündem
Germany To Send 400 Soldiers, Patriot Missiles To Turkey-Syria Border – Al-Arabiya
Syrian National Coalition Chief Says ‘Kurdish Rights Must Be Secured Within A United Syria – Rudaw
Suriye’de Gazeteci Olmak… – Hediye LEVENT – BBC Türkçe
Açlık ve Yoksulluk Sınırı Artıyor! – KESK-AR – Sendika.org
Demokraside IAmA Eşiği – Berk ORBAY – GGB
Map: Which Countries Police The Internet The Most? – Nick MCCLELLAN – Slate
Türkiye’nin Derdi Porno ve Devlet Eleştirisi – A. Murat EREN – Bianet
Türk Akademisinin Kanayan Yarası – Araştırma Görevlileri – ferayebend – Halkın Hikmeti
Acının Modası – Bülent USTA – Birgün
Kurtlar Vadisi Sendromu – Enver GÜLŞEN – EG’ Blog
Simurg’un Şehre Düşen Gölgesi! – Şeyhmus DİKEN – BiaMag
“Perdede Bir Şey Söyleyip Eylemlerimizle O Söze İhanet Edemeyiz” – Ken LOACH – Fakfukfon
Koyma Ötekilik, Oyma Ötekilik – Burcu GÜRSEL – Azad Alik
Din Kardeşi Recepler ve Hizmet Sopası – Özgür AMED – Yüksekova Haber
[Propaganda Yayınları/Can Başkent] “Okunası Bir Şeyler Yayınlama Meselesi…” – Barış YARSEL – Futuristika
Kitap: Gomidas Vartabed İle Çankırı Yollarında – Nor Zartonk
Yitik Bir Amedli: Naum FAİK – Sadık ASLAN – PolitikART
“Sosyalizm, Egozim ve Deneysellik”: ANBB – Zülâl KALKANDELEN – Zülâl Müzik
[Uzayda Bir Elektrik Hasıl Oldu] Tam Bir Roll Röportajı Oldu Yahu! – Kollektif – GriZine
karalamaca – 0110100101 – yaşam diyalektiktir

X-TG Public Page
X-TG a.k.a. Throbbing Ghristle Official
X-TG – Desertshore / Final Report İncelemesi – Seda NİĞBOLU – Radikal Hayat
Vindicatrix Official
Vindicatrix – Mengamuk Album Review By Sam LUDFORD via Scrolldust
Vindicatrix via Glissando Densinghour Vol.12 via SC Page
Matthew Dear Official
Matthew Dear Artist Section via Ghostly Int’l
Matthew Dear – Beams Album Review By Garry MULHOLLAND via BBC Music
Gudrun Gut Official
Gudrun Gut – Wildlife Album Informative Page via Monika
Gudrun Gut – Wildlife Album Review By Vito CAMARRETTA via Chain D.L.K.
Mark Fell Official
Mark Fell – Sentielle Objectif Actualité Informative Page via Editions Mego
Mark Fell: Dans Pistinin ‘Üvey Evladı’ – Christopher ÇOLAK – Radikal Hayat
Underground Resistance (Band) Official Wikipedia Article
Underground Resistance / Mike Banks Interview By Mark FISHER via The Wire
Underground Resistance – Revolution For Change Album Review By Thomas KELLEY via Ghostdeep

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan – Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
———————————————————
>>>>>Info Go-R-Sel
Rave_0187 By Sioen Roux via Flickr

>>>>>Poemé
Söz Yitimi – Cemal SÜREYA

1.
Yürüyor muyduk,
Yoksa bir doğa parçasının
Altını mı çizdiriyorlar bize?

2.
Ellerimizde küçük kağıt kutular
Yüzlerimiz asılsız.

3.
Bir yere geldik ki
Hiçbir sokağın adın yok.

4.
Binlerce çocuk,
Siyah-beyaz bir kuşak,
Ötelerden sessizce.

5.
Cebimde bir paket sigara
Bir tırnak makası
Bir mendil
Ve bir küçük yaratık
Ne olduğunu bilmediğim.

6.
Bir yere geldik ki
Güneş heyy!
Ay, ayy!

7.
Bu toptan içine devrildiğimiz
Bu bir şey, bir değirmi,
Anlatılmaz bu, bu bir gülümseme.

8.
Öteşiirde
Batar çıkar sözcüklerimiz.

(Sıcak Nal)
Kaynakça: Şiir

>>>>>Podcast Ünitesi
Deuss Ex Machina # 423 (29.10.2012)
Deuss Ex Machina # 424 (05.11.2012)
Deuss Ex Machina # 425 (12.11.2012)
Deuss Ex Machina # 426 (19.11.2012)
Deuss Ex Machina # 427 (26.11.2012)

Deuss Ex Machina # 427 – la viroj apartigis la korpoj por formangxi la malamo

Leave a comment

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_427_–_la viroj apartigis la korpoj por formangxi la malamo

26 Kasım 2012 Pazartesi gecesi “canlı” yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
x1-Andy Stott – Expecting (Modern Love)
x2-Andy Stott – Numb (Modern Love)
x3-Björk – Dark Matter (Alva Noto Remodel) (One Little Indian)
x4-Björk – Virus (Hudson Mohawke Peaches & Guacamol Remix) (One Little Indian)
y1-Hauschka – Radar (Alva Noto Remodel) (Fatcat Records)
y2-Hauschka – Subconscious (Vladislav Delay Remix) (Fatcat Records)
z1-The Fear Ratio – Dirty Paws (Blueprint)
z2-The Fear Ratio – Skana (Blueprint)
z3-NHK’Koyxeи – 101 (Pan)
z4-NHK’Koyxeи – 112 (Pan)

la viroj apartigis la korpoj por formangxi la malamo
(427)

korku meseli. türetildikçe derinliği, eni, boyu şusu busu hep belirsizliğini koruyan olarak tanımlanan böyle bilinen, bakılabildiğinde boyut sorununun çoktan aşıldığını faş eden birbirinin peşisıra katara eklemlenen, iliştirilen şeylerle bir olarak yâd edilen, şekillendirilen bir edim haline dönüştürülendir. hareket etmeyi müdanasız bir biçimde engelleyici, düşünmeyi ister özgün ister takipçi sınırlandırıcı, birörnekleşme, tekilleşme vesair anlamlarıyla aslen milletin birlik ve beraberliği söz konusuysa eğer kırmızı çizgilerin aşılmazlığını naklettirip, düzenleten sorgulatmadan kabullenmeyi öne süren bir yapım korku. korunaklılığı hepten sağlama alınmaya gayret edilen bileşenleriyle beraber cümbür cemaat bir cinnetül arz vesikası. bu ‘yurt’ olarak tanımlandırılan yerde nasıl ve hangi şartlara karşı çıkmadan, ikiletmeden yaşanılmasını, soluk alınıp verilmesi gibi zorunlu gereksinimlerin yerine getirilmesini sunumlandıran bir bileşenler toparlaması korku. korkuya bağışıklık kazanıldıkça eskaza yaşanılabileceğine biatın daha da arttırılmasına çabalanılan, bunlara bağımlı yaşayacaksınız yoksa yanarsız yok yok uff olursunuz değinisinin bariz yetişkin düzenlemeleriyle karşı karşıya kalınan bir yapım haline dönüştürülen korku. bireyselliğin çekimserlikle hemhal ettirilmesi neticesinde tamamen suskunlaşmanın bir başka ana belirleyicisi haline dönüştürülendir mevzubahis ettiğimiz korku.

denklik yönelişim, gelişim veya paralelinden ele alınabilecek savunuların hemen tümünde topyekün bir karar mekanizmasının yapısını sağlamlaştıran bu kısımları kurcalamayın, tenezzül dahi etmeyi ki o canlarınız yanmasın, yoksa canınız çokça yanar menziline yakın tutulan bir toparlayış hallerinde böylesi bir ülke profilinde ayrıştırılmazımız olarak belletilen korku. ayrılamıyoruz vessellam. durmaksızın yineleniyor birilerinin ellerinde ötekisi bellediğimiz kimlikler yaşayışlar tavırlar, ideler vb. herhangi bir bağ oluşturacak şey o edimin sınırlarına sokulduktan sonra mundar edilebilmesi adına dört elle saldırılan, sardırılan bir bileşkeler toplamıyla bütünleştiriliyor. izole edilip yarım yamalak konuldukça ne günün getirdiklerini çözümleyebilme şansımız kalıyor ve bırakılıyor ne de yarınlarımızın nasıl bunca ayarsızlıkla beraber güzel olabileceğinin seslendirilmesinin basit bir masalsı tevatür olmaktan öte olmadığı anlamlandırılabiliyor. enikonu bölük pörçük yapılandırmalar gözetiminde muhteşem muhteşem günlerden geçiyoruz. geçip gidiyoruz. yoksunlaştığımız birbirimizin meramında ortalığa salınanların esamesinin okunmamasıyla beraberce düpedüz çoraklaşan bir güncelliğin içerisinde ilerliyoruz. ne demişlerdi -durmak yok bozguna devam, her şart ve koşul altında aynı aymazlıkla, aynı gammazcılığı onay ve gazlamayla beraberce susun! yeterin gari diyenlere karşı muğlak bir duvar örülüyor. duvara karşı!.

öylesine birbirine geçmiş, öylesine birbirine lehimlenmiş ki ne olursanız olun, nasıl düşünürseniz düşünün aşılmaz hudutları aklınızdan bir an olsun terk ettiğinizde korku mesnedinin kendisinden payınıza düşenleri alabileceğinizin garantisinin sunumlandırıldığı bir deney sahası. denekliğimiz meydana sürülüyor. sürdürülüyor. aklın alabileceğinden fazlasının zarar olduğunu düşündüğümüz söylenceliklerin önce alıştıra alıştıra vakit nedir sektirmeksizin her uygun bulunan yerde seslendirilmesi, ses eden olmazsa bir süre daha bunun nakşettirilmesi, düzenli olarak ikrarı ve hemen ardından da ayrılmaz, ayrıştırılmaz bir öğe haline indirgenmesi çabasında; korkuların bir tevatürden öte olduğunu yinlemek farzdır. eğrelti bakışların, oluru alınmış tespit ve tavırların refakatinde sadece güncelliğin ortasında öylece bekleşen sorunların menzilinden etrafa baktığımızda bu durumun kesin ve kati sonuçlarını irdeleyebilmek mümkün olacaktır. korkularınızın cennetine hoşgeldiniz! ip çekmek, boyuna dolamak, dile sakız etmek, pundu bulundu mu kulbunu takmak, yaradana sığınıp sövüp saydırmak, elden ne geliyorsa yarına bırakmadan biberiydi, suyuydu, zapturapt için el altında tutmak gerektiğinde kullanmak. her gak diyene bu da layığın olandır denilerek cuk diye konumlandırılan sözler, en az o ağırlığını hissedip durduğumuz hiddet olgusu kadar keskin, kesin yaralanmaların müsebibi olan sözcükler, değiniler ve daha fazlaları.

durmadan bahis açıp, diyoruz ya gerçekliğin eğilip bükülmesi orwell klasiğini aşıp duran, handiyse onun tüm menzilini yıkan kurgumasal halini çoktan ekarte etmiş bileşenleriyle bu ülkenin yaşayanlarının her kim olmamalarının, hangi durumda nasıl davranmalarının salık verilmesinin ezcümlesini ihtiva eden bu çıkarsamayı neticeye ulaştıran bir olgudur haddizatında korku. korkunun otuz yıllık olanı da vardır, yüz yıla yaklaşmış olanı da. bir günlüğünde mevzubahis edileni de, yıllar boyunca söylenegelen ama çok az kısımca bilindik, aşina olunan benzeleri de. bir ahvali topyekün ilgilendireni de bir toplu iğne kadar nüfusu bulunan kısmınca önemseneni de. gündelikle ölçülemeyecek kadar sabitliklerin simyasını, dönüşümünü ve gelişimini birer ikişer katara yükleyen bunlardır şimdiki mevzunuz yiyin birbirinizi biz de işimize gücümüze bakalım kolaylamasının gözetiminde ortaya salınanlardır çoğu zaman. dip not olmayı bile beceremeyen, artık olarak bir göstergenin elemanı olarak değerlendirilenlerin kafalarına indirilen demir yumrukların, bilgeliği bilinmez de amanvermezliği, soluk kesebilirliği tescilli hareketlerin, bolca atarın tasvip edilip öne sürülebildiği bir yurt olmamızı sağlam kazığa bağlayan korku. edimin dahilinden ahkamlar taslayacak ya da ne güzel biz kılıç artıkları olarak yaşamımızı bağşettiniz diye efendilerimize söylenecek değiliz.

yahutta internetlerin sanal agorasında sabah sabah gördüğümüz hallenmelerin, ırkıçık hallerinden “ermeniler türküyeden gitsinler” pazar trollemesinin etrafında dillendirilenlerin nasıl güzellikler ihtiva ettiğinden dem vurmayacağız. kesin!. yurdum sathında herşey layığıyla yerli yerinde, eğrelti değil tastamam olur ve güzelleştirilmiş, noksanlar eksikler tamamlanmış gibi dönüp dolaşılıp bi’tabii ki sözde ermeni kıyımını engelleme “sözcülüğü” “savaşcılığı” ile uluslararası şöhret basamaklarını çıkmaya namzet atasporcularımızdan gülbeylerin haftalık eforundan da bahis açmayacağız, hayır buna gereksinim duymayacağız!. tastamam etraflıca, üç yüz birinci maddenin yargıtay ceza genel kurulunda olur vericilerinden, imzacılarından başdenetçimiz ömeroğlu’nun bir cinayet nasıl temellendirilebilir bundan başka bir insan nasıl hedef tahtasına oturtulabilir ki başkaca sorgusuna girişmeyeceğiz!. hedeflemelerin üstün ırk kimliğinin kendisinden başkasına rıza göstermediğini her fırsatta dile getirenlerin, ellerinde kızılcık sopalarıyla! ankara dtcf’yi alt üst edişlerini bu ülkenin ekmeğini yemek isteyen hayinlere fırsat tanımazlıklarının kahramanlık dolu övgülerine yer veren mecraların iki arada bir derede bunca çoğaldığının afallatıcılığından da dem vurmayacağız. ne gerek var!. o öteki, bu ayrımcı, şu dinsiz, beriki işbirlikçi, diğeri gammaz kaldık mı şimşir başta kırık tarakla!

bir de şu seslerini bir türlü, onca hamleye rağmen kesemediğimiz bir bölenlerin hası olarak resmedilen vekillerin dokunulmazlığını kaldırma harala gürelesi var ki, zaten oy verilen ötekilerinden tek beklediğimiz aşina, sığ yolları arşınlamaları seçmiş olduğumuz sözcülerimizin hayatlarını dar etmeleriyle sonuçlanacak bir güzellikler seremonisinin nasıl kadük nasıl ileri demokrasi ürünlerinden birisi olduğundan da dem vurmayacağız. bu böyleyken böyle, şöyleyken şöyle diye diye atılıp tutulurken aynı sakızı caklatmaktan, üstüne ölü toprağı serpilmiş olan mevzuları sade suya tirit çözümlemelerle gündeme dahil ettiren muhteşem yüzyıllar, ecdat muhabbetleri bütün bu önemsiz detaylardan, sıkış tıkış hallerimizi tanımlandıran korkunun her ne olduğunu cismanileştiren şeylerden daha az önemli değil mi! zaten balık dediğimizden beter hafzalamızda, satanistlerin asla yetişmeyip [bitki sanırsınız bahsedilen] eşiğinden geçmediğinden gönençlenilen, kıvanç kıvanç kasılıp durulan imam hatipler mevzusuna giriveren basınç pardon barınç hazretlerinin güzellemelerine ilişmeyeceğiz haddizatında hepimiz nasılsa dış kapının dış mandalıyız. bu ortaoyunundan bozma derme çatma tiyatronun figüranlarıyız, gülecek yerin bile komutla dikte ettirildiği yepyeni bir muasır medeniyetin yaşayanlarıyız. kitlesel yapım ve araştırmalar tamamen tersini söylüyor, işaret ediyor olsa da mesut bahtiyarız! yerseniz. sineye çekebilirseniz!

bütün o korku dediğimizin içeriğini oluşturan şeyler de hüsnü kuruntumuz afedersiniz içimizdeki x,y,z olaraktan tın tın tın ekosuyla bilcümle! cümbür cemaat. hangi bir şeye yanalım yanalım ki anlamlandırabilelim diye dert ortağı aradığımız mecralarda epey hallicenin überstar’ın köşe kadılığına, bir ötesinin diyet tariflerinden hangisini seçebileceğine kararsız kalmasının iç kıyıcı muhabbetlerine denk geldikten sonra marduk kıyametinin ehveni özü nedir. geriye sayım yapılıp durulan yirmi bir aralık kıyametine gelmeden çoktan ulaşmışız demeye tenezzül edersek çok mu oluruz dövletlum! çok mu çok oluruz halkım kıymetlim. gelip geçen, olan biten delip geçen yok edip üzerinden yeni söylemlere girişilen, lağvedilip canı çıkartılıp maşallah diye tiye alınan gaz verilip gazı kesilmeyen ahiri evveli ne buyurmuşsa onun izini takip ededuran, sürdüren o kıbleden şaşmayanların cenahında ikilemlerin dünyasında yaşam sürmekteyiz. soluk alıp vermekteyiz. duyumsatılmaya çalışılan hiddetin bağında sözümona nefes tazeleten, buna imkan sağlatan bir evrenin denekleri bellenmişiz. ikili oyunlardan kelli hem kafaların hem de kartların ha’bire karıştığı, harman olduğu hangi im ile nelerin çözümlendiğinin değil nelerin daha da berbat bir biçimde kördüğüm haline dönüştürülmesine tanık kaydedildiğimiz bir güncelliğin sathındayız.

şimdinin getirdiklerinde bir yanımız muasırlaşıp, müreffehliğin simyası ile hemhal olurken, modernleşme şiaronda enikonu kalıplara mengelenirken öte yanımızın harap, viran ve biçareliklerinin sürdürülmesine olan kör sebatın, sabıklığın yüzleri, önermeleri ve tedbirleriyle birlikte işte bu yaşamsal sürecin daimiliğinde hayata tutunulmaya çalışılmaktadır. çabalanmaktadır. çaba sarf etmesinden gayrısının namümkün bırakılmasının getirdiği hezimet ve bozgunların ikilemlerinde hanın o enge/li/beli bol yapısında bir aşağı bir yukarı ilerlemekteyiz. gündüz gece, bir an evvel bahis açılanların tezatlıklarının, keyfe keder algıların, hükümranlığın dayanılmaz hafifliğinin getirdiği gevşekliğin nelere nasıl kadir olduğu kısmının simgeleştirildiğini teyit eden bir ikilemler cümbüşündeyiz. biçimsizlik atbaşı giderken olan biten, vuku buldurulanların eğreltiliğinde müsammah gösterilmiş şeylerin nelerden mürekkep bir algı ile toplandığı denklenştirildiğini yineleten bir tasvir söz konusu edilebilir. kazın ayağı, işin doğrusu pek öyle olmasa da velev ki’lere sığınarak, el alarak, destek bularak kat edilenin ‘medeniyet’ olarak sıkış tıkış tanımlandırılanın basamaklarının değil toplumsal dönüşüm evresinin bir başka karaltılı dönemeci olduğu zihne mıhlanmaktadır zihne işlenmektedir. karaltıyı derinleştiren keşkelerin güne dahil edildiği acaba sokağından geçilmeden ikilemler meydanında çıkılamadığının örneklenebilirliği pekala dahil edilebilir.

denkleyiş, denk tutuş önceliği olan sorunların kendileri için değil kurmacanın “karanlık” o dehlizlerinden çıkanlara sapıldıkça meramın kendisinde hakikati gözlemleyebilmek ancak böylesi bir uğraşı neticesinde söz konusu edilebilecektir. yergilerin otomatikman yargılara dönüştürülmesinin, bunun teşviğinin “muhteşen sultan süleyman” hassasiyeti ile gündem donatılmışken, millet vekili dokunulmazlıklarının araya kaynak edilmesinin, bahsinin açılıp apartopar meclis çatısı altında seslendirilmesinin, koca bir ilçe fişlenmekle imtihana tutulmuşken şehr-istanbul sınırlarında da bir başsavcının adliye muhabiri gazetecileri fişleme, mimleme çalışması ve daha fazlasının, akibetleri konusunda en ufak bir çabanın dahi gösterilmediği alenen açık edilen “açlık grevinden” çıkmış  siyasi tutsakların son durumlarının nice olduğuna, emekçilerin malum ekonomik krizin teğet geçmesi hasebiyle çatkapı işssiz, dımdızlak ortada bırakılmalarının, her canlı bir gün kck’li olacak, o yaftayı yiyecek ve bu propaganda çalışmasında malzeme edilecek, harca eklemlenecek olduğunu yineleyen operasyon temelli sindirmelerin gösteregeldiği denklik neticede burasıdır. böylesidir. denkleştirmeye namzet yahut teşne olduğumuz yegane şey otokrasinin, ikilemlerle yüz göz olarak bu karanlık güncelliği içinden çıkılamaz belletmeye çalışmasıdır.

olumsuzluk bir şaidan çok gerçekliğin tâ kendisini tanımlandırırken sürünün, bu yığın veya öbeğin ayrışmaz bir parçası olan ermeni’ye sövmenin açık adresleri yayınlayarak gerçekleştirilmesi son kertede sadece buna teşebbüs bile bu dengelerin karman çorman edildiği, ayrıştırıcılığı defaatle bir kez daha önümüze sermektedir. ne de olsa duyulmamış bir şey değildir x, y, z’ye sövülmesi. onlara patır patır saydırılması. ancak bu kadar alenen birilerinin öz yurtlarında daha da korunaksız bir başlarına terk-i diyar eylenmesinin örneği ve duyumsatılması son tahlile gereksinim olmaksızın körlemesine hiddetle bu ikilemler mabadında sözüm lime lime edilmesini aklın nadasa çekilmesini yüzleşmenin teferruat zannedilmesi vb. kolaylamaktadır. tüm bu teferruat olarak bellenmiş gündelik rutinin ayrışmaz hamleleri birbiri ardına sıralanırken üç yüz bir denen kaotik meselin yapısını tescilleyen, hrant ahpariğin katlinin yolunu ve zeminini temellendiren, olurunu verdiren mahkeme üyelerinin kamu denetçiliği ile taltif edilmeleri çıkagelir. buyrun bir de buradan yakın diye sanki onca şey kolayca hazmedilebilmiş gibi alelade iki satırla geçiştirilir. hrant dink’in adı sanı belli oluşumca hedef gösterilip, tetikçilere takdim edilmesinin ne hesabının ne kitabının ve neticesinin sorgusu bile yapılmazken, ermeni’yi hizaya çekme konusunda yarışan yetkililerin müşteşar vali vekil şimdi de kamu denetçisi olabilmeleri, bu terfileri alabilmeleri halen ötekisinin varlığına karşı aşılmaz duvarları, kırmızı çizgileri koruyanların nasıl kollandıklarını bir kere daha acı bir tecrübe haline evirir. yas hep bu yana mı denk düşer.

hazin olan hep aynı kör noktadan tekabül edecek yine yeni yeniden kanırtılacak bir vakıanın yaratılması mıdır? bu kadar hengamenin içerisinde böylesi bir görünümün kendisi midir ağza sakız bellenen yüzleşme nam, kucaklaşma öz, hellaleşme şiarınının ta kendisi diyerekten muktedirce sündürülüp durulan. darbeleri araştırma komisyonu dahilinde handiyse sonuç olarak tek elle tutulur kısım olan gerçekleri araştırma komisyonu tavsiyesinin, hile ve desisenin, şamarların birininin inip ötekisinin rotasına eklendiği bu dövlet düzeninde hakkaniyetin elzemliğini, bir kere daha ortaya çıkartmaktadır. aşina olunan bilindik tevatürlerin olay ve olguların bir tekrar ve ucu açık seslendirilmesine karşın devran dönse de yaraların kapanmadığının farkına varabilmek ezcümle bir aradalığın hangi fakat, ama gibi bağlaçlarla eğrelti konumlandırıldığını mütemadiyen haykırmaktadır. azıcık can kulağıyla olan biteni işitebiliyor musunuz? eskaza gidişatın ötesinde berisinde cereyan edenlerin hepimizin geleceğinin istimlağı olduğunun farkındalılığı kısmına erebiliyor musunuz?

dört yüz bir haftadır seslerini duyurmaya çalışan cumartesi annelerini, sene-i devriyesine ramak kalan roboski kıyamından arta kalanların adalet seslenişlerini her koşul ve şart dahilinde hep o ötekisi olduklarının kafalarına kakılmaya devam edildiği tutsak yakınlarının duyulmaz sanılan çığlıklarını, biteviye adına sol denilen ama paramparça edilmiş, noktadan virgülden ayrışılmasına içlenilen bir başka ülke tahayyülcüleri ve daha pek çoklarının soldan azade insanlık namına olan seslenişlerini işitiyor musunuz? fabrika kapıları, torna tezgahları, atölye ve imalathanelerin önlerinde bekleşeduran, gelecek kaygılarından çoktan kendilerini azade eden, taşın altına ellerini değil sadece yüreklerini de koyanları fark edebiliyor musunuz? entelektüel bir sıra savma, baştan savma bir kaç tümce, güzel alıntılarla donanmış hayal imgelerinin nazarındaki, toz pembe güllük gülistanlık anlatılan diyarın burası olmadığı bunca belirginken kafayı kuma gömmenin herhangi bir olumlamaya yol açmayacağını şimdi fark edebiliyor musunuz? hep yarıda kalan cümleler devrikliği yoksunluktan bunca çokça kervana eklenip yükünüz bunlar seslendirilmesi ile oluşturulan güncellikte ikili oyunların, ikilemlerin, danışıklı dövüşlerin mahrumiyetten başka, hakkaniyeti engelleyici, vicdanı safın dışı adaleti toptan yıkıma terk eyleyen ve o gelecek beklentisinin sıfıra sabitlendiği bir cenahın bunca kör sabitlik ve sınanış sizleri düşündürmez mi? düşündürmüyor mu!…

>>>>>Bildirgeç

Herşey Yalan Gerçek Sensin – Kemal BOZKURT – Kemal BOZKURT Blog

Sayın Başbakanım duydum ki haklı olarak söylenmişsiniz Muhteşem Yüzyıl adlı zavallı, iğrenç ve tarihimizi çarpıtan diziye…
Bense tahmin ederek bunu söyleyebileceğinizi birgün (gazete olarak değil, gün olarak bir gün sayın Başbakanım) bile seyretmedim bu hain diziyi. Ancak söylemeliyim bir kaç defa bakkalda, markette alışveriş yaparken gözümün takılmışlığı da vardır.
Ne o öyle… Tip tip haller, atlastan çarşaflar, ipekten giysiler…
Bu göz takılmalarının dışında yoktur başkaca maruzatım sayın Başbakanım…
Ama sizi bir konuda daha uyarmalıyım…
Game of Thrones diye bir dizi var, o daha da berbat. Orada da krallar ve akrabaları birbirini kesiyor, sevişiyor felan filan…
Bu dizide de aslında Muhteşem Yüzyıl’a bir gönderme var alttan alta sayın Başbakanım. Gizliden gizliye beynimiz yıkıyorlar sanırsam. Reklamların ve dizilerin arasına bir kare de olsa mesaj atarlar ya, sübliminal yapıyorlar işte bence Sayın Başbakanım.
Bunu da Sayın Obama ile görüşmekte fayda var diye haddime düşmese de söylemek boynumun borcudur sayın Başbakanım…
Unutmadan söylemeliyim; hele bir cüce var ki Türk kızı olan Sibel Kekilli ile sevgili. Her ne kadar orada bir İngiliz’i oynasa da biz gerçeği biliyoruz sayın Başbakanım…
Dizide bile olsa bir Türk, Türk kalmalıdır öyle değil mi sayın Başbakanım?
Aynı Özgül Kavruk’un yaptığı gibi. Kendisine örnek Türk kızı oyuncusu madalyası verilse yeridir sayın Başbakanım.
buraya tıklayarak habere ulaşabilirsiniz sayın Başbakanım

Ah…! Bir de Spartaküs var ki…
Onu hiç söylemeyeyim sayın Başbakanım.
Daha ilk sezonda başroldeki kahraman kansere yakalanıp ölmesin mi… Allahın sopası yok işte sayın Başbakanım.
Ama gelin görün ki bu Hollywood yine bir aktör çıkarmış, o da pek bir yakışıklı mı yakışıklı…
Bize demek istiyorlar ki, “İsyancılar böyle böyle hoş güzel insanlardır…”
Spartaküs’den gözümüzü çevirsek Crixus’a yakalanıyoruz bu sefer de, o da ondan yakışıklı…
Bu şekilde bilinçaltımıza şettiriyorlar sayın Başbakanım
Bu arada; bunlar senaryo felan filan diye ortalıkta konuşup duruyorlar ya sayın Başbakanım.
Sanki senaryoyu kafadan atıyorlar.
Kanuni gerçekte var mıydı, vardı…
Efendim İbrahim paşa var mıydı? Vardı. Valide sultan, oğlu Mustafa…
E hepsi var, neresi bunun kurmaca?
Herşey gerçekken yaşadıkları mı kurmacaymış? Pehh… Kim inanır buna sayın Başbakanım, Kadir İnanır mı?
İşte bunlar iç mihrak, Spartaküs falan da dış mihrak oluyor sayın Başbakanım.

Bu arada Roboski adlı bir dizi daha var sayın Başbakanım
Yayına girmeden kaldırılan hani…
Onu da bir söyleseniz ya bizim ecdadımız böyle şeyler yapmaz diye…
Ama bi dakka özür dilerim sizin tutumunuz daha doğru bu konuda. Yok saymak en iyisi. Ciddiye alıp konuşunca herkesler sorar sonra ardını alamazsınız mazallah. Yok Ostim’di yok Davutpaşa’ydı, İkitelli’ydi, iş cinayetleri pardon cinayet mi dedim ben… İş kazalarını da sorarlar, Uğur, Ceylan derken hangi birine cevap vereceksiniz? Sizin de bir canınız var nihayetinde…
Her ne kadar Kemal diye bir arkadaşım söylemiş olsa da, “Yok saymak aslında var’dan gelirmiş” diye… Çünkü insan var olmayanı yok sayamazmış falan falan… Laf-ı güzaf işte…
Aklımdayken, Suriye dizisi nasıl Başbakanım?
Umarım tutar ve reytingleri iyi gidiyordur inşallah…Kimbilir bu diziyle birlikte ecdadımızın 1915’lerde neler neler yaptığını anlatabiliriz Suriye yollarında sayın Başbakanım.
Buradaki Kürtlerle aramız hafif limoni ya, belki Suriye’dekilerle iyileştirip aramızı onları çatlatabiliriz de…Emin olamasam da ne kaybederiz ki sayın Başbakanım? Bundan daha kötü olacak değil ya.
Unutmadan söyleyeyim, Cumartesi anneleri diye bir dizi daha var. 3-4 sene önce Lost dizisiyle iyice pekiştirilerek temelleri atılmış olan. Hani Lost kayıp demek ya, o kayıp Cumartesi annelerinin gözaltında kayıplarına göndermede bulunuyor olabilir sayın Başbakanım. Bunu da not etmekte fayda var diye düşündüm ne dersiniz sayın Başbakanım?

Bizi sorarsanız hamdolsun iyiyiz sayın Başbakanım
Bugün çocuğumla, Serin’le elele tutuşup güzel bir Pazar gezmesi yaptık. Kah oturduk kah kalktık. Afedersiniz arada bir mutlu falan da olduk boş bulunarak. Eve dönerken de sürpriz yumurta aldım ancak o çukulatasını yemedi ve bana verdi, affınıza sığınarak söylüyorum ben de yemiş bulundum…

Neyse lafı çok uzattım Sayın Başbakanım.
Belki de bir dizi bakanlığı bile kurulabilir. Hatta bu dizi bakanlığı tiyatro ve bilimum sanatlara da pekala bakabilir sayın Başbakanım.
Böyleyken böyle sayın Başbakanım.
Herşey yalan gerçek sensin sayın Başbakanım.
Gelirse dert senden gelsin sayın Başbakanım.

Saygılar hürmetler…

İlerde Vandetta konusuna el atacağım. Bilemiyorum belki de atamayadabilirim…Türk müydü değil miydi?
Sizi o güne kadar bekletmemek ve içiniz rahatlasın diye söylüyorum kendisi Türk…
Ve tabii ki Turgut Özal ile hayatımıza giren ‘beğenmeyen kanalın düğmesini çevirsin’ adlı liberal teze n’oldu? Özal’ın yolundan sapma var mı yok mu?
Buna da şimdiden cevap vereyim sayın Başbakanım, Yok…

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala “akil” olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir, öyle değildir. Bir işaretleyici, yaşadığımız anların dahilinde neler başımıza geldiğini gözlemleyebilmek için kelamlar sığınılasıdır. İşinin ehli kelamlar. Böylesi bir dönemeçte Kemal BOZKURT gibi isimlerin çabalarıyla ortaya koydukları metinler, daraltmaların at başı gittiği bir coğrafyada belirli başlı konularda fikri takibi mümkün kılacaktır. Mümkünatlar dahiline ekleyecektir. Başvezir’e hitaben kaleme alınmış metnindeki gibi didaktik söylemlerden uzak, hasmanelikten ırak söylenişlere ne çok sahip çıkmamız gerektiği bir kere daha hatırlatılıyor. Dedik ya kelam bir bağnazlık için değil anlamak içinse türlü yollar gösteriyor. Sayın Kemal BOZKURT’un anlayışlarına sığınarak bu metni sayfalarımıza alıntılıyoruz…

 …Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam…İyi Haftalar…

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar – İmamın Ordusu – Ahmet ŞIK via Scribd
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme – İnsan Hakları Derneği
Uludere’yi Unutma! – Emrah DÖNMEZ – Youtube
Avrupa Birliği – 2012 İlerleme Raporu – European Commission Document Stuff
İşkence ve İnsanlık Dışı Aşağılayıcı Muamelenin ve Cezanlandırmanın Önlenmesi ve Tutuklu Hakları – 21. Rapor – CPT
Çağrı: Mor Gabriel’e Dokunma!
Çağrı: Pınar Selek’e Tanığız, Pınar Selek’le Dayanışıyoruz!
Aşağıdan: Kognitif Mecra – Sayı: 1
Her Şey Yalan Gerçek Sensin – Kemal BOZKURT – KB’s Blog
“Hem Kayıpların Hem Faillerin Peşindeyiz” – Gündem ELÇİ – Bianet
‘Berfo Ana Komada, Oğlunun Kemikleri Bulunmadan Gömülmek İstemiyor’ – Demokrat Haber
Dünya Adalet Projesi: ‘Türkiye Temel Hakları Korumada Geride’ – Amerika’nın Sesi
Karayılan: ‘Türkiye, Silahları Bırakalım, Sorunu Diyalogla Çözelim Derse, Biz De ‘Hay Hay’ Deriz’ – İMC
Kürtler ‘Doğal’ Olmayan Haklarını İstiyor – Nuray MERT – Emek Dünyası
Kürkçü: Roboski’yi Örtbas Ediyorlar Çünkü Failler Üst Düzeyde! – Ali Barış KURT – ANF
Kışanak: Uludere’nin Siyasi Sorumlularının Dokunulmazlığını Hemen Kaldıralım – Birgün
Erdoğan’ın At-Avrat-Silah Üçlemesi ya da Sansür Skalası – Bekir AVCI – Demokrat Haber
Çatışmada Yaralanan Binbaşıya Ödenen Tazminat, Çatışmada Ölen PKK’lilerin Ailelerinden İsteniyor – İMC
Örtüsüz ve Kirli – Arif ALTAN – Özgür Gündem
Özgürlük – Gündüz VASSAF – Radikal
Batan Gemi Orkestrası – Bülent USTA – Birgün
Öldürülen Gazeteciler ve Cezasızlık: Metin Göktepe Cinayeti – Meryem GÖKTEPE – BiaMag
Devletin Sevgili Hizmetkârları – Roni MARGULIES – Taraf – İlke Haber
Ombudsmanlığın Yolu Hrant’tan Geçmiş – Sendika.org
Dink’i Mahkum Eden Bir Hâkim Daha Denetçi – Yurt
Başdenetçi Kamuoyunu Yanıltıyor – Fethiye ÇETİN – Bianet
Bir ‘Rutin İşlem’: Hrant Dink – Demiray ORAL – Taraf
“Örgüt De,Delil De Var’ Dedi Ama Görevden Alındı – TimeTürk
Bir Hukuk Garabetinin Öyküsü: A’dan Z’ye Pınar Selek Davası – Akın ATALAY – T24
Pınar Selek: Ya Hrant Dink Gibi Öleceksin Ya Müebbet Yiyeceksin – Agos
Ali Akel: Türk ve Kürt İslamcıların Yolları Ayrılıyor! – Hür Bakış
12 Eylül Generalleri Emlak Zengini – Adil Medya
Kürtçe Şarkı Davasında ‘Onama’ – Mesut Hasan BENLİ – Radikal
Dikili’nin Castro’su Başkanlıktan Düşürüldü – Evrensel
Neden Hep Kürtler Yargılanır? – Muzaffer AYATA – Özgür Gündem
T. Akyol: Herhangi Bir Avrupa Ülkesinde BDP Kapatılırdı – İlke Haber
“Vekillere Dokunmayın” – Nilay VARDAR – Bianet
Zaten Dokunmuyor Muydunuz? – Şeyhmus DİKEN – Yüksekova Haber
Atamız Vardı, Bir De Babamız Oldu – Kadir CANGIZBAY – Birgün
Muhteşem Korku – Ebedi Okur – Takvimi Enayi
Erdoğan’ın Kanunu, Kanunî’si… – Zeynep ARIKANLI – Haber Fabrikası
Tarihin Ağır Kapağı: Ecdadın Ezdiği Yurttaşlık – Ali TOPUZ – Utay
AKP Hanlığının Gerileme Dönemi Başlamıştır! – Ragıp DURAN – Bir + Bir
Yumurtasız Omlet – Aydın ENGİN – T24
Tutuklu Öğrenciler Forumu Yapıldı – Muhalefet
“Satanistler İmam Hatiplerde Yetişmedi” – Rusya’nın Sesi
“Yüz Kızartıcı Bir Suç İşleyen Devlet Yıllarca Bizlerle Alay Etmiş” Taner AKÇAM – Yalçın ERGÜNDOĞAN – Sesonline / Azad Alik
2012 Beynannamesi – İstanbul Ermeni Vakıfları
“Ulus” İnşaasının İlk Enkazı: Ermeni Meselesi – İsmail Güney YILMAZ – Sendika.org
Gülbey’in Merakını Giderelim – Vartan ESTUKYAN – Agos
Ermeni Halkı Yalnız Değildir – Dur De!
Aleviliği İnkar Etmenin Vazgeçilmez Çekiciliği! – A. GALİP – Özgür Gündem
Alevilere Müdahale Sürüyor – Ergin DOĞRU – Yeni Özgür Politika
Kürt Halkı Açlığı Değil Özgürlüğü Hak Ediyor! – Gerçek: Devrimci İşçi Gazetesi
Mecliste Yeni Bir “Darbe” Hazırlığı – Aziz ÇELİK – Birgün
AKP Grev Yasağını Genişletmeye Hazırlanıyor – Muhalefet
Darkmen Tekstil İşçilerine Polis Saldırısı – Sol Defter
12/12/12 – International Day Of Action In Solidarity with DHL Turkey Workers – ITF Global
Birlikte Direnirsek Zafere Ulaşırız – Evrensel
İlginç Benzerlikler – Bahadır ALTAN – Sol Defter
Nor Zartonk Ermeni Toplumunu Yeniden Üretime Geçirecek – Sevdiye ERGÜRBÜZ – DİHA – Nor Zartonk
Ermeni Sırma Nine – Cansu BOZKURT – Solukbeniz
Bütçenin Zigon Sehpa Üzerindeki Dengesi… – Zeynel Abidin KAPLAN – Sendika.org
Patriot Gerilimi Derinleşip Yayılacak – İhsan ÇARALAN – Evrensel
Benlisoy: AKP Kürt-Arap Gerilimi Yaratmak İstiyor – Ruken ADALI – ANF
Bradley Manning: A Tale Of Liberty Lost In America – Glenn GREENWALD – The Guardian
“Boycotting Israel Works,” Says Rachel Corrie’s Dad – Joe CATRON – Electronic Intifada
Felsefe Hocasına Dersinden Dolayı Soruşturma – Demokrat Haber
Dokunulmazlık – Ahmet ALTAN – Taraf
Özde Faşizmin 14 Temel Özelliği – Lawrence BRITT – Bianet
PKK Sosyalizm Mücadelesini Yükseltmeye Çağırdı – ANF
PKK Çawa Bû Gel? – Ikram BALEKANÎ – Ajans Amed
“Kürt Sorunu”: Marx-Engels ve Taner Timur – Özcan EVRENSEL – Sendika.org
“PKK Sendromu” veya “Kürdistan Sendromu” – Deniz TEKİN – DİHA – Korsan Dergi
Kürt Sorununda Tarihten Ders Çıkartmak – I – Gençay GÜRSOY – Özgür Gündem
Sınıf Mücadelesi, Komünist Bir Ufkun Kurulması ve Bunu Zorlaştıran Bazı Şeyler – Ibrahim Q. – Servet Düşmanı
Darbeyle Hesaplaşmada Arjantin-Türkiye Farkı – Doğan Barış ABBASOĞLU – Yeni Özgür Politika
Anthology For Change: Howard Zinn’s Impassioned Progressive Speeches Span Four Decades By Mark KARLIN – Truthout
Tunus’da Sular Durulmuyor, Çatışmalar Üçüncü Gününde – Korsan Dergi
Wikileaks’ Julian Assange: Full Interview via BBC News
Mehmet Ali Birand: “Gazeteci” Neyle Yaşar? – Sarphan UZUNOĞLU – Yurt
Yurttaş Gazeteciliği – Nihan BORA – Prezi
Gazeteciliğin İntiharı ve Birgün – Koray ÇALIŞKAN – Radikal
Banttan Nem Kapmak – Onat ÇETİN – Radikal Blog
Nefretin Ucu Dine De Dokununca… – Baskın ORAN – Agos / T24
Vasatın Yükselişi, Yeteneğin Çöküşü… – Zülâl KALKANDELEN – Dünyalı Yazılar / Cumhuriyet Pazar Dergi
Totaliter Rejimlerin Bedene Fazlaca İlgisi – Ahmet TULGAR – Evrensel
Tanrının Üvey Evlatları – Özgür EYLEMCİ – Ajans Amed
Dışlanacağımı Biliyordum! – Ece Ayhan -1992 – Evvel Dergi
İklim Değişiyor, Türkiye Değişmiyor – Aşağıdan
Yaratıcı Yıkım – Mert İLKUTLUĞ – Resimaltı
Aklın Durduğu An ve Piranalar – Xwe Metin AYÇİÇEK – Yeni Özgür Politika
Geleceğin Zamanı Geldi – Sezin ÖNEY – Taraf
Hoşgeldin Bajar – Uğur BİRYOL – BiaMag

Andy Stott Official via Modern Love
Andy Stott – Luxury Problems Album Critic By Reed Scott REID via Tiny Mix Tapes
Andy Stott -Live From Moogfest 2012 via CastRoller
Björk Official
Björk – Bastards [Biophilia Remixes] By otomo72 via Revolution Blues
Takı Merasiminin Ardından Björk – Derya BENGİ – Radikal Kritik
Hauschka Official
Hauschka – Salon Des Amateurs Remix EPs 1 & 2 Review By Taylor FIFE via XLR8R
Jóhannsson + O’halloran + Hauschka @ Salon – Yiğit A. – 13Melek
The Fear Ratio / Mark Broom Official
The Fear Ratio @ Player’s Club, Solar Weekend Interview via EQTV.DJ
The Fear Ratio EPM Music Podcast #35 via EPM Music
NHK’Koyxeи Official
NHK’Koyxeи – Dance Classics Vol. II Official Informative via PAN
NHK’Koyxeи – PAN Polymath NHK’Koyxeи Sets His Sights On The Club On Dance Classic’101′ via Fact Magazine

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan – Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
———————————————————
>>>>>Info Go-R-Sel
The Secret Garden By Flumpster via Flickr

>>>>>Poemé
Sevgilimin Türküsü – Mehmet YAŞIN

Sevgilimin türküsüydü deniz
mavi sesine demir attı savaş
sevgilim,
ölü asker.

Sevgilimin türküsüydü buğday
altın bakışlarına kelepçe vurdu savaş
sevgilim,
ölü asker.

Sevgilimin türküsüydü barış
beyaz gülüşünü ikiye böldü savaş
sevgilim ölü asker.

Duyuyorum sevgilimi
türkü söylüyor ölü asker,
evimizin kapısını çalıyor mavi türküler.
Duyuyorum,
barış için en güzel türküleri söyler
savaşta ölenler

Kaynakça: Şiir, Sanat, Edebiyat

>>>>>Podcast Ünitesi
Deuss Ex Machina # 422 (22.10.2012)
Deuss Ex Machina # 423 (29.10.2012)
Deuss Ex Machina # 424 (05.11.2012)
Deuss Ex Machina # 425 (12.11.2012)

Deuss Ex Machina # 424 – kas oled läbinud see ööl

Leave a comment

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_424_–_kas oled läbinud see ööl

05 Kasım 2012 Pazartesi gecesi “canlı” yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
i-Micromelancolié – Timelines (Jozik Records)
ii-Micromelancolié – Blackest Rainbow (Jozik Records)
iii-Offthesky & Man Watching The Stars – Star-Crossed Through Empty Thick (Rural Colours)
iv-Offthesky & Man Watching The Stars – Captured In A Quill Of Sloe (Rural Colours)
v-Jan Bang & Erik Honore – The God Of Gradual Abdication (Samadhisound)
vi-Jan Bang & Erik Honore – The God Of Silence (Samadhisound)
vii-Yaron Herman – Atlas And Axis (The ACT Company)
viii-Yaron Herman – Heart Break Through (The ACT Company)
ix-Forabandit – Cançion (Buda Musique)
x-Forabandit – Leylâm Mevlâm (Buda Musique)
xi-Bandista – Haymatlos (Oppa Tzupa Zound Zystem)
xii-Bandista – Hiç Kimsenin Şarkısı (Oppa Tzupa Zound Zystem)

                                             kas oled läbinud see ööl
                                                         (424)

düşüp kalkarak, kah eğrilip, kah doğrularak kah durduğun yerde sabitlenerek kah hareketin devinimine kendini kaptırıp giderek durmaksızın ilerleyerek, bir öyle bir böyle seslendirilenlerin bir şöyle bir böyle bir şu bir bu diye ayrıştırmaların dolu dizginliğinde sığınılacak bir limanı belki bulurum bahsiyle, çabalanımıyla yol alabilmeye uğraşıyoruz. karşılaştığımız resmin hengamesinde griliğinde neden sorgusuna girişilmemesi bir yana her defasında bu da artık fazla değil mi diye düşünedururken buluyoruz kendimizi. sessizlik. müdanasız v mübalağasız kelamın yetkinliğinin, dilin getirdiklerinin aklın tahayyülü v kapasitesi doğrultusunda şekillendirilebileceği bir ortam varlığının giderek sepyalaşmış, soluklaşmış bir ütopya haline dönüştürülmesine vah vahlanıyoruz. sessizlik. onca yaşanmışlığın paralelinde hala hiçbir şey olmamışçasına benzeş zihni bağlı kelamların vakit sektirmeksizin tekrar edilişine, hıncın v ölümün kutsanmasına hayretleniyoruz. sessizlik. bir oh olsundur furyası alıp başını ilerlemişken başka bir yerden oh olsun çağrısının, çapsızlığının hadi bir bilemedin iki kişi tarafından savunulduğunu zannederken koskocaman bir cenahın hayattaki tutunduğu has dalın o olduğunun ifşaasına, ikrarına tanıklık ediyoruz. sessizlik. bir yerinden başlanacaksa bu diyarı anlayabilmek bahsinde neresinde hata yapıyoruz kısmının çoktandır belirgin olduğu bir dönemeçte kopan sessiz çığlıkların tanıklığında kem küm edip duruyoruz. gak guk. sessizlik.

bilmemenin değil görmemenin bir şekilde normal olarak sınıflandırıldığı ona denk tutulduğu bir cenahta ne yana dönersen dön karanlık bir imgenin peşimizde koşturup durduğunu, seni, onu değil asıl hepimizi o kıstırılmış sahanlığa derdest edip sıkış tıkış tutmak için yola çıkıldığını idrak ettiren vesikalara bakakalıyoruz. sessizlik. yaşama tutunmanın nasıl bir şey olduğuna dair koskocaman ahkamlar kesilirken, aforizmalar apartılırken birilerin halen, kasti olarak laf salatası yapıyorsunuz bahsine el vermelerinin kadüklüğünü, bilinçisizliğini seyreyliyoruz. sessizlik. herşey laf salatası, her sesleniş anlamsız birer lagaluga ise zaten muktedirin elinde olan iplere göre orası burası fark etmez cehennemin tam da ortasında bir şeyler yapılmasına gerek olmadığına ulaşmış, ermiş oluyoruz. olmuyor muyuz. sessizlik. haddizatında bir şeylerle yüzleşme gailesiyle yola çıkılan temellendirilen  hareketlenmelerin topyekün paketlendiği, devre dışında bırakıldığı bir ahvalde o da eksik kalsın denilir gibi sözün kıymeti harbiyesini üç kuruşa kenara terk etmenin yollarına alıştırılmaya çalışıyoruz. her gün ayrı bir mizansen sergileniyormuş gibi değerlendirilirken bu cenahın merkezinde, kalbinde ayrışmanın, dip dibe insanlığın katlinin anlık resmi geçitlerinde kelamdan gayrı neye sığınmalıyız diye düşünedururken bir yan, bir yön hısımlığı, linçle taltif etmenin yollarında yeniden kotarmanın derdine düşüyor. sessizlik.

bir bitmez edim olarak bu vatanın ekmeği kısasının handiyse her olur olmadık vakıa dahilinde seslendirilmesinin, her pundu bulunana yakıştırılmasının can yakıcılığından az çekmemişiz gibi birlik v beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz günlerde! ötekisine hınçın bunu sağlayabileceğine kanıp zemini uygun bulanların felaketlerini birer ikişer icrai sanat eylemelerine tanıklık ediyoruz. utançlarımız dağ gibi yükseliyor. sessizlik. karanlığın normalleştirilmesi, olağan belletilmesi düzeneğinde bir şekilde insanlıktan uzaklaşıldıkça sanki daha iyisi, daha güzeline ulaşacakmışız bahsine tutuluş, bütün vicdani olanın önünde set gibi yükseliyor. ya köpek gibi havlıyorlardı denilerek, ya da kontrgerilla gerekliliği bir kere daha anlaşılmıştır diye ucundan kıyısından bahisler açılarak bu sathı mahalin ötekisine karşı kartlarının tükenmediği hatırlatılıyor!. sessizlik. aba altından sopanın değil basbayağı göstere göstere yola çekmenin, hizanın içerisinde tutabilmek için zorun, zor olarak tanımlananın, işkencenin işkembe-i kübradan savunulmasının ibretlik vesikaları döküz sütuna şok şok şok, flaş flaş flaş bezemeleriyle sunumlandırılıyor. bir tık, iki tık daha fazlası için şiddetin kayığına her dem olduğu gibi elinde tuzlukla koşar adım gidenlerin, el oğuşturanların, beklenti içerisinde bulunanların ne iyi etmişler gazlamalarıyla beraber bir ayrışımın kökü derinleştiriliyor. ayrılıyoruz ayrıştırılıyoruz farkında mısınız?

bunca zıvanasından çıkmışlığın ben merkezciliğinde kimliklerin, aidiyetlerin üzerinde per per tepinilerek zorunlu bir deneyimden bir başkasına hazırlanıyoruz. hazırlatılıyoruz. sessizlik. bugün pek çok şey açık açık tartışılabiliyor, dillendirilebiliyor diye ortalıklarda kelam eksik konulmazken hala neyin adını anabileceğimiz, kime değer verebileceğimiz, neyden ne manalar anlamamız gerekliliği özensiz bir biçimde her dem olduğu gibi ana akımın şarlatanlarının çabalarıyla beraber yeniden zihinlere kazıtılıyor. durmak yok bodoslama emir erliğine, ötekisine öfke katmaya devam! sessizlik. bugün altmış birinci gününe girmiş olan açlık grevinin silsile halinde hepimizi çürütmesi, eksiltmesi, hezeyanın bunca kalıplaşmış şeklini bulmuş yansısında hala bir şey yok, yiyorlar, içiyorlar vatan hainleri söyleminin hemen dibinde kökümüz kuruyor bu kök saldığımızı sandığımız, vatandır, topraktır diye bellediğimiz cenahta hala ne olduğumuzun tam karşılığı bulunmaya çalışılıyor. insanlığa kaç var! kaç basamak aşıldı, geriye kaç adım kaldı! bıraktırıldı. bütünce yekpare bir mozaik. mermerden böyle yekpare. basbayağı kör bir sessizlik. canların o veya bu şekilde illa billa yok edilmesinin böylesine naçar karşılanıp, kolayca sineye çekilir nasılsa diye tanımlandığı bir ülke operasyonların sonunu görebilir mi?

sayılar rakamlar havada uçuşurken, günler geceler birbirini kovalarken, yok kış operasyonları yok yaz bilmemneleri diyerek siyasal soykırım, savaş ikliminin, düşünsel özgün v özgürlüğünün ayaklar altına alınmasının sadece buna odaklanılmasının bu yeri ne kadar yaşatılır kılabildiği artık afaki değil midir? herkes mi cinnet geçirmektedir ki yapılıyorsa, dillendiriliyorsa bir şeyler tabî ki onlar da hak ediyorlar(muş) kısmına bunca göz kapalı teslimiyet halen mümkünatlar dahilindedir. öyle böyle alkışlanmaktadır. sahi biz ne ara bu insanlık mevzularında ota boka yaslana, tutuna bildiğimiz batağın bunca derinine düştük. nefessiz, çelimsiz, kelamsız kaldık. sessizlik. ezici çoğunluğun her kimse, her kimi kapsıyorsa bir şeylere sabrı kalmadı, tükendi denilerek karşısına konumlandırılana, ahkamının dozunu bir şekilde şiddete kırdığı bir zaman mevhumunda bunca ağır yükleniş, peyperdey seslendiriş, durmaksızın yineleyiş karşısında ne etsek, ne yapsak hafzalamız düzene girer, uyuduğumuz avuntu dünyasından sıyrılma söz konusu edilebilir? sokağında, içerisinde, dışarısında şiddetin laf olsun diye değil gerçekten yaşanılmaz kıldırdığı, herkesin bir ötekisine karşı diyecek sözünün kantarı çoktan dengesizleştiren bezeyişlerle ağız dolusu hakaretlerini yinelediği bir yerde asgari müşterek diye bir tanımın karşılığı bir gün bulunabilir mi?

yetmemişçesine hala her günü bir öncesinden daha büyük gıybetlere teslim ederek, donatarak, ağız birliği etmişçesine hep aynı noktadan hiddete kapıyı açık bırakarak, ona özellikle ihtimam göstererek doğru olandan uzaklaştıkça muasırlaşsak neye yarar, ikibinyirmiüç hedeflerine nail olsak neye yarayacak! burada. dönüp dolaşıp muktedirliğin v payandalarının bir örnekleştirilmiş tepkimelerine sadece göz gezdirildiğinde bile muhafaza altına alınıp, önemsenen şeylerin bütün bu anlama gayretine girişip, iki kelam denkleştirme çabasında anlatmaya çalıştıklarımızın ne kadar tersi bir odağı tanımlandırdığı bir kere daha teyit edilebilir. bir şekilde sayılarla olan ilişkimiz çetele tutmak adına degil. yaşamak zorunda bırakıldığımız cehennemde kaçar kaçar eksiliyoruz bunu bir kere daha bellemek için olduğunu da yineleyelim. toz pembelik haleti ruhiyelerin bırakın yakınını yöresini tam da tersindeyken kolayca dillendirilen “ne de güzel” yaşıyorlar zorları neymiş bahsinin, dile yapışıp ondan yeni türetmelere girişilmesinin bu eksikliği yoksunluğu, yok sayılmaları olağanlaştırılıp, sıradan bir durum olarak ele alınmasının hüznünü de perçinlemektedir. yok oluşlarımızın tamamı vicdanını terki diyar eyleyenlerin, bunu gerekli! görenlerin dünyasına armağan olsun, kurban.

sessizleştikçe sıranın bir yerinde kalakalmış hallerimiz, birbirinden ne önce ne sonrasızlığımız karar merciliğini kararsız kazımlığa bırakışların çoğulculuğunda ne edersek edelim bu gazap yurdunda en önemli şeye insana sıranın getirilmeyeceğini fark etmek bütün bu yazın çabasının, karalamanın ötesinde hala düşündürücü olan unsur olduğunu ilave edelim. çoraklaştıkça, biber gazına, dayağa, sinkafa alıştıkça, had bildirmelerde seçenek çoğaltıldıkça yoksunlaştığımızı anlamlandırabilmek için daha neler başımıza gelmeli sorgusunun dibinde çözüm feryadımızı yineleyelim. bir duyan olur bir gün buralarda da sulh olur, hakkaniyet olur, gerçekten adillik söz konusu olur. yalandan değil hakikaten demokrasi bahsi vuku bulur diyerek, öykünerek imrenerek. hesaptan kitaptan, al takke ver külah doğaçlamalardan uzakta kalarak o meraklı olanların dillerine doladıkları ayrıştırıcısınız, şusunuz, busunuzlara gelmeden yineleyelim insanlık çok güzel, denesenize eğreltiliğin seslendirilmesi, hamurunun karılması dile yerleşmiş olan “kutsal önyargıların” beraberliğinde, çerçevesinin kapsamının tanımlandırılması, şeklinin buldurulması gibi birbirini takip eden bir daraltım sahası içinde denek bellenişimizin paralelinde nesnelliğinden çok ihtiva ettikleriyle bir çok şeyi anlaşılır kılan, kah metafor kah bizahati varlığı ile beraber bu cinnet vatan dediğimiz içerisinde icrai sanat eylenenleri tam v eksiksiz tanımlandırabilmeye yardımcıdır taş.

kutsiyet atfedilmiş şeylerin göreceliliği üzerinden hangi baskılama unsurlarının devreye sokulup, hangi manipüle edicilerin tercih edildiğini, önemsendiğini veya tersine hakir görüldüğünü anlamlandırabilmek için kullanılabilecek argüman toparlayıcılarından birisidir taş. gediğine konulabildiğinde bir kalk borusu vazifesi gösteren, sırası geldiğinde başvurulduğunda bu pejmürdelik saiğinden çıkışın insanın insanı anlamasından geçtiğini hatra düşüren lafazanlığın boşa çene çalmanın değil bazen kaskatı kesilmeyi böyle sıradanlaştıran o vicdansızlık timsali seremonileri, al takker ver külah oyun v sahnelemeleri meydana serebilen, yerinde ağırlığının tam karşılığını cismanileştiren, atılanı toplananı bu toprağın simyasına uygulanan, yapılan edilen sürümcemesiz sansürlemeleri değinilerin önlerine bina ettirilen setleri idrak ettiren bir özetleyicidir taş. kendiliğinden pek bir anlam, ehemmiyet v detaylara vakıf olunmayan toplumsal kilitlenmişliğimizi, iletişim yoksunluğumuzu, empati eksikliğimizi yüzümüze vuran bu sathın, insanın yüzünde tek bir olumlamaya handiyse yer bıraktırmayan cerahatin sıradanlaştırılması, münferit belletilmesi karşısında halen gerekisinimimiz olan anlamak için daha fazla çaba sarf etmemiz gerektiğini idrak ettirendir taş. bu dünyanın algısını, merhametini, kapsayıcılığını dar kalıplara sıkış tıkış tepiştirerek, tektipleştirmelerin götürüp kenarına bıraktığı yarları, uçurumları fark ettirebilecek olandır taş. görebilme çabası içerisinde bulunanlara.. dikkat.

vicdansızlık, otokratizmin tüm yan unsurlarıyla bağdaşık hiddetlilik, şiddete meyyallik, birbirlerinin turnusolu olan sistem sensin bu da kapağı yan unsuru diye belletilen ana akımın, parti parti partizanlığın taşımış olduklarının, beraberinde sunduklarının meramı değil meseleleri karga tulumba ayrıştırmaların vesikalanması çabası olduğunu yineletendir taş!. bir gün önce dile pelesenk edilenlerin ertesi günün sabahında unutulacağı v herşeyin yeniden başlayacağını bilmek, o sıfırlanmışlığı defaatle tecrübe edenlerden olmak, ben ben diye kükreyip duran muktedirliğin biz dediğimize varasıya kadar heder ettiklerini düze çıkartandır taş. günahsız olan eline taşı alsın denilmişken şimdi meteor yağmuru gibi kafamıza, böğrümüze, benliğimize, aklımıza v vicdanımıza hedeflenenleri anlamlandırabilmemize vesile olacaktır taş!. çoğunluk bir çok şeyin farkında bile değilken iki ayı aşan süresi dahilinde hemen her şeyin tastamam bir kere daha belletilmesi, ezber yoklamasına tabî tutulmak, vardır yoktur vicdansızlığına müdanasızlıkla tamah etmek bu üç maymunluğu sürdürmek onca hiddeti reva bunca hezimeti ala en temel hakları kem küm gım gım diye bellemeye çalışmak onun üzerinden söylemlere, pratiklere girişmek her ne oluyorsa ona zemin sağlanıyor, vuku buluyor hiç de iyiye gidilmiyor kısasını meydana çıkartmakta, özetlemektedir.

o haktır bu değildir. şu bir ihtimal olabilir bu dokunulmazdır. o kutsal bu lanetlidir. bu böyledir şu şöyledir öz anadilinde eğitime hazırlıksızızdır, karşılanması tavizdir. eşit yaşama beklentisi, bu toprağın ayrışmaz unsurusunuz ama şimdilik talepleriniz değerlendirme dışıdır diye geçiştirilenlerdir. hiddet at başı giderken ne de güzel hoş mukavemet edene hadleri polisimizce bildiriliyor işte zevzeklenmelerine fon eylenendir. vicdan kara toprağa verilirken bu sefer on bir yaşında bir surette bugün de yurtta bir şeycikler olmadı kelamına sahiplenişe göndermedir özetlenen. duyumsadıklarımız, gördüklerimiz aklın sınırlarının ötesinde ütopik, kurgumasal olarak atfedilenlerin, öyle sayılanların nasıl müdanasız bir biçimde bu sathı mahalde bir gerçekliğe ulaştığını üstelik basbayağı can yakıcı bir hakikat mevhumuna dönüştürüldüğünü yineleyebilmek olasıdır. bu halen birbirlerini anlamaktansa, yermeyi yerin dibine sokmayı mahalle ağzıyla konuşup kalaylayarak bu hezimet sağanağından sıyrılabilmeyi ümit edenlerin göründüğü bir vesikadır. ırkının üstünlüğünü, caka satabilmek için bir şey bulduğunda bunu sinekten yağ çıkartır gibi arsız bi çabayla denkleştirip tümce haline getirerek hiç mi hiç uğraşmayıp basmakalıplığın klişelerinden medet umarak yol alanların göründüğü bir vesikadır. acının sağlı sollu gelmesi bir sağanak gibi yetmezcesine operasyonlar ile ocaklara düşürülecek yeni korlar v ağıtların yükseltilmesine çabalanılan bir vesika.

hangi bir elem ile yüzleşebilinmiş ki darbelerin mimarlarıyla, zor zahmet binbir rica minnet ne bildiklerini, ne gördüklerini yahut bellediklerinin neler başımıza açmış olduklarının peşinde koşturulmasının, hesaba çekildiklerine inanmamızı muştulayan bir vesika düzeneğidir karşımıza çıkan. öyledir böyledir sorun morun yoktur. kelamın sıklıkla yinelenmesine karşın bir türlü öze meselin kendisine yaklaşılamadığını yineleten vesika. utan vesikaları!. bağdaşık bir örnek, tektipleştirilmiş algı, dayatılan her neyse ona tamah ettirmeyi amaçlayan erkin varlığı tüm etmenleriyle bu vesikalar gibisi nicelerini hayat akışına dahil etmektedir. bolca kullanılan, çekinilmeden dillendirilen metaforlar değiniler v edimler toplamında görüp karşılaştığımız yegane şeyin elem olduğu afakidir. canhıraş bir biçimde meramı otokrasinin binbir yüzeyinde karılıp önümüze çıkarttığı kaşıklayın diye buyurduğu temcit pilavı böylesi bir şeydir haddizatında. vesikanın kendisinde yarım yamalak, kadrajın ya başında ya sonunda itinayla bakıp görülebilecek olan şeyleredir bu meram neşriyatı. dönüp dolaşıp hala maşaallahları var denilen insanların çektikleri azabı hiçe saymak, yokmuş gibi davranılmasının yürek kaldırmaz biganeliğin bir normal olarak değerlendirilmesi, bunun bellenmesi çabalanmasına karşıdır bu sesleniş.

işitilmezlik ile donatıldıkça, donandıkça bugünü kurtardık yarına allah kerim kısasından yola çıkılan bir güncelde altında kalakaldığımız her dem anılası devrik hayatlarımıza, o hayatların enkazları altında hala bir umudun yeşertilebileceğine inanmak v çoğaltabilmek maksadıdır meramın. bunca ağıtlarla donanan günde kör kurşuni grilik yel kadırmayan seslenişler, tutumlar, dayatmalardan dayatma beğendiren muktedirlik ele demokrasi buraya otokrasinin şekli tamama erdirilmiş olan suretlerinin durmadan yinelenmesindeki kör inatçılık durmak yok yola devam       şıkkının nasıl bir toplamdan ibaret olduğunu göstermektedir. yalın v ilaveye gereksinim olmaksızın. kral çıplak!. bulunduğumuz anın, vardığımız odağın, içinde kalakaldığımız sıkış tıkışlığımızın ortak yapımında ide can çekişmektedir. fikriyatın ne olduğunun, neyi amaçladığının, kapsadığının, neyi düze çıkartmak olduğunun okunmadığı bilinmediği tek tek klişelerden tepkimelerin kotarıldığı bir sathı mahalde yaşıyoruz. yahut yaşarmış gibi yapıyoruz. bu sathı mahalde kopan çığlıkların her neyden ileri geliyor olursa olsun can yakıcılığına odaklanmak istiyoruz. değişimlerin zaruriymiş gibi gösterildiği bir zaman diliminde yıkıntının altında bir umut var olacak mıdır kısmının karşılığını bulmaya çalışıyoruz.

bilmecelerle örülü dört yanımız, yöremiz. manidar çıkarsamaların hedef bu buyurun buradan saldırınların, afedersiniz onlar, şunlar bunların etkili olan, dönüşmüş dünün mazlumunun bugünün muktedirinin damarlarındaki asil kanla bağdaştırılmamasına çabalarını sergilediği halen seyirci kalınan bir bilmece. içeriğini her gün acıyla tecrübe ettiğimiz. biganeliğin er meydanında kendi postunu kurtarmak dışında başka bir şeyle işi olmayanların zihin yorduran çabalanımlarına nail olmaya çalışıyor, uğraşıyoruz. basmakalıp şekilciliğin, jurnalleştirmelerin ortamı bildiğimiz tam, eksiksiz karşılığıyla terörizz etmelerin her ne demek olduğunun yılmaz savunuculuğuna karşı, çıkarsız v karşılıksız insan nedir sorusuna yanıt arıyoruz. acının tolere edilebilir sınırının çoktan yıkıldığı bir güncellikte akil olanın, insan dediğimize kattıklarını v getirdiklerini bir yandan da götürdüklerine ermeye çalışıyoruz. bir tüketim gerçekliği diye alışılageldik seslenişlerle kesitirilip atılmadan, o saçmalara denk gelmeden, kin kusmadan konuşulabilecek, paylaşılabilecek bir kara parçasını hayal ediyoruz. çok ama çok oluyoruz…

>>>>>Bildirgeç
Açlıkta Üşümek – Bülent USTA – Birgün*

Sonbahar gerçekten geldi. Artık akşamları üşüyoruz, yağmur bulutlarının biri geliyor, biri gidiyor. Insan, kaldırımları örten sararmış yapraklara kayıtsız kalamaz ya, mevsimler gibi toplumsal olayların da insanları derinden etkilediğini düşünürsek, 57. gününe giren “Açlık Grevleri”ne nasıl kayıtsız kalınabilir ki… Kayıtsız kalınır, kaldırımları örten sararmış yapraklara kayıtsız kalınabildiği gibi… Ama ister kayıtsız kalınsın, ister kalınmasın, insanların tümünü derinden etkiler mevsimler, iklimler, toplumsal olaylar… Açlık Grevleri de, tıpkı sonbahar gibi geçen her günle birlikte yavaş yavaş ama derinden etkiliyor bu toprakları…

Yaşar Kemal, “Açlık Grevleri”nin etkisinin bir nesli yok etmeye varacağından endişelendiğini açıkladı basın toplantısında geçenlerde. Onun bu çağrısı ve uyarısı, elbette yönetenler tarafından ciddiye alınmadı. Yönetenler için, bir nesli yok etmek ya da yok etmemek değil ki mesele. Kendilerince yüksek gördükleri idealler ve çıkarlar uğruna devletler kaç nesli harcadı, yok etti bugüne kadar.  Zaten bu topraklarda nesiller ya savaşlarda yok edildi, ya da askeri darbelerde harcandı bol bol. Sadece darbe dönemlerinde değil, darbe sonrası yaratılan siyasi iklim de nesillere iyi gelmedi hiç. Mesela fiziki antropoloji alanında çalışmalar yapan bir antropolog, Türkiye’deki baskı ve stres dolu atmosferin fiziksel açıdan da yeni nesilleri etkilediğini ve boylarının diğer Avrupa ülkelerine göre daha kısa kaldığından bahsetmişti bana. Sadece beslenme ya da genler değil, siyasi ve kültürel baskı ortamı da, insanların fiziksel gelişimini etkilerken, ruhsal gelişimini nasıl etkilediğini varın siz düşünün.

“Açlık Grevleri” devam eder ve siyasi iktidar ölümlerin önüne geçemezse, bu topraklarda hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını, barışın, sararmış yaprakların kaldırımları örtmesi gibi, ölümlerin altında kalacağı kesin. “Açlık Grevleri”nin talepleri size makul gelmeyebilir, hatta karşı da olabilirsiniz. Ama gözünüzün önünde aç kalarak ölüme giden insanlara karşı kayıtsız kalabiliyor ve onların kendi tercihleriyle böyle bir ölümü arzuladığını düşünüyorsanız, büyük bir yanılgı içinde olduğunuzu bilmeniz ve böyle düşündüğünüz için de bir insan olarak utanmanız gerekir. “Açlık Grevleri”ndeki insanlar, kendilerini aç bırakarak ölmeyi değil, canları pahasına savundukları fikirleri, canlarını ortaya koyarak duyurmak istiyorlar sadece. Başkalarına değil, doğrudan kendilerine şiddet uygulayarak bir tür pasif direniş sergiliyorlar. Gandhi de, İngiliz yönetimindeki Hindistan’ın bağımsızlığı için açlık grevi yapmıştı. Hatta Roma İmparatoru Tiberius döneminde, Hıristiyanlara yönelik katliam ve işkenceleri protesto eden Tiberius’un dostu avukat Nerva da, açlık grevine başvurmuş ve bu uğurda hayatını kaybetmişti. Türkiye’nin açlık grevleri tarihi ise, çok sayıda ölümle dolu. Nâzım Hikmet de açlık grevi yapmıştı, haksız yere tutuklandığı için. Hatta annesi Celile Hanım, üzerinde “Bende Ölmek İstiyorum Gece Gündüz Oruçluyum” yazan bir pankartla Galata Köprüsü’nde imza toplamıştı.

Foucault, cezaevlerindeki her eylemin siyasi olamayacağını söyler. Mesela der ki, iki kişi bir gardiyanı rehin alıp kaçarlarsa, bunu yapan siyasi mahkûmlar bile olsa, eylemin kendisi siyasi olamaz. Ama mahkûmlar, siyasi talepler öne sürerek, kollektif biçimde ve cezaevi yöneticilerine yönelik değil de iktidardaki siyasi partiye seslenerek bir eylem yapıyorlarsa, siyasi bir eylem vardır ortada ve bu siyasi eylemin muhatabı kolluk kuvvetleri ya da cezaevi yöneticileri değil, doğrudan hükümettir. Yani, daha önceleri olduğu gibi, hükümet “Açlık Grevleri”ne adli bir vakaymış gibi bakamaz. Devletlerin vicdanı olmadığı için, devlet için sadece siyasi bir mesele olan “Açlık Grevleri”, kamuoyu içinse aynı zamanda vicdani bir meseledir. Kamuoyunun vicdanını harekete geçirecek olan medyanın kuşatma altında olduğunu düşünürsek, durum sandığımızdan da vahim.

Foucault, Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan “Büyük Kapatılma” adlı yazılarından oluşan seçkideki bir söyleşisinde şöyle der: “Ve, eğer hapishane doktorları bu kadar korkak olmasalardı, sadece açıkladıkları şeyle, gördükleri şeyi söyleyerek sistemi ciddi bir şekilde sarsabilirlerdi.” Aslında sadece hapishane doktorları değil, elinde yetki ve güç bulunan vicdan sahibi herkes, başta medya çalışanları ve yöneticileri olmak üzere, korkmayıp gördükleri şeyi söyleyebilselerdi ya da söyleyecek olanlara izin verebilselerdi, Türkiye’de her şey çok farklı olabilirdi. Yaratılan korku ve baskı atmosferi, büyük oranda vicdanları da susturmuş durumda. Bir başka sorun da, cezaevinde açlık grevi de yapmış olan Ulrike Meinhof’un Sel Yayıncılık’tan çıkan “Protestodan Direnişe” adlı gazete yazılarının toplandığı kitabında dile getirdiği gibi, öfkenin kanalize edilerek ya da kurumsallaştırılarak soğurulması. Şöyle yazmış Meinhof: “Hoşnutsuzluğun kurumsallaştırılması, insanları harekete geçirmekten çok uyutur, başkalarının sorunu çözeceği hissini verir, insanların vicdanını rahatlatır, kendilerinin harekete geçmesi ve sorumluluk alması gerekliliğinden muaf oldukları hissini uyandırır, satranç tahtasında piyon olmanın değiştirilemez bir durum olduğu yanılsamasını yeniden güçlendirir, birçokları için özel yaşama kapanmayı meşrulaştırır, kişisel tutumun kamusal amaçlar için kullanılması hakkındaki bilgisizliği sağlamlaştırır.”

Ulrike Meinhof’un bahsettiği bu bilgisizliğin en üst sınırlarındayız bugün. Vicdanımızı başkalarına devrederek yaşadığımız sürece de, bilgisizliğimizin daha kaç kişinin canını yakacağından ve bu toprakları nasıl büyük felaketlere sürükleyeceğinden habersiziz.

Sonbahar gerçekten geldi, artık akşamları üşüyoruz… “Açlık Grevleri” sınıra dayandı, artık bizi her zaman üşütecek ölümler bekliyoruz… Sonbahar, ruh hâlimizi etkiliyor… “Açlık Grevleri” sadece ruh hâlimizi değil, açlık grevinde olanların hayatlarını etkileyecek…

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala “akil” olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir, öyle değildir. Meram sahanlığın yanıbaşında her durumda ilave edilebilecek sözler vardır. Anlatılası, iliştirilesi, kelamlar birbirine denk getirilip bilindikliği sağlanası anlamlar v okumalar belki daha fazlası. Bülent USTA’nın Birgün Gazetesi’nde yayınlanmış olan Açlıkta Üşümek başlıklı makalesinde olduğu gibi derinleştirdikçe, ardına bakabildikçe günün getirdiğinin etrafında neler olup bittiğini, nasıl bir sona doğru hepimizi yönlendirdiği anlaşılabilecek bir meram haline dönüşmektedir. Bülent USTA’nın ve Birgün Gazetesi’nin anlayışlarına sığınarak bu makaleyi sizlerle paylaşıyoruz….

 …Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam…İyi Haftalar…

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar – İmamın Ordusu – Ahmet ŞIK via Scribd
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme – İnsan Hakları Derneği
Uludere’yi Unutma! – Emrah DÖNMEZ – Youtube
Avrupa Birliği – 2012 İlerleme Raporu – European Commission Document Stuff
İşkence ve İnsanlık Dışı Aşağılayıcı Muamelenin ve Cezanlandırmanın Önlenmesi ve Tutuklu Hakları – 21. Rapor – CPT
Turkey: Respect The Rights Of Hunger Strikers – Amnesty International – Af Örgütü
Açlıkta Üşümek – Bülent USTA – Birgün
Senin Kızın Olabilirdi – Ayşe GÜNAYSU – Özgür Gündem
Barış İçin “Yavaş Ölüm”! – Harun ERCAN – Bir + Bir
Ölümleri Durdurmak İçin Ölümü Göze Alıyoruz – Hacire TANIRĞAN / Bakırköy Kadın Cezaevi – Özgür Gündem
İnsanlığın Açlık ile İmtihanı – Onur AKSOY – Sendika.org
60. Gün – Sibel YERDENİZ – T24
Çağdaş Gazeteciler Derneğinden Açlık Grevi Konusunda Açıklama – Dışarıdaki Gazeteciler
“Suskunluğa…” – Bedreddin G. – Ajans Amed
Direniş, Terörist, Felsefe, Şemdin Falan – Xwe Metin AYÇİÇEK – Yeni Özgür Politika
Açlık Grevleri: Vicdana Çağrı – Ferhat KENTEL – Taraf
Tecrit – Cüneyt UZUNLAR – Açık Koyu
Test Edildi ve Onaylandı – Ayşegül DEVECİOĞLU – Bianet
Ece Temelkuran: Ölümleri İzlemek Utanç Verici – Ali GÜLER – ANF
Yaşamı Sürdürmeye Katkı – Prof. Dr. İnci GÖKMEN – Sürdürülebilir ODTÜ
KTÜ’de Açlık Grevi Eylemine Polis ve ÖGB Saldırısı – Sürekli Devrim Hareketi
Yeğpayrutyun Azadutyun Havasarufyun – ETHA
Açlık Grevi Makaleleri – İçeriden – Dışarıdan – Özgür Gündem
Hansel ve Gratel – Kemal BOZKURT – Radikal Blog
Açlık Grevcileri Kazanıyor – Dr. Mustafa PEKÖZ – Sendika.org
Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim – Ümit KIVANÇ – Roboski Belgeseli Tanıtım via Vimeo
‘Ağlama Anne Güzel Yerdeyim…’ – Reyhan YALÇINDAĞ – Yeni Özgür Politika
Seni Unutursam Kalbim Kurusun!… – Selma IRMAK / Diyarbakır E Tipi Cezaevi – Özgür Gündem
Hakikatin Travması – Yetvart DANZİKYAN – Agos
Roboskili Fikret Encü Gözaltına Alındı – ANF
Muhalefet (Sizseniz), Muhalefet (Sizsiniz) – Ayhan BİLGEN – Evrensel
Bu Yazıyı Aç Karnına Okuyun… – Siyabend Fırat ÇETİN – Demokrat Haber
Gandhi Akyol’u Duysa… – Ertuğrul KÜRKÇÜ – Özgür Gündem
Çiller’in Hükümsüz Gözyaşları – Gözde BEDELOĞLU – Birgün
Çiller, Muleta ve Zenbilli Ali Efendi – Sırrı Süreyya ÖNDER – Emek Dünyası
Çiller ve Bıyıklarım – Eleştirel Abi – Eleştirel Medya Günlüğü
“Popülizm Yapıyor” – Akşam Postası – Rusya’nın Sesi
Will Erdogan Do Nothing To Save The Lives Of Kurdish Hunger Strikers? – Binnaz SAKTANBER – The Guardian
Turkey Needs To Change Course Over Own Insurgency – Hugh POPE – CNN World
Urgent Call For Kurdish Hunger Strikers In Turkey – Jadalliya
Çatışmalarda 9 Ayda 393 Kişi Öldü – ETHA
Kürtlere ‘Seçmeli Hayat’ – Demiray ORAL – Taraf
Politik Yalanlar – Sara AKTAŞ – Özgür Gündem
Adalet Bakanlığı’na: “Gel De Yaşa” Postası – Korsan Dergi
Esir Avukatlar Davasından Duruşma Notları – Gülseren YOLERİ – Yeni Özgür Politika
Pozantı Mağduru 2 Çocuk Hücreye Atıldı – Meliha GÜNDÜZ – ANF
Kışlada Ölüm Var! – Muhalefet
Yeni Anayasa Sürecini İzleme Raporu – Editörler: Mehmet UÇUM – Özge GENÇ – TESEV
Cellata İnat, Yaşamak Lazım! – Kadir CANGIZBAY – Birgün
Siyasette Aykırı Bir Ses: Gülseren ONANÇ – Karin KARAKAŞLI – Agos
AKP’nin 10 Yılı: Dış Politikada Nereden Nereye? – Emre GÜNTEKİN – Sürekli Devrim Hareketi
Adalet Bakanlığından Tutuklu Gazeteciler Hakkında Skandal Rapor – Emek Dünyası
Muhafazakâr Filan Değil, Resmen Dingo! – Ragıp DURAN – Bir + Bir
Akan Kanı Kim Durduracak? – Gizem A. WEBER – BiaMag
“Sömürgeciliğin Ruhu Irkçıdır!” – Senem GÜNEŞER – Ajans Amed
‘Sevag Balıkçı Davası’ ile Ölümün Hiyerarşisi – Serdar KORUCU – Demokrat Haber
Sevag Balıkçı’nın Annesi Ani Balıkçı: Vereceğiniz Kararla Öteki Olmadığımız Belli Olacak – Başka Haber
Er Sevag Şahin Balıkçı Davasında Yayın Yasağı – Korsan Dergi
Karmaşık Bir Hissiyat Türklerinki – Roni MARGULIES – Taraf
Hedef Gösteren Akit’e Takipsizlik – Agos
Mahalle Baskısı Mührü Getirdi, Nefret Suçunu Da Getirmesin – Çiçek TAHAOĞLU – Bianet
MÜ’de Bir Öğrenci ‘Ülkücüler’ce Bıçaklandı – İMC
Ekim Ayı Irkçısı: Bursa Valisi Şahabettin Harput – Dur De
“Halklar ve İnançlar Konferansı” Sonuç Bildirgesi – Nor Zartonk
Surp Giragos’ta Çan Sesleri – Diyarbakır Belediyesi
UIT-CI ve UBK Arasında Koordinasyon Komitesi Kuruluş Deklarasyonu – İşçi Cephesi
Sendikalar Yasası Onaylandı; İşten Atılana Tazminat Yok, Grev Yasak! – T24
Profesyonel Sendikacılığa Son Vermek İçin Öneri: “Ters Piramit” – Bahadır ALTAN – Sol Defter
Ankara’da Büyük Öğrenci Protestosu – Beyza KURAL – Bianet
Kuruluş Yıldönümünde YÖK Protestosu: Ankara’da Son Yılların En Büyük Öğrenci Eylemi – İMC
Afganistan’dan Çıkış Yolu Bulamamak – Ashley SMITH – Sendika.org
Yıkmaya Değer Put Nerede? – Başar BAŞARAN – Başka Haber
Şiir, Peşew, 60.Gün – Berken BEREH – Evrensel
Babamın Sesi – Açık Dergi – Açık Radyo
Babamın Sesi, Annemin Sessizliği – Kenan TEKEŞ – BiaMag
Rüzgârda Yâr Üşürken Koşamaz Oldum… – Uğur BİRYOL – Agos ŞapGir
Kürdüm, Dilim Var Demek Ve Onun İçin Ölmek – Metin ÖZVARIŞ – Korsan Dergi
Puşkin… – Veli BAYRAK – Demokrat Haber
Düşüş’ten Sonra Şiir – Halil TURHANLI – Birgün
Kitabın Ömrü Olur Mu? – Sevda AYDIN – Evrensel

Micromelancolié Official
Micromelancolié Artist Page via Twitter
Micromelancolié – Gravity Boat Informative via Microphones In the Trees
Offthesky Official
Man Watching The Stars Official
Offthesky & Man Watching The Stars-Afar, Farewell Album Review By Nathan THOMAS  via Fluid Radio
Jan Bang Artist Page via Samadhisound
Erik Honoré Informative via Wikipedia
Jan Bang & Erik Honoré-Uncommon Deities Album Review By John KELMAN via All About Jazz
Yaron Herman Official
Yaron Herman – Alter Ego Official Album Informative via The ACT Company
Yaron Herman – Alter Ego Album Review via The Jazz Breakfast
Forabandit Official
Forabandit – Un Dialogue Fertile Entre Troubadour Occitan Et Asik Anatolien via Buda Musique
Forabandit – Cançion Live Performance
Bandista Resmi Sayfası
Bandista İletişim Panosu via Twitter
Bandista, Festus Okey İçin Söyledi – Bianet

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan – Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
———————————————————
>>>>>Info Go-R-Sel
Vernel By Darklorddisco (Tom GUYCOT) via Flickr

>>>>>Poemé
Kalbimin En Doğusunda – Didem MADAK

Aşkın kanununu tahsil etmiştim kalbimin en doğusunda
İçimde yağmur duasına çıkmış birkaç köy
Birkaç köy sular altında
Kalbimin doğusu,
her resme güneş çizen bir çocuktu.
Gam yükünün kervanları yürürdü dudaklarımda
Kavruk ve çatlaktı dudaklarımın toprakları
Ölümün ötesinde bir köy vardı
Orda, uzakta, kalbimin en doğusunda
Şimdi bana yalnızca Dertli türkülere duyduğum karşılıksız aşk kaldı
Güzel beyaz bir tay doğururdu her sene hafızam
Yorgundu oysa
Durmadan, durmadan hatırlamaya koşmaktan.

Kalbimin doğusunda bir yalan dünya vardı.
Okyanusları mavi olmayan.
Benim için hayat,
Kalbi kalpazanlıktan kırk sene yatmış çıkmış bir adamdı.
Geçmişim acıyor şimdi, yalnız benim değil
Benim ülkemin geçmişi de acıyor mesela.
Bilirdim oysa ilk badem ağaçları çiçek açar baharda.
Bilirdim çiçek satan çingene kızlarını
Onlar bütün şimdileri, bütün zamanlara
Bir gül parasına satardı.Oğlan kıza bir gül alsa
Bilirdim odur en kırmızı zaman.
Adına aşk diyorlardı
Kalbimin doğusunda bir yalan dünya vardı.

Kim bir şairi kırsa
Şair gider uzun bir dizeyi kırar mesela
Bilirim kim dokunsa şiire
Eline bir kıymık saplanacak.
Bilirim kırılmış dizeleri tamir etmez zaman
Yorgunum oysa
Durmadan kendime bir tunç ayak aramaktan.

Aşkın kanununu tahsil etmiştim kalbimin en doğusunda
Boş salıncaklar gibi gıcırdayarak konuştum karanlıkla
Kediler gibi mırıldanarak.
Alkolden bir denize bıraktım kalbimi
Kırmızı bir sandal gibi
Arka sokaklarda sarhoş konuştum karanlıkla
Avuçlarımla konuştum
Allah büyüktür diyen insanlar gibi.Kedi dili büsküvilerinin bir pastayla konuşması gibi
Yumuşak ve kremalı konuştum onunla.
Boynumda leylaklar açardı baharda
Mor ve pembe konuştum karanlıkla
Gece açılıp gündüz kapanan bir parantezdim
Sözler vardı içimde işe yaramayan
Sözlerle konuştum karanlıkla…
Önce söz yoktu kalbimin en doğusunda
Sözler…
Bir yağlı urgandı acıyı boğmaya yarayan

Kaynakça: Şiir Evim

>>>>>Podcast Ünitesi
Deuss Ex Machina # 422 (22.10.2012)
Deuss Ex Machina # 423 (29.10.2012)

Deuss Ex Machina # 423 – sese ehemmiyet göstermeyen kopan çığlığı kuru gürültü sanır!

Leave a comment

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_423_–_sese ehemmiyet göstermeyen kopan çığlığı kuru gürültü sanır!

29 Ekim 2012 Pazartesi gecesi “canlı” yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
a1-Ricardo Donoso – Equivalence Of The Thirteen (Digitalis Recordings)
a2-Ricardo Donoso – Renunciation (Digitalis Recordings)
b1-Discoverer – Personal Clone (Digitalis Recordings)
b2-Discoverer – Memories (Digitalis Recordings)
c1-Maria Minerva – Heart Like A Microphone (Not Not Fun Records)
c2-Maria Minerva – Never Give Up (Not Not Fun Records)
d1-Kim Ki O – Hayır Hayır Hayır Hayır Hayır Ha… (Enfant Terrible)
d2-Kim Ki O – Zorla, Zorlar (Enfant Terrible)
e1-Odesza – Today (Self Released)
e2-Odesza – I Play You Listen (Self Released)

sese ehemmiyet göstermeyen kopan çığlığı kuru gürültü sanır!
(423)

latif bir şeymiş gibi durmaksızın dile pelesenk edilerek güne dahil edilen bir iki de değil azalacağına çoğalan, çoğaltıldıkça yekpareleşen algının tam karşılığına denk düşürülebilecek bir tahayyül vesikasını tanımını meydana çıkartan tasvir odağı olarak değerlendirilebilecek kestirmeden bağlaçlardan birisidir: şov yapıyorlar. dur durak bilmeden laflara devam edildikçe, her duruma uygun bir kulp olarak takılabileceğine biat kanıksatıldıkça değme mizansenlerin değil süslenip, püslendikçe, ambalajı açılınca ortaya dökülecek rezaletlerin kamufle edilmesinin önünü alabilmek için sıklıkla başvurulagelen bir tanımlama şov yapıyorlar. her durumda onun bunun v şunun sorunlarına kulak kabartıyoruz biz yahu diye dillendirilirken erkçe, payandalarınca aslında sese ehemmiyet göstermeyenlerin, seslenişlere önem vermeyenlerin kopan çığlıkları kuru gürültü sanmaları üzerinden kısaca değinebileceğimiz bir özetleyiş hali dahilinde sürümcemesiz, sekmesiz kullanageldikleri bir tanımlandırıcı şov yapıyorlar. kendilerine göre işin doğrusunun neden mürekkep olup neleri kapsadığını onun ötesindeki tanımlandırma, dillendirme çabalarının topyekün bir kırmızı çizgi ihlali, kutsala hakaret olarak değerlendirildiği ahir zamanın içerisinde şov yapıyorlar kendi sığınaklı, korunaklılık hallerinin devamlılığında neleri kapsam dışında tutmaya devam ettiklerini istemeye istemeye gösteren bir veçhenin kendisidir. bizahati oldur.

kolay lokma görülerek dokuz sütuna manşetlenen, linç mangalarına ne haliniz varsa görün ama işin içerisinde bizim olduğumuzu çaktırmayın yollu göndermelerin, hedeflemelerin, söze söz katmaların yanı başında durmadan zihne takılan bu ülke bu kadar mıydı, bu ülke bu kadar sığı yaşayan bir mabad mıydı kısmının tamamlayıcısı olan bir edim haline indirgenebilecek bir terimdir: şov yapıyorlar. kast edilen, tapelerde, yazışmalarda, binbir hokkabazlıkla ortalık yerde sergilenen bunlar, şunlar suçlu, bi’tabii ki öyle olduklarından bunu v şunu yapmaya çekinmiyorlar. ama yemedik, böldürmeyeceğiz, kafamızı kırsalar da dinlemeyeceğiz, insanı yaradandan ötürü sevsek de bu zevzekleri sevmeyeceğizleri bir arada gösteren, tekmili birden ortaya koyan acınası bir vesikanın okunabilirliğinin ta kendisidir o şov yapıyorlar seslenişi. nasıl, neden sorgularını çoktandır kenara atmış bulunanların dillendirip, sunageldikleri alışılageldikleri yeniden ağız, burun, kulak tıkayarak, istiflemelerinin başkaca bir okuması söz konusu edilebilir midir?  kabadayılıklarının altında peyperdey linçci güruhların işlerinin kolaylayacaklarına emin olup, yol almalarının bunda pay sahipliliğini sakınmadan bir kere etrafınıza, çevrenize, çerçevenin kenarına baktığınızda hayatın hiç de atfedildiği kadar toz pembe olmadığının özetlenişi karşınıza çıkacaktır.

birbirlerine karşı demediklerini bırakmayanların, iş ötekisi olunca nasıl da el birliğiyle danaya girer gibi ortaklığa giriştiklerini, varsıllıklarını, hükümranlıklarını bu kemikleşmiş faşist tutum ile beraber ne var canım şov yapıyor hep aynı şeyi söyleyip duruyorlar manzumesinin altında koskocaman bir insanlığın katlinin söz konusu edilebilirliğinden bu kadar ırak durulması başkaca nasıl izah edilebilir ki? değinileri, atfedişleri, insanların tam da gırtlaklarına kadar tepelemesine zorlanmalarının, şartların hep alehyte kullanılmasının neticesinde nefes alacak bir alanın bile bırakılmadığı bu cenahta, gaz bombaları, biber gazları, ağır hakaretler, sinei coplar yetmez o kadarı falakalar, kameraların ışıkları kapansın bakalım el mi yaman bey mi yamanlar, az bile etmişizler, oh olsunlar, dibi kuruyasıcalar, kökleri kurutulasıcalar gibi nedamet getirip kim olduklarını açıklık boyutunda çekincesizce sergileyenlerin bir aradalığının nasıl da yatsıya kadar yanmayan mum kadar olduğunu bir kere daha kanıtlamaktadır. yalancıların mumu gözlerimizin önünde sönmekte bir kere daha! erk, payandalarının hep beraber kotardıkları ileri demokrasi şablonu içerisinde izleri silinenlerden sonra bir izleri silinecek daha bulunasıya kadar önümüze çıkartılan vesika, asacağız, keseceğiz kanımız ile boğacağız, öcümüzü alma, hıncımızı çıkartma şansımızı bu sefer kullanacağız yollu değinilerin kendisi “şov yapıyorlar” kısmının kimlerin elinde ne olduğunu, nasıl okunabileceğini bir kere daha zihine kazımaktadır.

gösterilip, sunumlandırılan ana akım haber bültenlerinden, boyalı basınına kadar mizansen değil hakikat diye tasvirine girişilen yegane şey anlaşılmazlıklarla donatıldıkça olmayan sorunların, varlığı bir türlü tespit edilemeyen atfedilemeyen kimliklerin, dillerin vesair pek çok şeyin karşısında devletin algısının, kırmızı çizgisinin yeniden tadiline girişilmesi, dönüştürülmesi karşımıza çıkmaktadır. ne de olsa beyimiz, başvezirimiz diline şeref yoksunluğunu ifade etmek için bir kıvılcım aramasına gereksinim duymaması günümüzün şartlanmışlıklarındandır. elzem olanın sahne düzeninde yazı akardan geçirilecek bir başka ötekisine laf yetiştirmektir… her taşın altında bir örgüt, her taşın yanında bir öldürülesi, yok edilesi varlığın hayattaki yerlerinin de büyük biraderce bir kere daha gözden geçirilerek, nefes bile alınamayan o tipleri bozuk cezaevlerinden birisinden birisine tıkılmalıdır. layığı budur. gün doğmadan operasyonlarla, gün doğup güneş yükselirken bir yerlerden artık yeter artık ~ edi bese diye ses edenlerin derdest edilmeleri için her türlü önyargının devreye dahil edilerek sergilendiği linçlere, gün geceye kavuşurken ister sanalı, ister ekranı isterse sokağı olsun cık cık cıklarla bunlar hala aramızdalar, yedirmeyiz, böldürmeyiz, geçindirmeyiz atfedişlerine varasıya kadar kör bir hiddetin zincirleme tekrarlarına varasıya bir gerçeklik hayatlarımıza lehimletilir. budur gerçekliğiniz diye işittirilir.

durmak yok yola devamdır haddizatında gerekli olan, yemek yiyip durmaktan ömrü hayatlarını tehlike sınırının çoktan ötesine taşıdıklarının farkına bile varamayanların seslenişlerinden! hayata tutunuşlarından tek anlamamız gereken budur. varsay yoksa tıkınmak!. bunu kendilerine dert edinerek daha önce neler olduğunu enikonu bilenler, balık hafızasına teslim olmayanlar için vebalin büyüklüğü seslendirilmek istendiğinde ekmeğimize ortak olmak isteyen hainler, bölücüler sayıklamaları, bir dolu ağız kalabalığı küflü küfürler v daha nicesi. gelip vardığımız noktanın bunca hezeyan dolu, nereye baksan kapkara olmasının yanında neden sorgusuna girişilmeksizin, niçin böyle şeyler oluyor kısmı es geçilerek şov yapıyorlar bahsi açılıp durulurken insanlık ne yana düşmektedir? insanlıktan geriye zerre kalmış mıdır? kalabilmiş midir? bir oyunun, mizansenin içerisinde değiliz ki durup da orasını, kesip burasını biçip düzeltebilelim kanıksanıp duruldukça çehresi, kapsayışı bunca geliştirilen bu gayya kuyusu halini. ölümleri, direnmeyi, hayatın her ne olduğunu ifade etmeyi, ana dili, varlığı, sözcükleri, sana benzemeyeni, senin gibi olmayanı, biat etmeyip kendi yolunda gidenleri, ekmeğini taştan çıkartsa da bunu ikide bir kafasına kakılacağını bilse de bu topraklarda yaşama v yaşatma arzusunu dillendirenleri yıkarak, yıkayarak biber’den başlayıp ne idüğü hemen hemen bilinmeyen kimyasallarla ehlilleştirmeye yola çekmeye gayret ederek nereye ulaşılacaktır?

nereye ulaşılabilmiştir ki bundan sonrası daha ehven olarak tanımlandırılabilsin. her defasında kelamın insanlık ile buluşturulmasına bunca mani olunan, engel çıkartılan, o demokratik cennet vaadinin kurtlanmışlığı karşısında insanım diyenlerin söyleyecek sözleri tükenince durumumuz, halımız ne olacaktır? nereye varacaktır!. şov yapıyorlar argümanının etrafında, en üstünden neredeyse düz ayak mavili inş mangası üyesine kadar herkesin ağız birliği etmişçesine söylediği yetmiş milyon sizi izleyecek, haksızlığınızı görecek şarlamasının, hiddeti makulleştirme çabasının yanı başında soralım bir kere daha. dört yanı uçurum olan bir yer ne kadar yaşanılır kıldırılabilir ki? nereye kadar ehven olarak tanımlandırılıp bunca aymazlığın üzeri kapatılabilir ki? halen bu yapılabilir ki. birbirimizin yaralarına merhem olmak bir yana insafsızca birbirimizi yermeye, sonumuzu mümkün olan en yakın süreye indirgemeye ant içmiş muktedirliğin daraltımlarının ötesine varma çabasına, ortak izana daha kaç vardır? kaç aşılması gereken etap yıpranıp sinire kesilmeden söze sahip çıkmak nerede mümkün olacaktır. bu mendeburluk vesikalarının toplu geçişinden sonra kardeşliğin masal olmadığının ispatı söz konusu edilebilektir bu sathı mahalde. büyük sözlerin gümbürtüsünde inceden çığlıklar kopup duruyor, aksaray’da, bursa’da, malatya’da, dersim’de, amed’de, colemerg’de roboski’de adını sanını bile duymadığınız/mız yerlerde.

her büyük sözün, laf ebeliğinin yanında bir gümbürtüdür gidiyor insanlığın lincinden önce inilecek bir durak aranıyor! var mıyız, yok muyuz sorgusunda yaşar kemal’in dediği “batmış bu türkiye” çıkarsamasına da kulak kesilerek, önem atfederek öldürmeyen bir cenahın oldurulabilirliğine zihin patlatmadıkça, merak etmedikçe, bu hiddet sarmalında boğulacağız ötesi yok! farkına varır mısınız! bir dakikalığına. unutmayalım yaradandan ötürü sevildiğimiz dillendirilen o kardeşlik masalının, şov yapıyorlar zımbırtısının nasıl foyasının aktığını görmek için etrafınıza bir göz atın, fark edebileceksiniz!.. ikrar edilip, muhteviyata dahil edilen, sürekliliği biçimlendirmelerin, anlık algılamaların günün taşımış olduklarının hemen paralelinde derlenip toparlandığı, öyle tanımlandığı; detaylarınn önemsiz tespitlerin gereksiz itirazların istisnasız bizi mi sınıyorsunuzlara denk düşürüldüğü, eşik arkadaşı eylendiği bir şeylerin tersinde ilerletildiğimizin kesintisiz bir şekilde sunumlandırıldığı büyük sözler dünyasındayız. sofrasındayız. dile her dem pelesenk edilenlerin muğlak doğrulardan ibaret her dem bu toplum için en iyisi budur bakış açısı üstten iteklemesi, yandan topaçlanmasıyla bütünlüklü bir oyunda eksiksizliği hemen her gün meydana çıkan bir nesneler tümleticisi, olayların özetleyicisi haline dönüştürülen büyük sözler.

fecaat, felaket, fitne fücur ortak yapımında kapı baca v dört duvar menzilinden handiyse arşa yükseltilirken, gösterilirken halen ayaklarımızı yere sağlamca basıyoruzlarla, bize hiçbir şey olmazların yıkıntılarının öte yanında duyumsatılmaya devam edildiği büyük sözler. ya hizaya çekiliriz, ya pışpışlanırız. ya efendilik içindir ya da zıpçıktılık etmememiz adına bir uyarı!. ya vatan sevgisinin ölçü biriminin tam v eksiksiz sınayıcısı yahutta büyük ustanın bahsettiği hainlik edenlerin alınlarının karışlayıcısı. ya bu sürünün içerisinde fazla ses etmememiz gerektiğinin hatırlatıcısı, dokunan yanar tümcesinin doğrudan usa kazıtıcısı, belleticisi. öyle veya böyle o veya bu, bu iletişimsizlik hali üzerinden sağırın duymadıkça uyduruvermesi gibi ne eksik ne fazlasını bağşeden büyük sözlerdir bu meramın şimdiki durağı. günün getirdiklerinde dört bir yana akıl fikir, özgürlük, özgünlük, kadirşinaslık, hakkaniyet dersleri sunumları verilip durulurken buraların nasıl müdanasız bir hiddetle beraberce ayar üstüne ayarın bina edildiğinin vesikalayıcısı büyük sözler. her defasında elini korkak alıştırmadan bütün beklentileri, yan yolları ortaya çıkartacak tahayyülleri atılıp tutulan engin hoşgörünün dışarıda satılırken içeride son kerte dahilinde gereksiz bulunduğunu bizahati erkin, iktidarın lügatından gösteregelen, kanıtlayıcısı haline dönüşüveren büyük sözler.

büyük lokma ye ama büyük söz konuşma diye şıppadanak yurdun özlüsündeki konusu edilmiş gel gelelim hamuduyla her ikisinin de bir arada götürülebileceğine, aynı davada tekleştirilebileceğine kani olunmuş, buna inanılmış zorlukların üstesinden gelmeyi değil vahim olanın da “derin” bir karanlığın sürekliliğine alıştırılmaya çalışıldığımız bir mütehassıslık sahasındayız. denekliğimiz bugün önce o tukaka dediklerimize, yarın hepinize, her birinize denilerek bir anda yükseltilerek, asabiyetinden şaşmaz hiddetinin ayarsızlığından şüphe taşınılmaz muktedirlik makamının cümle ortaklığını büyük sözler tasvirinin dikenlerini irdeleyebilme olanağını sunmaktadır. bol bol harcananlar duruma uygun bir kumaş olarak değerlendirlip kesilip biçilen kah ileri demokrasi, kah fikir özgürlüğü kah ifade hürriyeti vb. nasıl da ustalıkla aynı bedbinliğin yollarında arşınlatıldığını örnekleyebilmek için fazla uzağa gerek yoktur. bir kaç günlük “neşriyattan”, o yekünden arta kalanlardan çıkartılabilir. bir daha olmasınların nasıl ikide bir karşımıza konumlandırıldığı yine yeniden irdelenebilir. bir daha olmasın diye didişiledurulanların mübalağasız şimdilerde yeniden tam v noksansız bir biçimde yeniden tanımlandırılmasını gözlemleyebilmek söz konusu edilebilir. hakikat bildirimini bir kenara terk edip muktedirleştikçe dün ki mazlumluklarını o kara toprağa verenlerin vicdandan, bunca tahrifattan sonra geriye kalabilenleri de linç ettirme çabalarının izleri sürülebilir.

ahvalin orta yerini biber gazı v tazyikli suyla donatıp, yükletip sırayı kollar asayişi sağlar görünürken, lacilerini giyenlerin alkış kıyametinde agorada avaz avaz bunlar bucu, bunlar öcü, bunlar gulyabani demeyi âdet edinenlerin seslendirişleri son kertede savunma hakkı bile tanımayan bir ileri demokrasi pratiği olarak hayata dahil edildiği   meydandadır. her bağrış çağrış, tatavla bir çığlığın önünü alabilmek, mani olmak adına bir gerekli araç olarak görülüp buna göre hareket edildikçe ana akım siyasetinin, düşünselliğinin, manşetlerinin, yazınsalının v enikonu çekip, sıkıştırılıp kırk karaktere kadar indirildiği öz tahlillere yol v zemin sağladığı ortada olandır. bunca yok bellenmişken sorun, önemsenmezken öteki denilenin tasavvuru, hala vurun abalıya trajedisi ikiletmeksizin sergilenmeye devam edilmesi menfurlukların henüz tükenmediği bir vesikayı tanımlandırmaktadır. görünür kıldırandır. linç etmeyi neredeyse ata sporumuz, geniş hoşgörümüzün bir tamamlayıcı öğe v unsuru olarak ele alıp, böyle belleyenlerin bursa’da eyledikleri neticesinde bir cana mal olan nümayişler! o vesikanın dahilindedir. nasıl taş atıyor ekmek verdiklerimiz, suyumuzu paylaştıklarımız kolaylamasının bir kere, iki kere değil daha binlerce kez sunulup takdim edilebilmesi için bir aymazlık düzeneği. faşist gündem.

tosunlar bizim çocuklar, barikat, korunaklı alanın dışındakiler içimizdeki hainler, ne idüğü belirsizi tanımlayacak olanlar metaforuna tutulup zamklandıkça sözün kendisine varmaya basbayağı uzun bir yolumuzun olduğu günyüzüne çıkmaktadır. dışarıdakiler tıkınıyor içeridekilerse ölümü bekliyorlar iş güzarlığını   da bu değinide bahsetmeden geçmeyelim. orucun mideyi boş tutmak için değil zihni toparlamak kendini bulmak olarak tanımlanageldiği bir toplamda içeriden tüm olumsuzluk, şiddet sarmalında 1-0 yenik sayılıp öyle ayrıştırlanların seslerini duyumsatabilmeleri, neyin ne olduğunu idrak etmek, ettirmek adına tercihlerini böylesine çapsızca alaşağı etmek, toplama kamplarında keyifleri yerindeyken! ızdırabı tercih ediyorlar algısını dillendirmeye teşebbüsler elli günü aşan bir sürenin ardından hala sorunun anlaşılmazlığa tahvil edildiğini yeniden duyumsatmaktadır. acının sonsuzluğu yükümüz. bezirganlığın oyunları sonsuz bir tahakküm çemberinde içten içe hepimizi çürüttüğünün özetleyicisidir. en aykırı şeyler seslendirilebilirdir gel gelelim bazı konular hala dokunulmaz tabu. o tabulara ilişmemek salık verilir bir kere daha. bildirgeler açıklamalar v değiniler salt insanı muhafaza edebilmek en asgarisinden o bağlam üzerinden bir arada kalabilmeyi simgeleştirme derdindeyken manifosto benzeri karşı atak v hücumlar, yığınlar halinde biz ne diyorsak onlarla bu gayya kuyusunda enikonu nefessiz, yalın ayak, başı kabak dımdızlak ortaya bırakıldığımızı netleştirmektedir.

hain arayışının, illa benzeş doğrultuda kelamlar eylemenin bugünkü yaşadığımız kara günlerin dahlinden çıkışı sağlamayacağıysa muhakkaktır. ellerini kanla buluşturanların ne cezaevlerindeki çığlıkları, ne dışarıda kalabilmişlerin ağıtlarını, balkon konuşmasında atfedilen yüzde ellinin dışındaki nüfusun sesleniş, tepkimelerini önemsemediği dahası yangına körükle gitmek şıkkını halen diri tuttuklarını belirtirsek bu memleketin haleti ruhiyesi daha net anlamlanacaktır. sağırlık basit bir türetme değildir!. bir sonuç hele bu tablonun tam karşısında ise hiç değildir. en kolay sorunlarda bile belirli bir  birlik dirlik aranırken halen bu toplumun yaftalananlarına, adlarına handiyse ciltler boyunca hakaretler ihtiva eden iddianameler, vurgulamalar, önyargıların beraberliği ile pekiştirilen aymazlık, umursamazlık insan ben hala diyenler için sınavların yeniden başladığını tam v noksansız olarak göstermektedir. büyük sözler sarf edilirken bu yandan o yana arada çarçur edilen, heder edilen, mundar edilip üzerinde tepinilen insanlıktır. çizginin ötesi berisi, şusu busu bir yana salt duyu, salt gerçeklik bu mevhumun okunabilirliğini kolaylaştıracaktır. devrilen her gün yıkılmış tabuları (öyle sanılanı) yeniden bina etmeye namzet teşebbüslerin varlığını gösterir. bunca yarıda konulmuş- bırakılmışlık dahilinde dün öyleydi, bugün farksız yarın benzeş savlamasının yekpareliği bunun muhafaza edilmesine gösterilen çabalanım son tahlilde aslen nereye doğru ilerlediğimizi, yahut tersini hiç de filozofik olmayan bir sonuçla buluşturmayı mümkün kılar. dallar kırıldıkça, ağaç kuruyup çürümeye terk edildikçe dışını pirupak eyleseniz kaç yazar ki içerisinde bunca acıyı beraberinde taşıdıktan, hepimize yük ettikten sonra. yapraklar döküldükçe meraklanmayınız yine çıkacaktır şartlanmışlığına mutlak teslimiyet diretildikçe o dökülen yaprakların birer ikişer canlar olduğuna kani olunmadıktan sonra neyi düzeltecek. düzü eğriyi noksansız hissettirecektir betimleyiş. an yığın halinde büsbütün karanlığı, gün ne kadar aydınlığı göstere gelse de az ötemizin ‘boran fırtınası’ olduğunu paylaşmaktadır. anlayabiliyor musunuz…

>>>>>Bildirgeç

İnsanlar ve Yabani Arılar – Mahmut ALINAK – Radikal 2*

“Devlet bizi darağaçlarında asarak değil F tipi mezarlıklarda çürüterek öldürüyor” diye yazıyor, Tekirdağ 1 nolu F tipi cezaevinde yatan ağırlaştırılmış müebbetlik mahpuslar.
Türkiye ’de idam cezası kalktı ama adı konulmamış ölüm cezaları daha da ince metotlarla devam ettiriliyor. Bunun nasıl yapıldığını gelin Tekirdağ 1 nolu F tipi Cezaevi’nde yatan ağırlaştırılmış müebbetliklerle düşünsel bir yolculuğa çıkarak görmeye çalışalım. Mahpusların Tekirdağ İnfaz Hâkimliği’ne yolladıkları 26 sahifelik dilekçeden işte bazı satırlar:
“Cezaevinde yatacağımız sürenin karşısında ölünceye kadar diye yazmaktadır. Yani, seni asmıyorum ama cezaevinde öldüreceğim… Abdullah Öcalan ’ın 40-50 yıl sonra çıkacağı korkusu yasaya damgasını vurmuş ve böylece siyasiler infaz dışı bırakılmıştı. Ziyaretçilerimiz de bizimle birlikte cezalandırılıyor. Anne ve babanla birlikte görüşemezsin, iki çocuğun varsa ikisini aynı anda kucaklayamazsın.
Kapatıldığımız hücrelerde iletişimsiz, üretimsiz, sosyal ilişkisiz, tecrit edilerek tek kişilik bir yaşam sürmekte. Tüm bunlara ilaveten adım atacak yeri olmayan, hareket edilemeyen, havasız, güneşsiz, nemli, daracık bir tabutluk, mezar. Yattığımız ranzanın kenarında 75 X 75 cm’lik plastik bir masa ve bir sandalye. Masa fazla yer kapladığı için hücrede yürüme zorluğu. Bu masaların daha ufak masalarla değiştirilmesi talebimiz yıllardır kabul edilmiyor. Ölünceye kadar burada yaşayacaksanız hücrede yürümek için sihirbaz olmanız gerekecektir. TV ’yi 1-2 metreden seyretmek zorundasınız.

Beton duvar
Günün 21 ya da 23 saati kapalı hücrelerde boğucu bir havasızlıkla sarılmış haldeyiz. Demir kapı devamlı kilitli, pencerenin önünü sekiz metre yüksekliğinde beton bir duvar kapatıyor. Bir nefeslik temiz havaya hasretiz. İçeride sirkülasyon olmadığı için bir sigara içildiğinde sigara dumanı bir bulut gibi hücrenin ortasında asılı kalıyor. Bunun için çoğu zaman hava havlu ile temizlenmeye çalışılır. Hava almak için pencereye yapışılıp derin nefesler alınır.
Hücrelerimizin zemini ve duvarları beton olduğu için yaz kış sürekli nem var. İçerideki kokular ve toz hücrenin duvarlarına yapışır. Bütün bunlara bir de tuvaletin nemini ve kokusunu ekleyin. Sayım için hücremize gelen gardiyanlar içerideki havasızlıktan rahatsız olurlar, bazıları iğrenip burun kıvırır, bazıları da farkında olmadan burnunu tutar. Bizler o havasızlığı, o nasıl olduğu bilinmez kokuyu yıllarca soluyarak ömür tüketiyoruz.
Yazın ve kışın beton zeminin tuvalet tarafında sürekli beyaz bir küf ürer. Bu küf metan gazı benzeri bir koku üreten bir mantardır. Kışın tüm bu olumsuzluklar üç beş kat daha ağırlaşır. Nefes almakta zorlandığımız günler daha da çoğalır, tüm o küflü bakterili kokular ciğerlerimize yapışıp kalır. Böylece biz farkında olmadan ciğerlerimiz çürümeye başlar.
Yaşamın kaynağı olan güneş, bilimin canlılar için vazgeçilmez dediği güneş bize yasaktır. Mezar tipi hücrelerimiz güneş almayacak şekilde dizayn edilmiştir. Güneşsizliğin ağır tahribatını öğrenmek için doktor raporlarına bakmak yetecektir.
Banyoyu tuvalet taşı üzerinde yapmak zorundayız. Banyo yaparken hücreyi devamlı su basıyor. En belalı olanı ise, daracık tuvaletteki lavaboda bulaşık yıkamak. El yüz bile yıkanamayan ufak lavaboda bulaşık yıkamak için türlü cambazlıklar yapılmak zorundadır. Bulaşıkların konulacağı bir yer olmadığı için altı yıldır tabaklar yıkanırken mutlaka yere, tuvalet taşına düşer, onlarla yemek yenir. Neyin hijyenini, sağlık koşullarını anlatalım…
Havasız, nemli, kokulu ortam, tat ve koku alma duygusunu bozuyor. Dar alana bakan gözler bir zaman sonra bozuluyor. Ancak bunlar içinde sağlık açısından en ağır tahribat yapanı sese karşı duyarlılığın artmasıdır. Damlayan su sesinden bile rahatsız olursunuz. Uzun süreli hücre yaşamında kulak çınlamaları, ses patlamaları gibi rahatsızlıklar artmaktadır. Annenizin, çocuğunuzun fotoğrafını başucunuza asmanız yasaktır. Bisküviden pasta yapmak yasaktır. Karton ve mukavva ile el işleri yapmak, boya kalemleri ve daksil yasaktır. Akla hayale gelmeyen yüzlerce yasak…

Yaşam biçimi
Yüzlerce, binlerce gün birbirinin tekrarıdır. Giderek yaşamın tüm renkleri silinir, yok olur. Yaşam koşullarının sınırlılığı beyin faaliyetlerini de köreltiyor. Kısa süre sonra astım bronşit, buna bağlı kalp hastalıkları, romatizma, eklem ve kas ağrıları, diş dökülmeleri, görme bozuklukları, kulak çınlamaları, dikkat dağınıklığı, unutkanlık, algıda güçlük, hafıza kaybı, uykusuzluk, düşünceyi toparlayamama gibi rahatsızlıklar baş gösteriyor.
Hücre, dünya cezaevleri tarihinde geçici bir cezalandırma uygulaması iken, bizim için bir yaşam biçimine dönüştürülmüştür…”

Salkımsöğüt ağacı

F tipi mezarlıklarda ölüme terk edilen mahpusların bazı bölümlerini yukarıya aldığım dilekçesini okurken, düşüncelerim beni alıp sık sık birkaç hafta önce Kars’taki evimizin önündeki salkımsöğüt ağacını binler halinde istila eden yabani arılara götürdü. Güneşli bir öğle vakti yağmur yüklü siyah bir bulut gibi kanatlanıp vızıltıları ile ortalığı velveleye vererek, gelip salkımsöğüt ağacının üstüne kondular. Öldürücü oldukları için tedirgin olduk, onları kaçırtmak için ateş yakarak ağacı dumana boğduk, fakat hiç istiflerini bozmadılar. Sonra ağaca ilaç sıktık, yine de umurlarında olmadı. Telaşla İl Tarım Müdürlüğü’nden ve arıcılardan yardım istedik: “Eve topluca saldırabilirler, yuvalarını bulup dağıtmanız gerekiyor” dediler. Bir sabah gün doğarken kalkıp uzun uzun çevreyi araştırdım ve karşı komşumuzun bahçe duvarının içinde kurdukları yuvalarına ulaştım. Akşam karanlığında yuvanın ağzını bir parça alçı ile kapatsam onlardan kolaylıkla kurtulacaktık. Bunu yapmayı düşündüysem de gönlüm onları yuvalarında ölüme terk etmeye razı olmadı. Kendimi katil gibi hissedecektim. Şimdilik bize dokunmuyorlar. Kışa doğru çiçekler tükenince acıktıklarında saldırırlar mı bilmiyorum. Bildiğim tek şey, yaşamımız için bir tehdit oluştursalar da onlar gece derin uykularındayken yuvalarının ağzını kapatmayacağım.
Bazen salkımsöğüt ağacına yaklaşıp onları seyrediyorum. Aile ilişkileri tam bir eşitlik, dayanışma, hak tanırlık ve adalet üzerine kurulmuş. Birlikte yaşamanın paha biçilmezliğinin farkında olarak -bedenlerinde taşıdıkları öldürücü zehre rağmen- iç ilişkilerinde birlik ruhunu zedeleyecek her türlü taşkınlığa, saldırganlığa ve bencilliğe uzak duruyorlar. Yaşamlarını insanlara nanik yaparcasına sükûnet içinde geçiriyorlar. Yabani arılar böyle bir yaşam sürdürürken insanların insanlara yaptıklarına akıl sır ermiyor.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala “akil” olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir, öyle değildir. Meram sahanlığın yanıbaşında her durumda ilave edilebilecek sözler vardır. Anlatılası, iliştirilesi, kelamlar birbirine denk getirilip bilindikliği sağlanası anlamlar v okumalar. Çoğunlukla bakarak, görerek anlamaya, anlamlandırmaya nail olunan bir zaman diliminde kelimelerin sunduklarıyla yaşadığımız günceyi tanımlayabilmek başımıza gelenlerin ötesine vakıf olabilmek için halen önemli bir şansıtır. Her ne kadar aynı sözcükleri defaatle kullansak da birbiri üzerine tahakküm kurmadan o söz dağarcığı dahilinde belirgin olmayana dair okumalar gerçekleştirilebilir. Belirginleştirilmeyen muğlak konulanların her ne olduğu anlamlandırılabilir. Mahmut Alınak’ın Radikal 2 içerisinde yayınlanmış olan İnsanlar ve Yabani Arılar başlıklı makalesi de bu minvalde değerlendirilmesi gerekli, günün önemli okuma parçalarından birisini oluşturmaktadır. Sayın Mahmut Alınak’ın ve Radikal Gazetesi’nin anlayışlarına sığınarak metni sayfamıza iliştiriyoruz.

 …Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam…İyi Haftalar…

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar – İmamın Ordusu – Ahmet ŞIK via Scribd
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme – İnsan Hakları Derneği
Uludere’yi Unutma! – Emrah DÖNMEZ – Youtube
Avrupa Birliği – 2012 İlerleme Raporu – European Commission Document Stuff
İşkence ve İnsanlık Dışı Aşağılayıcı Muamelenin ve Cezanlandırmanın Önlenmesi ve Tutuklu Hakları – 21. Rapor – CPT
Ölüm Orucu – Notlar – Ulus BAKER – Birikim
İnsanlar ve Yabani Arılar – Mahmut ALINAK – Radikal 2
Cezaevinden Mektuplar – Zeynep ALTINKAYNAK – Züleyha YILMAZ – Ajans Amed
Ölüm Oruçları: Benerci Kendini Neden Öldürdü? – Funda TOSUN – Agos
Açlık Grevi – Quadroz – Siyaset ve Ekonomi
Rehavet İçinde Ölümleri Beklemek – Ece TEMELKURAN – BBC Türkçe
Acı Komik – Bülent USTA – Birgün
Onbinlerin Dönüşü – Arif ALTAN – Özgür Gündem
Bu Bir Zulümdür, Günahtır, Ayıptır! – Aysel DOĞAN – PolitikART
“50 Günde 18 Kilo Kaybedenler Var” – Ayça SÖYLEMEZ – Bianet
Açlık Grevindeki Tutukluların Yakınları Konuştu: Elimiz Kolumuz Bağlı – Mehveş EVİN – Milliyet
‘Devlet Pazarlık Etmez’ – Roni MARGULIES – Taraf – Marksist.org
Kürkçü: Açlık Grevlerini Bitirmek Hükümetin Elinde – Ertuğrul KÜRKÇÜ Resmi Sitesi
Hayatta Ne Hayatın Kendisinden Daha Kıymetli Olabilir Ki – Mahir Ünsal ERİŞ – Agos ŞapGir
Ölüm Oruçları, Sorumluluklarımız ve Utanç Tabloları – Nabi YAĞCI – Düzce Yerel Haber
Betonda Boy Veren Karanfile Yazılmıştır – İsmail Güney YILMAZ – Sendika.org
Gazeteci Mavioğlu: ‘Ölüm Değil, Çözüm İstiyoruz’ – İMC
Hekim Gözüyle Açlık Grevleri – Açık Radyo
Toplumlardaki Barış Kültürü – Şizokrat – Solukbeniz
Başlıksız – Özgür EYLEMCİ – Ajans Amed
Ölüm Sesi!.. – Ahmet KAHRAMAN – Yeni Özgür Politika
Asker Ölümlerinde Kimden Şüphelenmeliyiz? – Ayhan BİLGEN – Evrensel
Yası Tutulmayanların Hayatı – Meral ÇİÇEK – PolitikART
BDP Tarafından ‘Topyekun Direniş Günü’ Olarak İlan Edilen 30 Ekim’de Açlık Grevlerine Destek Eylemlerinde Gözaltına Alınan 12 Kişi Tutuklandı – Kollektifler
Silivri’de Kürt Siyasetçiler Tek Kişilik Hücreye Alındı – ETHA
AKP’li Komisyon Başkanı: Açlık Grevi Emaresi Göremedik – Rengin ARSLAN – BBC Türkçe
Aydoğan: Laf Değil Adım Atma Zamanıdır – ANF
Dün Kazan, Bugün Erdoğan – Fatih POLAT – Evrensel
Herkes Her Şeyi Yiyor – Ayşe BATUMLU – Özgür Gündem
Açlık Grevi Tutuklusuna İşkence! – Korsan Dergi
Erdoğan Bir Telden, Ergin Başka Telden Çalıyor – Emek Dünyası
Kuzu Şişi ve Kürtleri Götürmek – Demiray ORAL – Taraf – DYH
Hipodrom Cumhuriyeti, Açlık Grevleri, Hayat Gerillacılığı – Melih PEKDEMİR – Birgün
‘Şov Yapan Tek Kişi Başbakandır’ – ETHA
Yiyenler ve Yemeyenler – Doğan Barış ABBASOĞLU – Yeni Özgür Politika
Bursa Valisi’nden Ülkücülere Teşekkür! – Yurt
AB: Açlık Grevlerini Kaygıyla İzliyoruz – BBC Türkçe
Oğlum Dağdan İnse Benden Daha Az Ceza Alacak’ – Oral ÇALIŞLAR – Radikal
Abdullah Öcalan’ın “Kudreti” – İrfan AKTAN – Bir + Bir
İleri Demokrasi’ye Karşı Ütopik(!) Anarşizm – Cansu BOZKURT – Solukbeniz
Otomatik Otoriter Ruh – Mithat SANCAR – Açık Radyo
‘Gazeteciyiz Ama Önce İnsanız ve Şimdi De Yaşamın Yanındayız’ – Emek Dünyası
Zalata Tabaa – Kemal BOZKURT – Radikal Blog
Sanatın Her Alanına Müdahale – Ateş KARLI – Solukbeniz
Bir Milyon Kişi – Ferhat KENTEL – Taraf / DYH
‘Terörle Mücadele’ Adıyla Yaşatılan Terör – Kadir CANGIZBAY – Birgün
Baskılar Konusunda Kendi Kendisiyle Yarışan Ülke – Hüseyin ALİ – Yeni Özgür Politika
”Uvvv, Hem Kürt Hem Alevi, Bir De Teröristir Şimdi O..” – Ezgi Ç – Radikal Blog
Sözünden Utandığın – Karin KARAKAŞLI – Radikal 2
Is It Time to Reconsider The PKK? – Michael RUBIN – Commentary
‘Terörü Destekleyen Ülke’ – Aydın ÇUBUKÇU – Evrensel
“Milliyetçiliğin Sonundan” Faşizme: Avrupa Üzerindeki “İkinci” Hayalet – Foti BENLİSOY – Agos ŞapGir
Kriegstreiber Unerwünscht! – Nick BRAUNS – Jungewelt
‘Er Ist Immer Noch Krank’ (O Adam Hala Hasta) – Perwer YAŞ – ANF
AKP’nin Dış Politikası: ‘Sıfır Sorun’dan ‘Aktif Taşeronluk’a… – soL
Ottoman Déjà Vu? – Conn HALLINAN – Counterpunch
Değişen Milliyetçilik (3): Yeni Milliyetçiler (Yeni Osmanlıcılık) – Aydın ŞELTE – Sendika.org
Jirayr Reisyan: Halep’te Yanan «Surp Gevorg» Kilisesi Uzun Bir Süre Sonra Onarılır – News Armenia
Kesintisiz Asimilasyon! – Nihal KEMALOĞLU – Akşam
Ferhat’ı Öldürseler… – İbrahim GENÇ – Yüksekova Haber
Zülfü Livaneli: “Cezaevlerindekiler Ölsün” Diyen Faşisttir! – Akşam Postası – Rusya’nın Sesi
Neden? – Metin YEĞİN – Özgür Gündem
Radikal Dezenformasyon! – Emek Dünyası
Ahlaksız Habercilikten Vazgeçsinler! – Gözde ÖNDER – Korsan Dergi
Meğer Türkler, Türkiye’de Küçük Bir Azınlıkmış! – Gökhan KAYA – Haberdesin
Öğrencilerden Yeşilay Başkanına Suç Duyurusu – Çiçek TAHAOĞLU – Bianet
Cemaat Bataklığından Gerillaya Bir ‘Abi’nin Hikayesi… – ANF
İşte Faşizm! – Gülseren YOLERİ – Yeni Özgür Politika
Slavoj Žižek – Dlisted via Lacan Blog
Yol Güvenliği – İrfan SARI – Yüksekova Haber
Rakel Dink: Yüzleşmek İçin Toplandık – Berfun ÇAĞİNLİ – Bianet
Stunning Spanish Illustrations For The Communist Manifesto – Maria POPOVA – Brain Pickings
Politikayı Profesyonellerden Kurtarmak – Cüneyt UZUNLAR – Açık Koyu
‘Sevag İçin, Adalet İçin’ – ETHA
Sevag Balıkçı Eylemi Basın Açıklaması – Nor Zartonk
Bitmeyen Mesele: Bayrak – Sevgi DOĞAN – Sendika.org
Taksim Nöbeti – Açık Radyo
Tekyumruk Metin Kurt Kütüphanesi Kuruyor! – Muhalefet
Çocukluk Coğrafyası: Böyle Yaşamak Olur Mu? – Hakan TUNÇ – PolitikART
‘mihmandâr’ı bilirdim, ‘mihman’ı da öğrendim! – Mustafa SÜTLAŞ – BiaMag
Sümbül’ün Ardı Nereye Çıkar? – Hasan HARMANCI – Radikal 2
her şey olur kilimi – Penguen #521 – Cem DİNLENMİŞ Tumblr
Zamanın Öğütücü Ruhuna Karşı – Tolga BİNBAY – soL
Laçiner:  “Muktedirliğini Yasaklayarak Yaşayabiliyor” – Rusya’nın Sesi
Avrupa Düzeninin Yıkılışı – Samir AMİN – Muhalefet
Where Artificial Intelligence Went Wrong – Noam CHOMSKY & Yarden KATZ – ZNet

Ricardo Donoso Official
Ricardo Donoso – Assimilating The Shadow Album Review By Marc MASTERS via Pitchfork
Ricardo Donoso – Dummy Mix # 141 via Dummy Magazine
Discoverer Artist Page via Soundcloud
Discoverer – Personal Clone Digital Single Informative via Digitalis Recordings
Discoverer On LoFiles Music
Maria Minerva Artist Page via Facebook
Maria Minerva Interview By Matthew SCHNIPPER via The Fader
Maria Minerva – Will Happiness Find Me Album Review By Sarah GRANT via COS
Kim Ki O Official
Kim Ki O – İstanbul’la İlgili Bir Röportaj Clément GIRARDOT via Mashallah News
Kim Ki O – Dans Album Review By Adrian ELMER via Cyclic Defrost
Odesza Official Artist Page via Facebook
Odesza – Summer’s Gone Official Stream / DL Page via Soundcloud
Odesza – Summer’s Gone Informative via Funkadelphia

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan – Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
———————————————————
>>>>>Info Go-R-Sel
nwo2 by Marius ROOSENDAAL
Marius ROOSENDAAL’s Flickr Page

>>>>>Poemé
Ev Çiya Rûspî Ne – Arjen ARÎ

Di qada şer de pişta me negihişt erdê.
Te şahid bivê, va Herekol.
Miradkar, bi bext û ol
Va Cûdî
Û va ye ev ax!

Kîj wextî bêleheng ma?
Kî gavê bêkêr?
Ev axa bi xêr û bêr
Ji bakur ve serejêr
Gebar,
Sîmal,
Bêxêr…
Her yek şêrko
Ango,
Yek yek Êzdînşêr.

Li piştekê bigerî, va ne:
Ev Nemrûd e
Ev Agirî ye
Ev Sîpan e.
Kîjan e nerûspî
Heyran
Bêrûmet kî ji van e?

Ronakê lêda çûrisî
Kirasê l’bejnê qerisî, qelemsiltan e.
Enîmêr e û Dêrsimî,
Ev çiya Tûjik e, heyran!

Heyran,
Ev çiya destbirakê Sîpan e.
Ku di bin berfê de mane.
Ba hûû dike,
Mûnzir pûç î pûç dike,
Zivistan e!

Bi pilingê pêşî re şîyar dibin.
Têhn vedide l’lûlan ji teqînê.
Stran dikevin pêlên xuşînê,
Şer dîne, şervan dîne
Çarmêrkî rûniştî di bin berfê de
Ev çiya rûspî ne, heyran!

Me, lome nekir ji wan.
Na na, û ne ji yekî!
Navê lawê xwe kiribe Sîpan, kurdekî,
Me lîland,
Loma, bi Sîpan in stranên me
Ka bistrê, heyran!

Kaynakça: Antoloji
Arjen Arî: Tutuklu Şiirlerin Şairi – Fidan Berfe MİRHANOĞLU – Bianet

Deuss Ex Machina # 422 – seslendirmeler: tasviri kelamın özü duy[g]usaldır!

Leave a comment

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_422_–_seslendirmeler: tasviri kelamın özü duy[g]usaldır

22 Ekim 2012 Pazartesi gecesi “canlı” yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
x1-Grzegorz Bojanek – Remaining Sounds Part 1 (Dynamophone Records)
x2-Grzegorz Bojanek – Remaining Sounds Part 2 (Dynamophone Records)
x3-Tim Hecker & Daniel Lopatin – Ritual For Consumption (Software Records)
x4-Tim Hecker & Daniel Lopatin – Vaccination (For Thomas Mann) (Software Records)
x5-Rene Hell – Qi (NNA Tapes)
x6-Rene Hell – Meta Concrete (NNA Tapes)
x7-Grischa Lichtenberger – Ssfl (Raster-Noton)
x8-Grischa Lichtenberger – 1011 11104 V Re 61011s1b (Raster-Noton)
x9-Anne-James Chaton & Andy Moor – Inbound Outbound-Metro (Unsounds)
x10-Anne-James Chaton & Andy Moor – Not Guilty (Unsounds)
x11-Vatican Shadow – Encryption Nets (Hospital Productions)
x12-Vatican Shadow – The Hamburg Cell Was Born In Chechnya (Hospital Productions)

seslendirmeler: tasviri kelamın özü duy[g]usaldır!
(422)

simyası çoktandır bozulduğundan sapsarıya kesmiş demirlerinin göründüğü, griliğinin afakı sarmayı, sarsmayı mütemadiyen sürdürdüğü betonarme yapılar ile çerçevelenmiş herhangi koşul aranmasına gereksinim dahi duyulmaksızın bedbinliği enikonu meydana çıkartan bir kara parçasındayız. düzeneği teferruatı v bir kenara atılamayacak hakikatlerin sağırlığına handiyse günden güne yine yeni yeniden alıştırılma konusuna dair çıkarsamaları mümkün kılacak bir yekpareliğin mabadındayız. seslenişleri önemsizlik derecesinin altına mıhlatan, duyumsatılması gerekenleri şimdi işimiz var ile yeri mi şimdilerle geçiştirmek aralığına mahpus kıldırmaya debelenenlerin sahnelemelerine fon olan beton orman. beton ormanımız. içinde kalakaldığımız. durmadan anlatmak için yola çıkılsa da her defasında aynı şeyleri söylüyormuş aynı şeyleri işitiyormuşuz intibasını kuvvetlendiren bir döngünün has sahası. kurgu veya değil atfedilenlere kayıtsızlık belirli bir eşiği geçtikten sonra ne bir öncesi ne de bir sonrasında karşılaşacaklarımızın her ne olduğunu anlamlandırmak konusunda bu kadar yabanıl kıldırıyorsa, içimizi çürütüyorsa o raddede bir kere daha düşünmeliyiz. o kısa anlarda bir kere daha şapkamızı alıp önümüze eğrisini doğrusunu tartmalıyız.

tartmalıyız da nerelerden, hangisinden başlayalım kararsızlığının taşıdığı yeni sorun yumaklarında boğuntuya gitmek boğulmadan yola devam edebilmek ne mümkün diye daha ilk şerhleri duyar gibiyiz. duyumsadığımız sağırlığın nedenlerin, nasılların peşine takılması gerekenlerin kafalarını kuma gömerek yola devam seçeneğini bunca cansiperane savunuşlarındaki kadüklüğe uyanmalarını beklemekteyiz. beklemek söz konusu olduğunda bütün erim v tanımlandırmaların etrafında ömrü hayatını sadece bir gün iyi bir şey olsunun peşine, umuda takanların, bel bağlayanların hemen her gün yeniden dizlerinin üzerine çökertilmesi, bugün de karavana yarına kader kısmet menziline lehimlenmesi, oraya sıkıştırılması halimizin her ne olduğunun gerçek aynalayıcısı olacaktır bu beton ormanda. nefessiz konulduğumuz griliğinin şirinlik muskası gibi sunumlandırılan bacaların, kan kırmızısı kiremetileriyle örüntülenmiş, gizlenmeye gayret edilen devletin şefkatli kollarının ne olduğunu halktan saklayan o yapılarının altında dönen dolapların; can pazarı olduğunu bilebilmek halen mümkünatların sınırlarında değilse suç hepimizin. suç her birimizin.

düşünmedikten sonra sorun yoktur diye kükreyedurmuştu zamanında başvezir. bilindik işaretleyici, hedef gösterici sorumluluk sahibi değil koyun sürüsünü tam da istediği gibi güdebilmek için değneğini elinde tutaduran bir beklentisizlik abidesi çoban edasıyla sürüsüne hamlede bulunurken onların her ne düşündüğünü önemsemeyen yoktur, yoktur menziline takılıp kalan bir çıkarsamanın karanlığının, kararlılığının karşısında suçu ona buna atması bir mesel değildir. önceliğimiz değildir. hepimiz o gayya kuyusu haline dönüştürüldükçe, yeni eklemeler, çıkartmalar gerçekleştirildikçe biteviye bir karanlığın tesisinin oldurulabilirliği üzerine yeni kelamlar eklemlendikçe durup ne oluyoruz sorgusuna girişmemiz gerekirken bayram şekerlerini afiyetle götürmemizin çelişkisidir burada aracısız olarak sunmak istediğimiz. içerisi dışarısı pek de farklı olmayan bir deryada o betonun kasvetinin bizahati yürekleri nasıl da sertleştirdiğini gebersinler bedduasının nasıl kolayca ağızdan halen çıkabildiğini duyumsamak, onu işitmenin götürdüğü yer doksan yıllık bilançonun sonuç kısmında biz adam olamamışız, biz birbirimizi anlamamışız kısmına tekabül etmektedir.

haddizatında başvezirin dönüp dolaşıp ha’bire yinelediği afedersiniz şudur, afedersiniz budurlarının, sorun yoktur hasbıhalinin hep bu istikametteki eğrelti davutluğunun, körleşmenin mütemadiyen sürümcemesiz devamlılığının simgeleyiciliğidir asıl yaralayıcı olan. evet bu toprakların yek, tek, bir hakimi vardır, o da budur, şudur. diğerlerinin ne gık demeye ne de laf sarf etmeye hakları vardır. ne de olsa öyle yenmesine müsammaha gösterdiğimiz o lokmaları elimizde tutmaktayız. gerekirse kontrol ayağıyla gerekirse doğrudan müdahale etmeye v hıyanetlerinizi sorgulamak konusundaki haklarımızı saklı tutarız, böyledir yerseniz artık diskurunun fecaatini gösteregelen bir bakışımdır duyumsatmak istediğimiz. görünen köyün artık uzak bir menzilden değil tam da yanı başımızda olduğunu simgeleştirendir bütün bu meram. hiddetin ucunu bir kez gösterdikten sonra gerisini layığıyla yerine getirecek, devamlılığını sağlayacak, artık değme emir erlerinin vazifesini gösteren hemen hiç gık demeyen hep olur diyen basınından, ekranına, sokağın selamlaştığımız öte yanına kadar herkesi bir kırmızı çizgilere uyanlar v uymayanlar olarak resmetme,  o aralıkta tutma çabasının götürdüğü noktanın her ne olduğu umarız şimdi daha anlaşılırdır umarız.

ümitvar olmayı duyumsama bir yana ne gelir ki elden en iyisi linç edelim gitsinciliğin milim ötesine arşınlanmayan bu devletlu temsili, bakışımının hepimizi cehennemin ortası denilen o menzile taşıdığını duyumsatabilmek, anlamlandırabilmek bu kadar zor mudur? halen düşünülemez midir nedir allasen? yargıların v yaftalamalar ile oluşturulan kroşelerin aparkatların havada uçuştuğu hiddetin merhalesinde her dönemecin bir sonraki felaketin boynumuza ilmik gibi dolandığı bu cenahta vicdana sıra gelecek midir? yahutta geriye bırakılmış, öyle betimlenmiş olanın  linçten geriye kalanın vicdan meselinin neresi olduğu konusu duyumsatılabilir mi? arta kalanlar, tanıklık edenler bu toprakların bitmek tükenmek bilmeyen kahırlarını çekip bir yandan da kapının dışına ötelenmek için, hemen hiç fırsat kaçırılmayan ötekileri olarak (biz kendimizi öyle varsaymasak da velev ki dediklerinden olalım!) resmedilmeye öyle anılmaya devam edilirken bu uğurda yeni çaba v hükmedişler betimlenirken insanlık nereyedir? insanlığın neresindeyizdir? kırk yedi gündür sürmeye devam eden açlık grevi dahilinde adı sanı duyulmayan, o dört soğuk cephenin kapsadığı, izole ettiği duvarlar arasında kalanlarla mı terk etmişizdir?

yoksa yoksa aylardır tetiğin ardında kimler olduğunu, vur emrini kimlerin verdiğini bile sorgulamaktan kaçınılan ha’bire zapturapt, ha’bire eziyetin bir başkasının reva olarak dayatıldığı roboski’nin acılarını kendi başlarına yaşamakla mecbur bırakılanlarının dünyalarının başlarına yıkıldığı günlerde mi unutmuşuzdur? kendi şartlandırılmışlıklarıyla beraber kesin hükümlerin daha ortalıkta fol yok yumurta yokken açık edildiği, propaganda ile birlikte kesin yargıların sunumlandırıldığı üvey evlatların toparlanması merhalesinde kim bilir kaçıncı eşiğin aşıldığı operasyonların grimsi hiddetinde mi unutup gidilmiştir? dilin ne olduğunu, ne manaya geldiğini tam olarak çözemeyenlerin otuz küsür yıldır sürdürdükleri türkçe konuş çok konuş bağlamının bugünün enikonu kendi dillerinden daha iyi bir türkçe “konuşma” derdini anlatma kısmına, asilimasyonuna mübalağasız sapasağlam ulaştırdığı, dönüştürdüğü dillerinden ayrıştırıldıkları anda mı terk edilmiştir? yekpareliğin handiyse milim kıpırdamaksızın o gün neydiyse sabrımızı test edenler bugün yine sabırımızı sınamaktalar garabetliğinde dün ırkçıların, menfaatine göre muhafazakarların bugünün kalantorları haline dönüşenlerin, ulusal solculuk gibi hilkatliğin bir başka evresini tutturarak yol alanların dillerine pelsenek ettikleri ulus devletin dinamitleyicileri olarak bellenmiş olan ötekilerin adları sayılmaya başlandığı zamanda mı terk edilmiştir?

haddizatında birbirleriyle ortak paydası olmayacakları birbirleriyle buluşturan bir x meselimiz var denildiğinde apar topar devreye giren aşılmaz “bütünlük v beraberlik” gerisi teferruattır baskıcılığının harcı karılıp karılıp kaşıklatılmasına yol verilmesinden bu yana aşıp, aşındırıp duran süreçte mi unutulmuştur. insanlık nerededir? kat’i tahayyüller, ucu bana dokunmasın gerisi kimin canını yakıyorsa kimin hayatını dar ediyorsa etsinden artık illallah demek vakti gelmemiş midir? ne bu kadar alık bir biçimde, sırasıyla sadece birer cümlecik ile anmaya çalıştıklarımızı halen mazur görülmesini, münferittir o münferittir canımlı cicimli, bayram gününün getirdiği latif şeker şaklatmalarında insanlığın lincini sonladıracak olan uyanış. farkındalılığın kendisine varış. varsa yoksa bedbinliğin müsebbibi olarak kansızlardan başlayıp bir dolu alaycıl, ironik bile olmasına gerek olmayan mide bulandırıcı sinkaf v fazlası ile birbirine iliştirilip durulan bu mabadda yankısı tez zamanda buldurulan bir iklimin daimiliğinde geriye o dediğimiz vicdan / insan / ahlak meselinden koskocaman bir hiçlik kalacak anlayabiliyor musunuz?

fakat, ama gibi zaruri bağlaçlarla yolunu kesiştirmeden ahkam kesenlerin bol keseden sallayıp, allayıp pullayıp duyumsattıklarının ilerisi gerisini bilmeyiz a demokrasi olmadığının farkındalılığına ulaşabilmeye daha kaç v ne kadar fırın ekmek yenilmesi lazımdır ki ayılabilsin. nedendir bilinmez bu cenahın bayram günlerinin, tatil rehavetinin ortalık yerinde hep bu sorular aklımıza takılır. öylesine kendisinden geçmişçesine sallamaları bir kenara terk ederek boşluktan değil aklımızın almadığından yinelemekteyizdir bütün bu vurgulamaları peyderpey. birbirinin peşi sıra. duyumsayıp, gördüğümüzün vakıa olarak tanımlandırılmasından da öte git gide fasarya hesabına indirgetilmesi, kekremsi bir yalan yanlışlığın sürekli olarak güncellenmesi karşısında düşüncenin özgürlüğüne, kimliklerden azade bir insanlığın seslendirilmesine bu toprakların onun bunun v şunun babasının malı olmadığı gibi, öyle adledip de hak iddiasıyla başkasına dünyayı dar etmesinin önünü alabilmeye daha kaç tatil günü vardır düşünülebilecek? her yerin sorunu kendi başlığı altında onlarca alt kol, yön v fazlasıyla donatılırken gelip görülmesi salık vereceğimiz insanlığın zapturapt altında can çekiştirilmesinin bir sonu gelebilecek midir? amed’i, colemerg’i, beşşebab’ı, afyon’u, deyr-zor’u, arakan’ı, halep’i, arakan’ı… bir yerin açık sahası, ötekisinin dışladıklarının toparlandığı toplanış alanları.

bir kısmında kimselerin görmek istemediklerinin hayata tutunma çabaları, öte yanda hayata tutunmanın her gün daha zorunlu bir mücadeleyi gerektirdiğini ikiletmeksizin sunan açık seçik seçilebilen kan istismarcıları, hınç bekçileri, cehennem zebanilerinin varlıkları. dedik ya tembel tenekeliğin güzide mekanı bayramlık günlerinde aklımız hep bir yerlerde, hep bir şekilde kayıp ettirilenlerde, kaybedilmesine çaba sarf edilenlerin imdisinde. yaşamak için karşılaştıklarımıza nasıl tepkimeler veriyoruz, nasıl verdik vereceğiz bütün meseller o sathın evre düzenek veyahutta aralığında saklı. düşünmeye bir kere daha var mısınız? insanlığın başlangıç noktasından bugüne sözümona ulaştığı muasırlık seviyesinin hangi körlüklerde tıkanarak can verdiğine şahitlik etmek kısmından daha hakkaniyetli bir çözümleme için çabalanımı düşlemek ütopik midir? daha zorda kalınacak hangi eşik vardır ki bu satranç tahtası gibi sürekli olarak insanın piyon olarak öne sürülmesi, heder, linç v daha çoğuna karşı dur imi, yeter çığlığı anlaşılabilsin!.. hafıza dışarıdan tüm baskı altına almalara, müdanasız v mübalağasız tahrifine uğraşılmasına, yolunun kesiştirilmesine engellere, açmazlara bir dolu yanılgı v yanılsamanın özünde derlenip, toparlanıp aynı sade suya tirit çıkarsamalara yüz göz edilmesine karşın halen önemini muhafaza eden, tepkimelerimizi şekillendirebilmemize olanak sağlayan bir kurgu odağıdır.

bir sakız jelatininin plastiğinden çıkan maniler gibi kesit, tekil doğrudan mürekkep, illa olacak bu da tutacak beklentisiyle bir iki daha fazla hışmı öne sürülenlerin ayırdına varıp, ardılına bakabilmeyi söz konusu eden  tecrübe haline dönüştüren bir tümleç, toparlayıcıdır. derlenenler bunca çırılçıplak ucubeliklerle donatılarak bireysel olanın önüne anlı şanlı, içten içe küflü kurumsal mukaddesatçılığın beraberinde getirdiklerini bir şekilde anlayıp, anlamlandırıp çözümleyebilmeyi mümkün kılan bir odaktır hafıza. unutturulanların peyderpey bu limandaki çoğunluğunu göz önüne getirdiğimizde belirgin bir biçimde hafıza sınırı altına alınanların, kayıt haline dönüştürülenlerin, bireyselleştirilen, yakın bulunan edim v sorguların önemliliğini bir kere daha yad ettirmesi mümkündür. halen olasıdır. eleştiri olgusunun hazımsızlıkla dolamabçsız net bir şekilde tam teşekküllü sürdürülmesi, en azından boşa çıkartılması için çaba sarf edenlerin muktedirliğinde insani olanların her ne olduğu bahsini yeniden tanımlandıracak olandır hafıza. unutturma çölünün en mazbut denekleri olarak her günümüzün bir başka aşılmazlık ile çevrelendiği bu cenahta hey durun ben daha yitmedim, ben daha sözün kıymetini tüketmedim demenin başlangıcıdır, temelleyicilerindendir işte o hafıza.

görülmemesine el birliğiyle çabalanılanlar her ne kadar çoğaltılırsa çoğaltılsın, alıntı yapılamaz diye şerhler konulursa konulsun, devletin belirli kademelerince biz o sınayışları aştık diye seslendiriledurulsun biteviye o kısır döngünün çemberini, algısı v sınırlandırılmışlığını aşmamıza neden teşkil edecek olandır hafıza. korkmadan, çekinmeden dillendirilebilenler için, direnebilenler için hayatı savunmanın bir başka evresi, karşılığıdır hafıza. hangi şart altında olursa olsun duyumsadığınız, gördüğünüz yaşamak zorunda v zorunluluğunda bırakıldığımız iki yanlış var onlardan bir tane doğruyu tercih et diye dayatımların sergilenebildiği, evet halen yapılabildiği iş bu çerçevenin dahilinde hafıza kadrajın dışına öteleneni görebilmektir. kadrajın dışında tutulmasına çabalanılanların menfurluğunu ibret vesikalığını ispatlayandır. sözün tükenmesi bahsinde aportta bekleyenlerin yakışıksız savlarının her ne olduğunu v neyi amaçladığını belirginleştirecek olandır hafıza. ona eklenmiş, biriktirilmiş olanlar tümden biz mekanikleştikçe, her duruma aynı tepkimeyi veren, verebilecek hale dönen, dönüştürülen personanın hallerini ortaya serecektir.

biz size unutmanız için tüm şartları seferber ediyoruz. allem edip, kallem edip işi yokuşa, mevzuyu dağın ardına, meramı yerin dibine sokuyoruz. buna mukabil hala cendereyi, inadınızı aşamıyoruz diye devam eden o muktedir algısına karşı geliştirilebilen yegane seslenişi tekrardan kayıt altına almak elzemdir. #unutursakkalbimizkurusun. eninde sonunda duyarsızlaştırılıp ona (unutmaya) bağışıklık kazandırıldıkça öne sürülen kurgulamalarda memleketten haberdar kılındığını varsayanlarla bu eğreltiliği hiç gocunmadan savunabilenler için buradan öte köy olmadığının tastamam bir seferde anlaşılabilirliğini sağlayandır. oradan öte yol olmadığının bilindikliğine bir çabalanım v ortak amentüsünün yinelenişidir. unutulması adına nadasa terk edilmeyecekleri gösteregelendir. hafıza unutmaya her şart v koşulda teşvik edildikçe ne dicle anter’in açlık grevine karşı duyarlılığı irdelenebilir ne de günün getirdiklerinde her gün ölüm-yaşam arasındaki o ince doğrunun bir o yana bir bu yanında savrulanların derdi anlaşılabilir. pat küt başvezirin komutlarının doğrultusunda yargıya bunlar bunlar diye hedef gösterilen, soruşturma tahkikat onlar yetmez çatal dilli sesleniş v münferit ama bir o kadar da duyarlılık sergilemelerine içten içe sevinilenlerin, bunu sergilemekten kaçınmayanların linç girişimlerine maruz bırakılan barış v demokrasi partisi, destekçisi vd. halkın demokrasi partisi düşüncesinin etrafında yol almaya çalışanların neleri dert edindikleri okunabilir. halen bu yapılabilir.

dimağ o engellemelerle şekli şemali oturtulmuş yanılsamalara teslim edildikçe işin doğrusu o değilmiş de meğerse buymuş kısmı, hep karaltıda; hep gözün ötesinde sabitlenebilir. aklın öte yanında toparlandıkça doğru olanlar, erkin tahayyül ettiği doğru seslendirmelerinin her nasıl kıvamının tutturulduğunu görece özgürlük kısmının kocaman bir yalandan mürekkep olduğunu yineletecek, ispatlayacaktır. ispatına girişilen özgürlük mevhumunun hangi arada, hangi derede kaşla göz menzilinde usturuplu usturuplu bir suskunlaştırmaya evrildiğinin okumasını sağlayacaktır. doğrudur alışılıp sıklıkla tekrar edilebilecek, kulak kapatılıp, göz perdelenip bir özgürlükten dem vurulabilecek. taa ki diyarbakır cezaevi dünü v bugünüyle bilininceye kadar. ana babadan öğrenilen kelamın dilin okul dediğimiz o tektipleştirme merkezlerinden ilki olanda dakika bir kenara ayrıştırılıp, ana dile hükmedişin istikrarlı dayatımını göz ardı ederseniz, kim olduğunuzun, kimlerden olduğunuzun ne kadar insani, vicdani, ahlaki duruş v tepkilerden her an ayrışarak, sen bunlardansız onun için bölücüsün, bunun için hainsin seslendirişine tanık olana kadar. şahit olunana kadar sürecek bir özgürlük.

herkesle kucaklaşılmış herkes kapsanmış gibi veya bu “miş” oyununda daima saf dışı tutulacak bir avuç ermeni, bir kaç rum, bir mahalle ezidi ya da mezra büyüklüğünü aşamayan nüfüsla bir avuç süryani olana, söylenenlere her defasında kulağınızı tıkayıpta sıranın dahilinde edepli edepli, uyumlu bir vatandaş olmayı becerirseniz sessiz, sebatkar özgürlük diye bir problem olmayacaktır. atfedilmeyecektir. gözünüz, gönlünüz kepenk indirince sorun yoktur. olmamıştır!. oldurulmayacaktır da!. görmekten bu kadar itinayla uzaklaşılırken doğrusu o değil budur diye belirginleştirme hamlesine rağmen gelişigüzel gerçekleştirilen her hamle yığıntısı değil adını adını bir kere daha analım linçtir. hınçtan apartılan şiddetin dozu sürekli güncellenen eşik bırakmayan bir zapturap deneyimlemesinin karşılığına daha net oturtabileceğimiz, bir tanımlayıcı edim yoktur. belki de olmayacaktır. yorum farkları, çeşitliliğini bir kenara terk ettikten sonra sırasıyla giderek daha sertleşen, sessizleştirilen bir iklimin kendisi dört harfte saklıdır. bu dört harfte özetleyiş toparlanabilecektir. birbirimizin yarasına merhem olabilmeyi, birbirimizde olan biten fenalıklardan sonra el verip yola çıkabilmeyi mümkünatsız kılan, neler çektiğimizi her defasında kanla, gözyaşıyla ispat ettirmeyi amaç edinen bir mesel olan linç. ne kadar seviyorsunuz, ne kadar uyumlusunuz, bu ülkenin ekmeğini yiyip bölücülük yapıyor musunuz.

tohumunuza para mı saydık, sürün gitsinler.. kökünüzü kurutacağız söylencelikleri laf-ı güzaf olsun koyver gitsin diye değil her açmazda kimlerdensin, evet öcüsün! karşılaştırmalarının öncüsü, olan linç kavramı. duyumsanmayan, önemsenmeyen nedendir sorusuna hemen hiç denk getirilmeyen çıkarımların taca çıkartılıp yeknesak nefret-i hicaz makamında terennümlerin seslendirildiği bir cenahta hezimetler, yıkıntılarımız çoğalmaktadır. yıkım ehvenin kıyısından geçmeksizin serpilip büyütülmeye devam edilen linç ikliminin getirdiği hezimetin belirgin bir aynalayıcısı tümleticisidir. bu kadar. korkuyu dağ gibi yükseltirken erkin yapıp ettiklerinin “hesap sorulmazlığı” daimi kılınan, düşünselliği gereksiz olarak tanımlandıran, bir gayretkeşlikten mürekkep olunduğunu da yinelemekte faide vardır. güzel ölümlerle, ehvenin şerri olsalar da başımızda çobanımız var hala! hala’ya şükürlerle, fasaryadan gündemler, her dem taze taze (bayat!) hamasi nutuklar, gözyaşının tez kurumasını, akan kanın durmasını, derinlemesine nüfuz etmiş ırkçılığın sonunu, hunharca vicdanı tahrif etmenin önünü alamayacak olanı tanımlandıran topyekün yıkıma taşıyacaktır? farkında mıyız allasen! yoksa hayalini bile kurmadığımız, o zibilyon metrekarelik yaşam sahasında güllük gülistanlık bir yaşam vaat ede duran, bunu parlatıp sunan reklamdaki müteahitin canhıraş veçhesiyle “tarih hayal kuranları değil boş bulduğu son nefeslik alanları da betonarme ile donatabilecek, 320.000 ağacın katili olmayı becerebilecek, bu yıkımı, yağmayı! yapıp edenlerin, alkışlanacağı, hatırda tutulacağı bir garabetlik midir?” hala öylesi midir… yerin dibine batmış bir dünyaya ağıttır! “herkes biliyor ama kimse konuşamıyor. bizi çürüten bir bilmezliğin içinde tutarak suç ortaklarına çevirmek istiyorlar..” j.p.sartre

>>>>>Bildirgeç

Sonsuzun Bir Öncesi, Korkunun Ötesi – Önder ÖZDEN – Sendika.org

Yahut (onların durumu), gökten sağanak halinde boşanan, içinde yoğun karanlıklar, gürültü ve yıldırımlar bulunan yağmur(a tutulmuş kimselerin durumu) gibidir. O münafıklar yıldırımlardan gelecek ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarını tıkarlar. Halbuki Allah, kâfirleri çepeçevre kuşatmıştır (Bakara Suresi).

Benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınan bazı şeyleri de helâl kılmam için gönderildim. Size Rabbinizden bir mucize getirdim. O halde Allah’tan korkun, bana da itaat edin (Ali İmran Suresi)

Görünür olmayanın nazarın ufkuna girebilmesi, sayılabilir olmayanın hesap edilebilirliğe kavuşması, kimliksizin kimlik kazanması siyasal-toplumsal uzamın belirli bir işlem üzerinden inşa edilmesine bağlıdır. Tedirgin edici yığın sonsuz istek ve arzusuyla her türlü kuruluş olasılığını iptal eder. Kuruluşun ve dirliğin gerçekleşmesi sınırsızın sınırlandırılması, çevrelenmesi, hatlarının netleştirilmesiyle mümkündür. Görüş alanının dışındaki belirsiz görüntünün, ele avuca gelmez yığının belirli bir görüntü ve form kazanması, siyasallığın/toplumsallığın kurulmasıyla ilintilidir. Kuruluş ise bir işlemciye/aracıya ihtiyaç duyar.

İşleme müsait kitlenin, belirli bir şekle bürünerek amorf olmaktan çıkanın, işlem öncesi hali herhangi bir kuruluşa/düzene imkân tanımaz. Kuruluşun/düzenin mümkünlüğü belirsizliğin belirliliğe kavuşabilmesinde yatar. Belirli bir işlemden geçip kurulmuş olan ise aydınlıkla malulken, düzenin ötesinde gecenin korkutucu sesi hâkimdir. Cadıların, baykuşların, bil cümle bilinmezliğin diyarıdır ötede kalan. Haykırışları, kurulu olanının tarafında duyulsa da, sorunsuzca sindirilinceye/içerilinceye kadar dışarıda tutulacaktır.

Hem kuruluş öncesi hem de kurulu olanın ötesinde kalan ancak sınırlandırıldığı ölçüde kabul edilebilirliğe kavuşur. Beride kalan, henüz şekle girmeyen ürkütücülüğü ile ancak belirli bir forma, etikete, kimliğe kavuşabildiği ölçüde içerimlernir. Öncelikle kabul edilebirliğe kavuşması gerekir ki bu ancak belirli bir işlemcinin varlığında mümkün olur. Bu işlemci korkudur.

Korku, kurucudur. Kimliksizlikle, sonsuzlukla malul yığının kimlik ve sonluluk edinmesini sağlayan dolayımlayıcıdır. Sonsuzluktan sonluluğa, kimliksizlikten kimlikliğe geçişe aracılık edendir; sonsuzluktan sonluluk, kimliksizden kimlik yaratandır. Korku siyasal-toplumsal uzamın kurucu unsurudur.

Korkunun kuruculuğuna dair önemli vurgu Thomas Hobbes’un Leviathan adlı yapıtında bulunur. Hobbes’un “hepsinden kötüsü, hep şiddetli ölüm korkusu ve tehlikesi var” dediği ve “insan hayatı yalnız, yoksul, kötü, vahşi ve kısa” sürdüğü varsayımıyla ortaya koyduğu doğa durumu, yukarda bahse konu edilen kimliksizlik, sayılamazlık ve sonsuzluk halidir. Kaotikliğiyle herhangi bir sabitliğe izin vermeyen, bu anlamıyla düzenin kuruluşuna meydan vermeyendir doğa hali. “Bir”liğe ulaşabilmek için o kimliksizliğin ve sınırsızlığın asimile edilmesi gerekir. Hobbes’un kuramsal müdahalesi öncelikle doğa durumundan düzene geçişte zorunlu bir işlemin gerekliliğinedir: sınırsızın sınıra, kimliksizin kimliğe kavuşması – ancak bu işlem dolayımsız geçekleşmez. Doğa durumunu düzene bağlayan hat ancak korkunun mabedinden geçerek hayat bulur. Korku düzenin gerekliliğini ve arzuyu terk edişin “haklı” gerekçesini sunar, insan çoğulluğunu “bir”e, devlete-Leviathan’a bağlar. Korku, Hobbes’un anlatısı içinde, taşkın insan arzusunu dizginlemenin ve böylelikle düzen kurabilmenin dolayımlayıcısı olur. Burada korku hayatın anti-tezidir. Sınırsız akan hayatı dizginlemenin, onu hapsetmenin aracıdır ve vazgeçilmezdir. Korkunun namevcudiyetinde düzen mümkün değildir.

Aldanacaksan sevgilerinde, sâf sevgilerinde/İnsanların yalancı gurularına…/Kalacaksan parlak sözlerin etkisinde,/Kelimelerinle onlara kapılacaksan,/Yaşama! (Özdemir Asaf). Korku, tam da, sevgilere, gurulara, parlak sözlere kanmamayı garanti altına alandır. O kırılmamayı, hayatın doludizgin akışında yaralanmamayı size temin edendir. Yalanlara, parıltılı sözlere kapılmamayı ve de bunlara gerek bırakmayacak bir uzamı inşa edendir. Sözü gereksizleştirendir. Korku, bir anlamıyla hayatı gereksizleştiren ve onu “bir”e tabi kılandır. Oysa hayat, yani o sınırsız ve kimliksiz çoğulluk – arzu, yalanlarla, ama bir o kadar da sevgiyle, gurularla ama bir o kadar da mürşitlerle birlikte vardır.

Hayat ise, korkudan bir öncedir, “bir”in dayattığı sonsuzdan bir öncedir: nedir sonsuzdan bir önceki sayının adı/diyelim sonsuz eksi bir/sonsuz eksi bir/hayatın adıdır bu/gece bütün şablonuyla/geldi üzerimize/ormanlar taş kesilip kömüre durdular/ve petrole kesti planktonların hepsi/gazyağı tunç duman/ne kadar sürdü ki ateşin yengisi/bir türlü yeterince yaşanamayan/sonsuz eksi bir (Turgut Uyar). Korku düzeni ve “bir”i dayatır; hayatı belirli bir sınırlılıkla malul kılarak sunar. Oysa hayat çoğulluğu, sınırsızlığı ve kimliksizliğiyle “bir”den öncedir; düzenin öne sürdüğü sonsuzdan da öncedir; kozmozdan önceki kaostur.

Korku düzeni dayatarak, hayata ancak “bir”in araladığı kapıdan geçmek koşuluyla izin verir. Korkunun hedefinde itaat vardır. Sonsuzdan bir eksi olan, korkunun aracılığı ile düzene ancak arzu ve çokluğu, yani siyasallığını bıraktığında, bağlanabilir. Korkunun işaret ettiği hayatın bağrında taşıdığı siyasallıktır. Düzenin varoluşunun, korku üzerinden, imlediği siyasallığın yokluğudur. Korku siyasallığın ilgasını gerçekleştirdiğinde işlevsel olabilir ki yukarıda korkunun dolayımsallığı ile vurgulanmak istenen de budur. Toplumsal-siyasal uzamın kuruluşunun öncesi, sonsuzdan bir öncesi, bitimsiz arzu ile yüklüdür – bitimsiz bir siyasallık taşır bağrında. Bütün konumların, bütün payların sınırsızca sorgulanmaya açıldığı; her türlü kimliğin akışkan halde bulunduğu bu durum, Thomas Hobbes’un deyimiyle doğa durumu, düzeni, “bir”in sultasını tehdit eder. O nedenle sınırlandırılması ve korkulması gerekendir.

Korku bir yandan düzeni kurarken kurulu olan ise “korkma”dan edemez, korkuya ihtiyaç duyar, onu besler. Şimdilerde korku söyleminin hortlamasının gerisinde, çoğullaşan, farklılaşan, eyleyen talep eden, soran sorgulayan ve yıkma arzusu ve umuduyla dolup taşan hayatın korkusu bulunmaktadır. Sınırsız yıkıcılığı ama yaratıcılığıyla korkunun sağladığı ve sürekliliğini garanti almaya çalıştığı o “bir” e karşı barbarların akını bulunmaktadır. Verili olanı sorgulamaya açana karşı hortlayan, onu bilinemezlikle yüklü kılan korkudur: tam da bu nedenle siyasal hak peşindeki Aleviler, Kürtler, Eşcinseller … gündelik hayatın dışında, karanlığın diliyle ancak kendilerine yer bulurlar, korkulması gerekenler olarak kodlanırlar. Siyasal varoluşlarından arındırılarak korku nesneleri olarak nitelendirilirler. Korku ancak sabitler, sınırlandırır oysa siyasal talepler ve arzu hep onun ötesindedir, korkunun çizdiği sonsuzun öncesinde düzeni yeniden ve yeniden kurulmaya zorlayandır.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala “akil” olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir, öyle değildir. Meram sahanlığın yanıbaşında her durumda ilave edilebilecek sözler vardır. Anlatılası, iliştirilesi, kelamlar birbirine denk getirilip bilindikliği sağlanası anlamlar v okumalar. Çoğunlukla bakarak, görerek anlamaya, anlamlandırmaya nail olunan bir zaman diliminde kelimelerin sunduklarıyla yaşadığımız günceyi tanımlayabilmek başımıza gelenlerin ötesine vakıf olabilmek için halen önemli bir şansıtır. Her ne kadar aynı sözcükleri defaatle kullansak da birbiri üzerine tahakküm kurmadan o söz dağarcığı dahilinde belirgin olmayana dair okumalar gerçekleştirilebilir. Bazı durumlarda gözümüzün önünde tutulur o sıkıntı duyduklarımız, çabalanmak gereklidir böylesi için. Sendika.org sitesinde Önder Özden imzasıyla yayınlanan Sonsuzun Bir Öncesi, Korkunun Ötesi makale bu bağlamda değerlendirilmesi gereken tamamlayıcı bir okumadır. Kelamın içeriği derinleştilebildikçe bir sığlıktan ötesine çıkış mümkün olacaktır. Önder ÖZDEN v Sendika.org sitelerinin anlayışlarına sığınarak bu okunsalı sitemize alıntılıyoruz.

 …Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam…İyi Haftalar…

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar – İmamın Ordusu – Ahmet ŞIK via Scribd
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme – İnsan Hakları Derneği
Uludere’yi Unutma! – Emrah DÖNMEZ – Youtube
Avrupa Birliği – 2012 İlerleme Raporu – European Commission Document Stuff
İşkence ve İnsanlık Dışı Aşağılayıcı Muamelenin ve Cezanlandırmanın Önlenmesi ve Tutuklu Hakları – 21. Rapor – CPT
Sonsuzun Bir Öncesi, Korkunun Ötesi – Önder ÖZDEN – Sendika.org
Ölüm Orucu – Notlar – Ulus BAKER – Birikim
Ahlaklı Devlet… – T. Özgür YILDIZ – Korsan Dergi
Açlık Grevindeki Tutsaklar ile İlgili Avukat Raporu – Gulistan Gulê DEPÊ – Ajans Amed
Yağmurun Değil, Kürtlerin Elleri – Sarphan UZUNOĞLU – Radikal Blog
Açlık Grevleri Güzel Söz Değil, Politik Adım İster – Ali TOPUZ – Utay
‘Güzel Ölüm’ler Yaklaşırken – Kadir CANGIZBAY – Birgün
Bedenini Ölüme Yatırmak – Şeyhmus DİKEN – Yüksekova Haber
Kürkçü: Cezaevlerindeki Sese Güç Katalım – Ertuğrul KÜRKÇÜ Resmi Sitesi
‘Ölüm Değil Çözüm İstiyoruz’ #Redhack – Youtube
‘Ölüm Değil, Çözüm İstiyoruz’ – Agos
‘Sizin Alçak Manşetleriniz ‘Hayata Dönüş’ Katliamını Getirdi’ – Emek Dünyası
Sezgin Tanrıkulu – Silahlar Nasıl Susacak Serisi – Türey KÖSE – Cumhuriyet
Ölüm Orucundaki Beden Neler Yaşar? – Seyid FIRAT – Bianet
Üstündağ: Ölümler Başladığında Bu Makası Kapatmak Zor – Pınar ÖĞÜNÇ – Radikal
Ölümler Engellenemezse Vebali Hepimizin – Evrensel
Guardian: Hükümet Açlık Grevlerine Kayıtsız – Sol Defter
Gel De Yaşa… – Özgür AMED – Yüksekova Haber
‘Çocuğum Açken, Ben Nasıl Sofra Kurarım?’ – Ali Barış KURT – ANF
Mazlum Tekdağ’dan Kışanak’a Ölme Kararlılığı Mektubu – Kürdistan Post
İsmail, Biz Yaşıyor Muyuz? – Berrin KARAKAŞ – Radikal
Ne Zaman Ki Barış Ola, Bayram O Bayram Ola – A. Hicri İZGÖREN – Yeni Özgür Politika
İçeriden Dışarıya Kararlılık – İshak KARAKAŞ – Özgür Gündem
Erdoğan ve Açlık Grevi – Ahmet ALTAN – Taraf – DYH
‘Hükümeti Uyarıyoruz’ – Etkin Haber Ajansı
Dışarıdan Dışarıya Mektup: ”Okuyan İncinmesin…” – N. Gün UZUN – Bianet
Yetim ile Kılıksız – Sırrı Süreyya ÖNDER – Radikal
29 Yıllık 12 Eylül Tutuklusu Öztürk’ten Mektup Var – Muzaffer ÖZTÜRK – Tekirdağ 1 No’lu F Tipi Cezaevi – Etkin Haber Ajansı
Lûtfedilmiş Hakikatler, Faili Malum Cinayetler – Işıl KURNAZ – Bianet
Sakine Toraman: Acıların Zaman Aşımı Olur Mu! – Etkin Haber Ajansı
Daha Ne Kadar Seyredecekler? – İhsan ÇARALAN – Evrensel
Kürdün Yaktığı Ağıtla Ülke Isınır Mı? – Berxwedan YARUK – Bianet
‘Kürt Temsilinin Gerçekten Aktarılabilmesi İçin ‘Sahici’ Olması Gerektiğini Düşünüyorum’ – Nesrin AKSU – Okuryazar.tv
Baskılar Konusunda Kendi Kendisiyle Yarışan Ülke – Hüseyin ALİ – Yeni Özgür Politika
Demirtaş: Meclis’e KPSS’yle Girmedik! – Osman OĞUZ – Red Dergisi / Kadraja Girmeyen
BDP Bölücülüğün Daniskasıdır! – İnternet Haber
Mehmet Bekaroğlu: ‘Ülke Bölündü, Geçmiş Olsun Arkadaşlar’ – Gündem Müzakere – İMC
‘Halklar Demokrasi ve Özgürlük İçin Direniyor’ – Emek Dünyası
Bir Millet Hizaya Sokuluyor – Selçuk CANDANSAYAR – Birgün
Van Depreminin 1. Yılında Enkazın Altındaki Halk… – Muhalefet
‘Hükümet ve Genelkurmay Uludere’yi Karartmak İçin Dayanışma İçinde’ – soL
Roboski’nin Şiirini Yazmaya Teşebbüs Etmekten… – Demiray ORAL – Taraf – DYH
Kitle Seferberliği Aracı Olarak Milliyetçilik – İsmail Güney YILMAZ – Sendika.org
Medyada Nefret Söylemi İzleme Raporu – Mayıs-Ağustos 2012 – Hrant Dink Vakfı
Devlete Karşı İşlenen Suçların Yargılanması – Başka Haber
‘Gazeteci Temel ve Arkadaşları Her An Ölebilir’ – ANF
‘Öldürülmediğimiz İçin Teşekkür Mü Edelim?’ – Taraf / Gazeteciler
Erdoğan’ın Avukatı: Basına Açtığımız Davalar Etkili Oldu, Basının Dili Değişti – T24
“Turkey’s #PressFreedom Crisis.” – Infographic – Committee To Protect Journalists
Erdogan’s Turkey Is Number One In Jailing Journalists – Selcan HACAOĞLU – Bloomberg
CPJ: Muhalefetin Suç Sayıldığı Karanlık Günler – BBC Türkçe
Ezidilik’le İlgili Sözlere Tepki – İMC
Oradaki Zerdüştler Buradaki Zerdüştler – Doğan Barış ABBASOĞLU – Yeni Özgür Politika
Tayyip Erdoğan’dan Bayram Çikolatası – Aydın ENGİN – T24
Başbakan Nefret Suçu İşlemeye Devam Ediyor – Kemal BÜLBÜL – Özgür Gündem
Başbakan’dan Çok Ama Çok Önemli Bir Açıklama – Melih PEKDEMİR – Birgün
İleri Demokrasi 900 Yıl Sonra Ömer Hayyam’ı Yargılıyor ! – Kontiki – Milliyet Blog
İfade Özgürlüğünün Yol Haritası – Fikret İLKİZ – Bianet
Kitapsız Muhafazarlık ve İslam Ahlakı – Ayhan BİLGEN – Emek Dünyası
Sendika.Org’da Suriye Dosyaları – Sendika.org
ABD Başkanlık Seçimleri, Ortadoğu ve Türkiye – Emin NERGÜZ – Özgür Medya
Who Owns The World? Noam Chomsky On U.S.-Fueled Dangers, From Climate Change to Nuclear Weapons – Democracy Now
İsrail: Necef’te Etnik Temizlik – Ben WHITE – Al Jazeera / Fatih Gökhan DİLER – Agos ŞapGir
Liberal Gazeteciliğin Çöküşü – David EDWARDS – Onur EREM – Birgün
Polis Kadıköy’de Sosyalist Basın Avında – Nor Zartonk
“Tasarıda Belirsizlikler Var” – Gazeteciler Konuşuyor – Rusya’nın Sesi
Sistem ‘Güvenliğinde’ Taciz, Tecavüz, Fuhuş… – ANF
Arif Dirlik’te Bugünkü Ulus-Devlet ve Bugünkü Çin…- Gün ZİLELİ – Gün Zileli Weblog
Kadir Sarıkaya ile İkinci Sohbet – Sevan NİŞANYAN – Nişanyan Siyaset ve Tarih Yazıları
Sevag Seni Unutmayacağız – Nor Zartonk
“Milli” Tarih, “Milli” Çizgi Roman – Foti BENLİSOY – BENLİSOY Weblog
2013 Bütçesi Hem Dindar Hem Militarist – Turan ESER – Muhalefet
‘İnsaniyetimiz Kalkacak!’ – Ferhat KENTEL – Taraf – DYH
“Bana Balık Verme” veya Eleştirel Düşünce Kültürü – Saepenumero – Kamburum
Yok Taştan Serttir – Kemal BOZKURT – Radikal Blog
Maviye Yürüyen Adam – İbrahim GENÇ – Yüksekova Haber
İz – Îlon DİLÎN – Ajans Amed
Şeytana Uydum, İyi Uyudum – Arif ALTAN – Özgür Gündem
Neydi Bir Arada Tutan Şey İkimizi? – Cüneyt UZUNLAR – Açık Koyu
İlkokulda Dağıtılan Skandal Kitap: ‘Einstein Pistir, Ermeniler Gerginlik Çıkarır, Freud Sapıkların Babasıdır’ – Başka Haber
Tesadüf Aşk – Bülent USTA – Birgün
Açlık – Kenan TEKEŞ – BiaMag
Hesar, Hasankeyf ve Cegerxwîn – Mirhem YİĞİT – PolitikART
Şarkıdaki Şiir – Hilmi TEZGÖR – Açık Radyo

Grzegorz Bojanek Official
Grzegorz Bojanek – Remaining Sounds Critic By postrockcafe via A Closer Listen
Grzegorz Bojanek – Remaining Motionless Video via Youtube
Tim Hecker Official
Daniel Lopation Official
Tim Hecker & Daniel Lopatin – Instrumental Tourist Official Informative via Mexican Summer
Tim Hecker & Daniel Lopatin – Instrumental Tourist Review By Edward Sharp-PAUL via Faster Louder
Rene Hell Official
Rene Hell & Oneohtrix Point Never – Split EP Official Informative via NNA Tapes
Rene Hell & Oneohtrix Point Never – Split EP Critic By Neyland via Pitchfork
Grischa Lictenberger Official
Grischa Lictenberger Artist Page via Raster-Noton
Grischa Lictenberger – And IV (Inertia) Album Review via Headphone Commute
Anne-James Chaton Official
Andy Moor Informative via Wikipedia
Anne-James Chaton + Andy Moor – Transfer/4: Inbound/Outbound Official Informative via Unsounds
Anne-James Chaton + Andy Moor – Transfer/4: Inbound/Outbound Review via The Vital Weekly
Anne-James Chaton + Andy Moor – Live Performance via Youtube
Vatican Shadow / Dominick Fernow / Hospital Productions Official
Vatican Shadow – Ghosts Of Chechnya Album Critic By Andrew GOLDSPINK via LWE
Vatican Shadow – Live At Los Globos (05.05.2012) via Youtube

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan – Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
———————————————————
>>>>>Info Go-R-Sel
gel de yaşa # 47.gün via kofiakofo

>>>>>Poemé
   Uy Havar! – Ahmed ARİF

   Yangınlar,
   Kahpe fakları,
   Korku çığları
   Ve irin selleri, aç yırtıcılar,
   Suyu zehir bıçaklar ortasındasın.
   Bir cana, bir başa kalmışsın vay vay! 
   Pusatsız, duldasız, üryan
   Bir cana bir de başa
   Seher vakti leylim – leylim
   Cellat nişangahlar aynasındasın.
   Oy sevmişem ben seni…

   Üsküdardan bu yan lo kimin yurdu!
   He canım…
   Çiçekdağı kıtlık, kıran,
   Gül açmaz, çağla dökmez.
   Vurur alnım şakına
   Vurur çakmaktaşı kayalarıyla
   Küfrünü, Medetsiz, Munzur.
   Şahmurat Suyu kan akar
   Ve ben şairim.

   Namus işçisiyim yani
   Yürek işçisi.
   Korkusuz, pazarlıksız, kül elenmemiş,       
   Ne salkım bir bakış
   Resmin çekeyim,
   Ne kınsız bir rüzgar
   Mısra dökeyim.
   Oy sevmişem ben seni…

   Ve sen daha demincek,
   Yıllar da geçse demincek,
   Bıçkılanmış dal gibi ayrı düştüğüm,
   Ömrümün sebebi, ustam, sevgilim,
   Yaran derine gitmiş,
   Fitil tutmaz, bilirim.
   Ama hesap dağlarladır,
   Umut, dağlarla.

   Düşün, uzay çağında bir ayağımız,
   Ham çarık, kıl çorapta olsa da biri
   Düşün, olasılık, atom fiziği
   Ve bizi biz eden amansız sevda,
   Atıp bir kıyıya iki zamanı
   Yarının çocukları, gülleri için,
   Koymuş postasını,
   Görmüş restini.
   He canım,
   Sen getir üstünü.

   Uy havar!
   Muhammed, İsa aşkına,
   Yattığın ranza aşkına,
   Deeey, dağları un eder Ferhadın gürzü!   
   Benim de boş yanım hançer yalımı
   Ve zulamda kan – ter içinde asi,
   He desem, koparacak dizginlerini
   Yediveren gül kardeşi bir arzu
   Oy sevmişem ben seni…

#İyiKiDoğdunGözüm.
Kaynakça: Şiir

kenarlık # 10 – grzegorz bojanek – remaining sounds (do-019 / dynamophone records)

Leave a comment

tane tane dizilip düzenlenmiş, tasnif edilerek ayrıştırılmış iş bu güncelliğin rutininde hep aniden çıkagelen kimi karşıtlıklar zaman mevhumu dahilinden, yaşam dediğimiz bu serüvendeki gözlemlerimizi, yeniden gözden geçirmeyi olası kılar. olasılıklar dahiline eklemler. biçimlenen yahutta öyle adledilen şeylerin nasıl v hangi koşulların dahilinde dönüştürüldüğünü anlamlandırmak mümkündür. bir şeyler, olgular v edimler devinir, dönüştürülürken yeniden tanımlanıp şekli şemali düzenlenirken kontrhamlelerin, ters köşelerin nasıl da biçimli bir izlek, yol dahilinden sunulduğu her defasında kervana düzüldüğü meydandadır. ortaya çıkan dünün tahayyülerinden edinilmiş olanların nasıl zalimane bir algı ile yıpratıldığını, tahrif edildiğini ortaya serer. dünün getirdiklerini önemsiyormuş gibi yapıp, maskesini v ambalajını değiştirdikten sonra bugün içerisinde yeniden tanımlandırılmasının, kısa alanda dar paslaşmaların, darlık halinin enikonu görünürlüğünü sağlayan bir simyanın okuması gerçekleştirilebilir. dün dündür de bugün o dünden ödünç alınanlardan ne ders, ne adap öğrenildiği ne de kafaya bazı şeylerin dank ettiği rahatlıkla gözlemlenebilir. yolları daraltarak her koşul v şart altında dayatımları öne sürmenin, hakkaniyeti değil zulmü meydanda tutmanın kanıksanarak ilerletilmesi an içerisinde çatkapı eşiklerimizi yoklayan şeyin kendisini anlaşılır kılacaktır. tutkulu bir hamlenin diğerine peşkeş çekildiği faşizan bir görüngü hasıl olur. bina edilen dönüp dolaştırılan bireyin kafası daha fazla karıştırıldıkça her duyumsanan yalan olarak tanımlandırılması biraz da erk’in istediği gibi at koşturmasından meydana gelir. böyledir. durağanlaştırılmış bir zaman dahilinde değil tam aksine herşeyin apar topar, paldır küldür yönünün değiştirildiği, tasfiyesine girişildiği bir zamanda insana ulaşmaya kaç vardır. o bu şu değil, sıfalar, tanımlandırma v yaftalamalar değil düpedüz yalın insana ulaşmak söz konusu mudur? söz konusu edilebilir mi?

işittiğimiz seslerin deneysellik kanadı çoğunlukla kulağa ulaşan frekanslardan, kayıt altına alınmış anlık tasvirler duyumsatımlar, duyargalara ulaşmış olan çığlıklar, fısıltılar v daha fazlasıyla yukarıdaki betik dahilinde sunulanın anlamlandırılabilmesini kolaylayan bir yapıyı kulaklarımıza ulaştırır. deneysellik zordur zor olmasına a bağışıklığa ulaştıkça o makamdan işitilenlerin ta kendisi bazen kocaman bir külliyatın, bazen de doksan dakikalık bir seyirliğin sunduklarıyla parallellikler barındıran bir çözümlemeyi beraberinde getirir. ulaştırır. dinlemek biraz da bunun için önemli v meşakkatli bir yoldur, deneysellik sahanlığında.. normal hallerinde kendi başlarına bir şey ifade etmeyenin bir bütünlük dahilinde sunumlandırıldığında ortaya çıkarttığı anlam bütünü; bu kurguya dahil etmek istediğimiz kayıt v albümler dizininin pek çoğunda yadsınamaz bir biçimde kullanılan bir metafordur. harmanlayıcıdır. 2005 yılından bu yana faaliyetlerini sürdüren deneysel-ambient-elektronik müzik cenahının çatılarından birisi olan “etalabel”ı kuran, polonya’lı prodüktör grzegorz bojanek’in dynamophone records etiketinden yayınlanan “remaining sounds” kaydını da bu meselin sınırlarına dahil edebileceğimiz bir bileşenler toparlaması olarak ele alabiliriz. akustiğin duyumsatılması, elektronik seslendirmelerin, yap bozların birbirilerine eklemlenmesi neticesinde adım adım ördüğü ses sağanaklarının birbirine lehimlenmiş kolajlamaların toparlaması bütün bu anın getiridiklerinde neleri ‘es geçtiğimizi gözlemleyerek anlamamıza vesile teşkil edebilecek birer kurgulamadır. bir kurgumasal değil tam aksine bir hakikattir. rast gelenin karşılaşılanın nelerden mürekkep, nasıl bir damıtımın neticesinde olduğunu sorgulayabilme şansını sunan bir müziğin varlığı, günün şartlanmışlığı dahilinde giderek önyargılarına göre hareket etmeye bağşıklık kazanan persona için de deneyimlenmesi zorunlu bir u dönüşü sağlayacağına kuşkumuz yoktur. musique concréte, elektro-akustik simyanın her an v akışı içerisinde zihnin imdisinde çağrışımları tetikleyen birer damıtımdır, grzegorz bojanek’in “remaining sounds” albümünü de bu bağlamda değerlendirmek mümkündür. metaforlar v anlatımlar görmek isteyen, işitmek isteyen, gerçeğe nail olmayı arzu edenler için birer yardımcıdır. bu yarenliği beraberinde taşıyan güncel bir elektronik müzik kaydı dinlemek isteyenlere kaçırmamalarını salık vereceğimiz, basitten zora ilerleyen bütünlüğüyle yılın adı anılasılarına rahatlıkla eklemleyebileceğimiz bir kurgu “remaining sounds”.

grzegorz bojanek official
grzegorz bojanek official via etalabel
chop project official
grzegorz bojanek artist page via soundcloud
grzegorz bojanek – remaining sounds official page via dynamophone records bandcamp
grzegorz bojanek – remaining sounds review by nepets via avant music news

Older Entries

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.