>Dinleme Parkı – Özel Dosya – Carsten Nicolai Röportajı

Leave a comment

>

Muhteviyatının çeşitliliğiyle beraber derinlerinde saklı bırakılmış keşfedilesi hayata dair imgeleri güncel elektronik müziğin kapsamına dahil etmeyi başaran bir isim Carsten Nicolai. 1994 yılında temellendirdiği Noton.Archiv Für Ton Und Nichtton’dan üretimleriyle kendisini Raster-Noton’un merkezine konumlandırmasına uzanan bir sebat kısa bir internet araştırmasının ardından karşımıza çıkacaktır. Bir fiil dinlenen her bir sesin yankısında saklı duran gerçeğe dair çıkarsamaları duyumsayabilmek mümkündür. Yıllardır sürdürülen gerek birbirleriyle kronolojik olarak da bağlantılanabilecek Frank Bretschneider ve Olaf Bender ile Signal, Ryoji Ikeda ile Cyclo ve Ryuicihi Sakamoto ile Alva Noto (Blixa Bargeld’in de özel konuk olarak kimi etkinliklere katıldığı) projeleriyle gerekse de Noto, Aleph-1 ve bizahati kendi adıyla kaydetmiş olduğu ses seyyahlıklarında dertlenilesi, derman bulunulası bir deneyim ortaya çıkartır Carsten Nicolai. Dinleme Parkı sitesinde güncel müziğe dair önemli eleştirilerin altına imzasını atmış bulunan Sühan Gürer’in aşağıdaki özel röportajı boyunca Carsten Nicolai’ye dair merak ettiklerimizi belirginleştiren bir okuma parçası olarak sizlerin beğenilerine sunuyoruz: function getSource() { return window.document.URL.toString(); }
http://www.gestalten.com/__motion/player.swf?clip=95&autoStart=true
SG – Bir hayal dünyası yaratırken gerçek objeler ve sesler kullanıyorsunuz. Görsellik ve müzikal açıdan yaratım/üretim sürecini açıklayabilir misiniz?

CN – Bu aslında genel bir soru ve biraz da zor sanırım. Ama nasıl çalıştığımı biraz anlatayım. Her zaman birbirine paralel projeler üzerinde çalışırım. Stüdyodaki genel havam da bu şekilde. Aynı anda birkaç iş üzerinde çalışırım. Sabah ve akşamları okumakla geçiyor. Araştırmalarım da bu saatlerde oluyor. Gündüz saatlerinde bu ikisini pek yapmıyorum. Berlin’deki küçük stüdyomda 4-5 kişi çalışıyoruz. Test yapanlar, prototip çıkaranlar çoğunlukta. Temaları ortaya çıkaran insanlar da var. Yapılan işlerin açıklamalarını veya bu işlerle alakalı teklifleri yazma işi var. Gelecekteki projelerin yapılandırılması var. Aslında birçok şeyi aynı anda yapmaya çalışıyorum. Çok yoğun çalışmam gereken bir projeye başladığımda ise kendimi izole ederim. Özellikle müzikle alakalı olduğunda kayıt bölümüne geçerim ve kendi başıma kalırım. Ayrıca projelerin temellerini oluştururken de yalnız çalışırım. Daha rahat konsantre olmam için bu gerekiyor. Fakat bu işleri deyim yerindeyse gerçekleştirirken birçok fikre, bakış açısına ihtiyacım olur. Bu yüzden de başta asistanım olmak üzere birçok kişiyle görüşürüm ve sonuca ulaşmamda bana yardımcı olurlar.

Aslında hepsi birbirine bağlı. Bazı projeler girift bir halde ilerleyebiliyor. Bazen bir diğer projede edindiğim deneyimi başkasında kullanıyorum. Hiçbir kesin çizgiyle ayırmıyorum çalışmalarımı. Stüdyoda herkesin her şeye ilgisi var ve hatta her işte parmağı da var. Belki insanların katkı yoğunluklarını sağlayan yetenekleri var ama genelde bir şekilde her işe katkı sağlıyorlar. Bizimkisi bir stüdyodan ziyade biraz açık bir labaratuvar gibi diyebilirim.

http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=10212855&server=vimeo.com&show_title=1&show_byline=1&show_portrait=0&color=&fullscreen=1
PROTOTYPE 6 / Alva Noto (DE) + Karl Kleim (DE) 2004 from IV design studio on Vimeo.

SG – Soyutlamanın müzikal ve sanatsal açıdan sizin için anlamı nedir?

CN – Bana göre soyutlamanın anlamı dünyayı anlamaya çalışmaktır. Dünyayı anlamaya çalışırken de modeller kullanırız. Modeller aslında doğanın prensiplerini anlamak için kullandığımız basitleştirilmiş bakış açılarıdır. Bu modellerle hayatın nasıl işlediğini anlamaya çalışırız ve bunlara ihtiyacımız var çünkü bize bir başlangıç noktası veya bir tanımlama sunarlar. Böylece kaybolmayız. Yaşayabileceğiniz en korkunç histir kaybolma ya da yönünü tayin edememe. Bundan yola çıkarak kendi etrafımızda hazırladığımız modeller önem teşkil eder.

Soyutlama burada modelleme safhasında olaya giriyor. Karmaşık olayları veya durumları sadeleştiriyoruz ve bu noktada bazı etkenleri veya noktaları soyutluyoruz. Ben de tüm çalışmalarımda bunu uyguluyorum. Her zaman sadeleştirmeye yöneliyorum. Bu bir müzikal çalışmam olabilir, bir sunumum olabilir ya sadece bir fikir de olabilir. Her zaman bir adım geriye atıp mümkün olduğunca sadeleştirmeye çalışıyorum. Yani işin özüne inmeye çalışıyorum. Benim için önemli olan da bu. Çekirdeğe indirgediğim tüm projelerimde neler olduğunu daha rahat takip edebiliyorum ve birbirleri ile olan olası bağlantıları da çok daha kolay biçimde görebiliyorum. Ne ifade etmek istediğimi ve nereye geldiğimi izleyebiliyorum.

Örnek olarak yıllardır müzikal açıdan ses dalgalarına odaklanmış durumdayım. Sade ve tek başına ses dalgalarına. Elbette bana neyin ses olduğunu sorabilirsiniz. Ses yaratmak için en temel yapıtaşlarına inmeniz gerekiyor. Saf bir ses dalgası doğada sıkça bulunmuyor. Algılaması da biraz zor ancak bazı elektronik enstrümanlar kullanarak hazırlayabilirsiniz dalga boyunu ve şiddetini ayarlayarak. Elbette akustik ortamın da önemi var. Bu konsept zaten temelinde indirgenmiş bir yapıda ve soyutlamanın temelinde de bana göre bu indirgeme işlemi var.

SG – Endüstriyel müzik “Duygu Mühendisliği” olarak da adlandırılabilir. Bu tanımlama aynı zamanda görsel sanatlar için de kullanılabilir. Bu bakış açısıyla alakalı olarak ne düşünüyorsunuz?

CN – Doğruyu söylemek gerekirse “Duygu Mühendisliği” terimini ilk defa duyuyorum fakat ne demek istediğinizi gayet iyi anladım. Bence ses ile ilgili olarak en hayran kaldığım nokta duygularımızı doğrudan ifade edebilme imkanı sunması. Aslında nasıl olduğunu da tam olarak anlamıyoruz ama yaşadıklarımız ve ortak paylaşımlar bize bunu gösteriyor. Bunu kelimelere dökmek de gerçekten zor. Sanki bir ses içimizdeki bir tele dokunuyor ve o tel hiç durmaksızın bir kimyasal reaksiyon başlatıyor beynimizden başlayarak.

Gerek görsel sanatlarda gerekse müzikte bu doğrudan etkileme amacı güdüldüğünde o eserin kalitesi ortaya çıkıyor. Bence bu hepimizin bir şekilde yakalamaya çalıştığı nokta. Bu kalite kavramını çalışmalarımın bir parçası haline getirmeye çalışıyorum.

http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=8930018&server=vimeo.com&show_title=1&show_byline=1&show_portrait=0&color=&fullscreen=1

http://vimeo.com/8930018 from psychomafia on Vimeo.

SG – Raster-Noton bir plak şirketi olmaktan öte bir sanat atölyesi gibi. Geleceği vizyon edinmiş ve sürekli devinimde bulunan bir projeyi andırıyor. Raster-Noton’u şekillendiren nedir ve projeler nasıl oluşturuluyor, anlamlandırılıyor ve sunuluyor?

CN – Biz Raster-Noton’u bir platform olarak görüyoruz. Büyük boş bir alan düşünün. Hepimizin bu alan üzerinde kendimizi ifade etmek için odalarımız var. Bu platform üzerinde sergi açabiliyoruz, iletişimde bulunuyoruz ve yayın yapıyoruz. Ayrıca dışarıdan bize fikirleriyle destek olan büyük bir kesim de var. Bunların içinde müzisyen de var, ressam da, desinatör de, plastik sanatçısı da. En basitinden bir albüm yayınlanacağı zaman bile buna basit olarak bakmıyoruz. Bu platformun temel amacı sanatçılara kendilerini ifade etmeleri, birbirleriyle iletişime geçmeleri ve sonuçta ortaya bir eser çıkarmaları için en uygun ortamı yaratmak.

Plak şirketi olarak aslında gayet basit bir mantıkta çalışıyoruz. Aslında hazırlananların sadece küçük bir kısmı halka sunuluyor. Sanatçıların zaten işin büyük bir kısmını hazırlamış oluyor. Ondan sonrası ise fikirler alarak, fikirler üzerinde oynayarak hazırlanıyor. Fakat bunun sunulması sanatçıya kalıyor. Bazı eserler sadece te bir tema üzerine yapılandırılmış olabiliyor. Bu sadece müzikal de olmayabilir. Kitap da olabilir tema olarak.

Yeri gelmişken şu ana kadar üretken ve orjinal fikirleri ne olursa olsun yayınlamaktan geri durmadık. Kitap da yayınladık, t-shirt de. Sanat okulu öğrencileriyle bir çalışma yaptık ve yayınladık. Sadece poster yayınladığımız da oldu. Ancak işin temelinde ve oluşumunda müzik elbette en büyük yeri tutuyor. Yaptığımız gösterilerin veya sergilerin hepsinde müziği de mutlaka tamamlayıcı olarak kullanıyoruz. Bunun özünde de her daim sesin nasıl bir ses olması gerektiği mantığı üzerinde yoğunlaşıyoruz. Gerçek ses arayışı da diyebiliriz. Hepimiz geleceğe bakıyoruz, sınırları zorluyoruz ve nerede önümüze çıkarsa aşmak için yollar arıyoruz. Bulamazsak destek istiyoruz. Yeni bir ses hem yaratma açısından bir güncellik getiriyor, hem de dinleti açısından.

SG – Ryuichi Sakamoto ile Doğu ve Batı müziklerinin kaynaştığı noktada alternatif müzik anlayışına sahip bir projeye imza attınız. Bu ortak paydaya nasıl geldiniz ve kişisel bakış açılarınızın sonuca etkileri ne oldu?

CN – Önce sondan başlayayım. Kişisel bakış açılarımız temel etki noktası oldu diyebilirim. Elbette sevmediğiniz şeyi yapmazsınız. Tabii sınırlar ayrı bir konu ama genelde beğeni de mutlak rol oynar sonuca ulaşırken.

Bu proje yaklaşık 8 yıl önce bir düzenleme çalışmasıyla başladı. Sonucu ise çok özgün bir parça oldu ve akabinde ikimiz de buna devam etmek istedik. Bugüne kadar 4 albüm kaydettik. En son albümümüz için çok yoğun ve iç içe bir çalışma dönemi yaşadık. Müzikal anlamda da güçlü bir yapı ortaya çıktı. Bir albüm çıkarmıştık “UTP” adında ve Ütopya temasından türetmiştik. “UTP 2” için de daha farklı bir müzikal yapı ortaya koymak istedik ve aklımızdan geçenleri paylaştık. Tabii Ryuichi Sakamoto benim sahip olmadığım özelliklere sahip ve ben de onda olmayanlara. Birlikte çok uyumlu bir şekilde çalışabiliyoruz. Bu projede bireysel olarak yapamayacağımız şeyleri gerçekleştirebiliyoruz. Benim melodi yazma özelliğim yok ve Ryuichi’nin de üretilen ses dalgalarını yapılandırma özelliği yok. İkimizin artıları üzerinden yola çıkıp sonuca ulaşıyoruz ve gerçekten içten bir çalışma oluyor. Bu bakımdan üzerinde çalıştığımız ne olursa olsun dirsek temasıyla çalışıyoruz ve sürecin kendisi de gayet rahat ilerliyor.

Şu anda herhangi bir proje üzerinde çalışmıyoruz ama önümüzdeki sene buluşup 5. albümümüzü kaydedeceğiz. Tabii herhangi bir engel oluşmazsa.

http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=4613915&server=vimeo.com&show_title=1&show_byline=1&show_portrait=0&color=&fullscreen=1
Alva Noto & Ryuichi Sakamoto – Trioon I from Karl Kliem on Vimeo.

SG – Son albümünüz “Xerrox Vol 2”’de, çalışmalardaki yoğun ses yapıları endüstriyel bir his verirken Drone da tüm sahneye hakimiyetini ortaya koyuyor. Bu serinin ilk albümüyle karşılaştırdığımızda Drone’un çok daha önde olduğunu vurgulamak gerekiyor. Konseptteki bu temel değişimin sebebi nedir?

CN – “Xerrox Vol 2” aslında tek bir parça olarak hazırlandı. Kendi başına uzun, güçlü bir parça olduğu fark edilebilir her ne kadar albümde küçük parçalara ayrıldıysa da. Evet bu albümde Drone çok daha ön planda ama iki albümde de herhangi bir vuruş olmaması teması üzerine yapılandırma var. Herhangi bir keskin müzikal seri de yok. Drone veya Crescendo, bu temanın doğal bir gelişim süreci. Aslında ilk albümdeki bakış açısını da biraz değiştirmek istedim. Fotokopinin nasıl başladığı ve ne şekilde sonuçlandığını anlatmaya çalışmıştım. Basit bir melodiyle başlayarak daha sonra bir ses duvarına dönüşüyordu. Küçük melodilerin oluşturduğu bir ses duvarı. Parçaları tekrar tekrar dinlediğinizde açıkça ortaya çıkıyor. Kafamdaki temelde de Noise vardı bunu gösterebilmek için. Drone’a yaklaşmış olabilir ama amacım Noise idi 2. albümde de.

Serinin 3. albümü üzerinde çalışmaya da yeni başladım. Yine bir nebze farklı bir yaklaşım sergileyeceğim. Hala aynı görsel temanın üzerine yapılandıracağım. Bir fotokopi makinesinin müzikal hikayesi.

SG – Alternatif duruşunuza zıt olarak Michael Nyman ile birlikte bir Opera bestelediniz, “Sparkie: Cage And Beyond”. Bu opera 1950’lerin ünlü konuşan kuşu “Sparkie”’den esinleniyor ve onun konuşmaları da albüm içerisinde yer alıyor. Bu proje hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?

CN – Bu aslında çok komik ve güzel bir proje. Michael Nyman birlikte bir proje yapmak için benimle irtibata geçti. Elinde birçok materyal de vardı ama içlerinde biri doğrudan dikkatimi çekti. Bunlardan bir tanesi de bir kadının arka arkaya aynı şeyleri tekrarladığı bir ses kaydıydı. Bu kadın bir kuşa konuşmayı öğretmeye çalışıyordu. Kaydın sonunda da kuş konuşmaya başlıyordu. Bu kuş Sparkie’ydi. Bu muhabbet kuşu üzerine bir araştırma yaptım ve Michael da zaten birçok şey biliyordu. Kuşa öğreten kadının günlüklerini bulduk. Böyle bilgiler bize çok büyük açılımlar sağladı.

Opera fikri ise ilk olarak Michael Nyman’a bu kayıtları 1970’lerde gönderen George Brecht’ten geldi. Aslında opera diyoruz ama tabii bu aslında gerçekten bir opera değil. Belki yapısal olarak opera demek doğru olabilir fakat hiçbir tenorumuz yok hatta hiç arya söyleyen kimse yok. Sadece okuma pasajları var. Tabii kayıtları da olduğu gibi yerleştirmedik. Yeniden yapılandırdık, düzenledik, kestik, biçtik, ekledik. Bu opera bu sene ilk defa Mart ayında sergilendi daha şimdi daha komplike bir şekilde yayınlamayı düşünüyoruz. Bunun sebebi bu çalışmaya sebep veren materyal sadece bir performanstan ibaret değil. Tüm yaptığımız bu araştırma sonucu bir hayli yoğun bir bilgiye ulaştık. Bir kitap yayınlayacağız. Bu kitap Sparkie’ye konuşmayı öğreten kadının günlüğünü de içerecek. Elbette albüm projesi de bunun ekinde olacak. Aslında temel hazır fakat çalışmalarımız hala devam ediyor çünkü bunca veriye yakışır bir sonuca ulaşmak istiyoruz. Sonucu da herhalde önümüzdeki senenin başında görebilirsiniz.

Carsten Nicolai Official
Alva Noto Official
Raster-Noton Official
Carsten Nicolai Photos Courtesy From: Raster-Noton 2009: Alva Noto & Byetone / Nonevent Flickr Page

>Deuss Ex Machina Podcast Volume 6 – Ay Tutulması

2 Comments

>http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=1412847&server=vimeo.com&show_title=1&show_byline=1&show_portrait=0&color=&fullscreen=1

WEAK – Asaf Avidan & the Mojos from sheevie on Vimeo.

Deuss Ex Machina’nın seyyahlığından 253. bölümü sizlerle paylaşıyoruz. Yazınsal bilgiler az aşağıda, işitsel ifadeler ise şurada. – İyi Dinlenceler…

>Deuss Ex Machina # 253 – Ay Tutulması: Every Day A Story

Leave a comment

>

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_253_–_Ay Tutulması: Every Day A Story

11 Mayıs 2009 Pazartesi gecesi “canlı” gerçekleştirilen programın parça dizinidir.

>>>>>Musique

Guest: Sühan Gürer / Dinleme Parkı
Album Of The Week: Asaf Avidan & The Mojos-The Reckoning (Telmavar)
>1<-Mr. Oizo-Cut Dick (Ed Banger Records)
>2<-Radiohead vs. Eric B & Rakim-National Anthem vs. I Got Soul (Dave Wrangler Remix) (Bootleg)
>3<-Mimosa-Kinetic (Muti Music)
>4<-Burnt Friedmann & Jaki Liebezeit-Trittbrettfahrer (Nonplace)
>5<-Calexico-Victor Jara’s Hands (Quarterstick)
>6<-Peter, Björn & John-Inland Empire (Almost Gold)
>7<-Max Richter-A Sudden Manhattan Of The Mind (130701)
>8<-Asaf Avidan & The Mojos-Weak (Telmavar)
>9<-Asaf Avidan & The Mojos-Her Lies (Telmavar)
>10<-Starsailor-Neon Sky (Virgin Records)

Every Day A Story (253) – Gün Doğduğu Andan İtibaren Kotarılan Bir Serüvendir. Akışın Yaşanılanlarla Beraber Şeklini Aldığı, Hüsranlara Gebe Kaldığı, Sevinçleri Kısık Kısık Tüketmeye Vakıf Ettiği, Bir Döngüdür, İçinde Kalındıkça, Alışıldıkça Zamanın Tükenişini Çaktırmayan…
[Aktiv#]

>>>>>Bildirgeç
Birbirlerinin tekrarlarıyla bağlantılanmış sabit görüntülerin, sabit görünümlerin ve sabit görünenlerin bütünlüğünde ortaya çıkan bir yapıya değinmek istiyoruz. Değişikliklerin sürekli devinimi işaretleyip yeniden yorumlayabilmemize de kapısını aralık tutmasına karşın, gündeliklik içerisinde artık eskiden de çok daha fazla karşılaştığımız, ayrıştırmaları derinleştiren bir kelimenin ardılına sığınıyoruz. Gün, tanımlandırmaları olabildiğince basite indirgenmiş halleriyle idrak edebilmenin, düzlüğe çıkabilmek için gösterilmesi gereken çabayı işaret etmekte iken, suskunluğun ve bir örnekliğin yansıtıcısı haline dönüştürülen bir durum karşımıza çıkmakta. Çıkartılmakta. Farazi kurgulamalar, dolaylı anlatımlarla , belli belirsiz imalarla da değil üstelik, olduğu gibi ham halleriyle göstere göstere gerçekleştirilen bir durum tespitinin kilit noktasını oluşturan bir kelime. Aklın sunduklarıyla bütünleştirilebilen, sınırları genişletilebilen, mantık yürütülenlerin anlamıyla da bağdaşıklığına karşın şimdilerde tevazusuzluğu, horgörüyü nakşeden bir imgeleme ulaştırılan mâkul; iş bu güncenin konusu. Topyekün farkındalılığa ulaşabilmek, birazcık da olsa ilerleyebilmek için ihtiyaç duyulduğunda başvurulan mâkul, imdimizde görüşlerin ayrıştırılmaz bir katıcıllık ile sabitlendiği düzlemin tutturucusu haline dönüşen bir kavramı ortaya çıkartmakta. Bileşenlerin yerlerinin sürekli değiştirildiği, onaylanması gerekli olanların, kulak kabartılması elzem olanların velhasıl kelam idrak edilenlerin, gidilen yolların yanlışlığını sermeye de gayret gösteren çıkarımların hemen tümünde kurguya dahil edilen bir ‘dur’ işaretini belirginleştiriyor, mâkul. Sınırlandırılmışlığın ötesinde ortaya cidden işlevsellik barındıran önermeler çıkartabilmeyi de yokuşa sürenlerin elindeki kozlardan birisi haline dönüştürülüyor. Denilegelenlerin tek tondan, vurgu ve anlamdan yoksun bırakılarak, en doğrusu bizim dediğimizciliğin, ötesini berisini karşıtırmayınızın okunabilmesini sağlayan bir ayrıştırma, mâkulun temeline ilintileniyor, iliştiriliyor. Sınırının çoktan belirlenmiş olduğu ifade özgürlüğünün kapsamı dahilinde alttan alta, yepyeni çuvaldızların özenerek kullanıcılar olacak bizlere takdimine aracılık tahsis ediliyor. İğneler tükenmiyor…

Hüsnükabul hayat sahnesini çoktan mâkul olarak addedilenlere terk ettikçe de bunu duyumsayabilme ve örneklerle fark edebilme kolaylaşıyor. Yıllar yılı üzerimizde ağır bir yük olarak yer almış, acısının henüz dahi çekildiği, çektirildiği, pek çok konuda adım atabilmenin önündeki engellemelerin nedeni olarak imgeleyebileceğimiz 80’darbesinin, sözümona kutsallığına biat edenlerin lügatında genişçe bir alanı kaplayan mâkullerin nasıl etkinliğini koruduğundan dem vurabiliriz. Tükenmek nedir bilmeyen nadideliği korumaya resmen ant içmişçesine üzerine yeni korunaklıkların bina edildiği, gündelikliğin içerisinden de alıntı yapabilmek mümkün. Ne olduğunuzun, nereye ne kadar faydalı olduğunuzun, ne kadar bütünden ayrıştırılamaz olmaya çaba sarf ettiğinizin, neresinden bakılırsa bakılsın asîl, mutlak doğruların esamesinin okunmayıp, doğru bilinen yanlışlara sırtını dayamaya devam etmenin, bizleri medeni kılamayacağından bahsetme gereksinimi duyulması da mâkulun sınırlarını anlayabilmemize imkan sağlıyor. Müdahil olunan her bir durumda, sözü söylemeden önce ellibir kere düşünme kuralı ve gerçekliğini de buna ilave edebiliriz. Sakıncalılık görece kısıtlanmış olsa da, yurttaşlık haklarında en öncül haklardan feragat etmenin hala geçerlilik taşıması, mâkul olarak tanımlanan alanın dışından daha çok fazla yol almamız gerektiğini ortaya çıkartıyor. Bağlı ve bağlantılı bir biçimde reva görülen uygulamaların yaşattıkları da bu sözleri her halükarda doğrulayacaktır. Fikriyata yabancılığın getirip ulaştırdığı ahir zamanımızda köşeye sıkıştırılmaya da, hakkı temin edebilmenin de hala uzaklarda bir nokta olduğu yanılsamasından bizi alıkoyacaktır. İster katılalım, ister katılmayalım beyanatların hepi topu ortaya çıkarttığı düşünsellik, mâkul olarak tanımlanmış dar alanı, kapsamı aşabilmemiz için çok daha fazla çaba gösterilmesini gerekli kılmakta. Özgün çabalar ile ‘toplumsal kapsayıcılığın’ adını da anabilmek için maruz kaldığımız ayrıştırmalardan, önyargılardan uzaklaşabilmek için, tüm ötekilerin de bu topraklarda halkların kardeşliğini dillendirebildikleri bir düş için, gösteri hakkının sınırlı sayılı, önceden önleri kestirilmiş, sesleri yeterince gazla terbiye edilmiş insanlara ait olmadığının kanıtlanıp dileyen herkesin katılımına olanak sağlandığı, neden olmasın birgün de ayakların baş olarak hizmetin karşılığını alabilmelerinin vd. hayata geçirebilmek için…

Mâkul olan sınırlanmış, önü alınmışlığı simgelemekte demiştik şimdiki zamanda. Engelin kendisinin bizahati yöneticilerimizin olurundan geçtiğinin farkına varmak da, bu mâkulluğun nelere kadir olup, kimleri yücelttiğinin de artık enikonu aşinasıyız. Nefes almaksızın kenarından kıyısından insanların, yaşamların, hakların üzerine çarpılar atabilmenin, engeller icat etmenin, yaşamı zapt etmenin kimlere ne gibi fayda sağlayacağı ise tartışmaya açıktır. Belirli olan ise yönetenlerin yanında bu bakışımı ve fikirleri destekleyenlerin başka kesimlerden de hasıl olması, vuku bulması, zemin kazanmasıdır. Bir türlü olumlandırılamayan, olumlu bir bakışım kazandırılamayacak kadar düşman belletilenlerin, anın dışına itilmeye çalışılması, ötekileştirilmesinin net bir biçimde harekete geçmesidir. Geçtiğimiz hafta içerisinde Radikal gazetesinin sözünü asla sakınmayan, yazı dilinde lafını dolandırmayan usta yazarı Erkan Goloğlu’nun yazısından alıntıyla, mâkulümüzün sınırılarında nerelerde zülf-üyare dokunmaya devam edildiğini örneklemi ile yazımızı bitirelim:

‘Hepimiz Ermeniyiz’ diyenler kulak versin/Kıbleye karşı yaptı alayınız çişini/Sizin gibi aydının 7’den 70’ini” küfür ve hakaretini nereye koymalı?

‘Hepimiz Ermeniyiz’ lafını duyar duymaz yedi kat sülalemizi hatırlayan bir maskotun hezeyanı mı bu?

Biz, bu adam küfür etsin ve biz de gülelim diye mi ‘Hepimiz Ermeniyiz’ dedik? Bu kadar acımasız olamayız. Bu adam bu kadar çaresiz bile olsa, biz bu kadar acımaz olamayız.

O da, ‘Türküm ve Müslümanım’ demiş bir yerde. Her kapıyı bu lafla açacağını biliyor. Çaresiz değil, fazlasıyla şımarık!

‘Münevver’e hürmette kusur etmeyen Müslüman ahbaplarım var. Hiç akıllarına gelmiyor mu ‘aydın’ lafını duyunca şirazeden çıkan bu Müslüman’a iki çift laf etmek? Müslümanlığını ciddiye almıyorlar belki.

Bu kadar acımasız olmamalılar.

Benim gibi Türk olan ama Türklüğünü hayatının önemli bir yerine koyan arkadaşlarım var. Kendileri kadar Türk görmüyorlar beni. Konuşabiliyoruz ama. Sorum onlara.

“Meşhur bir atasözüdür, domuz gönü post olmaz/Ermeni’den dost olur ama sizden dost olmaz/Bir ülkede ihanet bu kadar serbest olmaz/Ah dostum bulmak zor Türkiye’nin eşini” diye bir şarkı sözünü hangi posterin altına yazarsınız?

Siz de mi bu kadar çaresizsiniz? Yoksa acımasız? Hangi sevgi sizin aklınızı aldı da kendinizden geçtiniz?

Kimse bana Türklük ve Müslümanlık hassasiyeti had safhada biriyle karşı karşıya olduğumuzu söylemesin. Kesilip biçilerek bu topluma giydirilen şiddet elbisesinden arta kalan kumaş parçasından söz ediyorum.

Merak etmeyin! Parça olmayıp takım elbise olarak ‘sözde’ ve ‘satılmış’ aydınlara hakaret eden de var. Hem de bu gazetenin bir başka sayfasında. Takım elbise de benim ona iltifatım olsun.

Merak etmeyin, bu ülke, bu ‘parça’nın Hrant’ın katil sanıklarını öven parçasını ‘düşünce özgürlüğü’ kapsamında gören hukukçular da görmüştü.

‘Özür diliyoruz’a dava açılsın diye yırtınan çok ‘ağır’ ceza reislerini de.

Şimdi kimse kalkıp da bana “Bir meczubu ciddiye alıp bir yazını ayırdın” demesin. Hepimiz aynı toplumun bir parçasıyız da, meczup deyip küçümsemek mi işimize geliyor?

Mardin’in Bilge köyündeki bu ‘erkete’yi mi de görmediniz?” (09 Mayıs 2009)

Makine çarklarını çevirmeye devam ederken, yukarıda kısaca değinmeye çalıştıklarımızla da bağları oluşturabilecek, derdimizi ifadelendirebilecek müziklerden yolunu ve rotasını belirginleştirmeye de devam etti, mümkün mertebe. İmkansız kılınan, yoksun bırakılan, çözümsüzlüğe teslim edilen anları müziğin yol göstericiliği ile beraber şekillendirebilmek en büyük meşakkatimiz. Aşabilmek için tüm o katıcıl beklentisizlikleri ve mâkul diye sunulagelenleri, destek olarak en aşina bildiğimiz seslerden izler sürmeye devam ettik. Kuşaklar boyunca konuşmadan derdini tam da ifade etmeden ilelebet sus pus kalmaktansa, farklı olana dair ne kadar sözcük sığdırabilirsek, şu ağ içerisinde olumlu bir vurgu, ortaya çıkartabileceğiz. Sıfırı tüketmeden, sona gelmeden az evvel. Bu minvalde geçen Ekim ayında Proodos güncesini nadasa bırakmış olan, sizlere sunmaya bu günce ile gayret ettiklerimizle benzeşen izlekleri öznel, kararında yazılarla kaleme alan Sühan Gürer’in yeni adresi olan “Dinleme Parkı”nı ve Deuss Ex Machina’nın da daimi bölümlerinden birisini oluşturan “Ay Tutulması”nı Pazartesi akşamı konuk edip yeni kelamlar etmeye çabaladık.Müziklerde tanıştığımız kavramların, güncelliğimizin iç yüzeylerinde karşılaştıklarımızla tepkimesine yorum getirebilmek, idrak edilenlerin sadece “seslerin” rastgele bütünlüğünden değil aynı zamanda, çeşitli yanıtlar barındıran bütüncül metaforlara evrilmesi gibi alt okumalara imkan sağlayan bir bileşkeden seyrüseferimiz devam etti. Yönlendirilen, önceden tanımlanmış, bilindik sözlerin yerine yenilerini eklemleyebilme çabamızda, Sühan Gürer’in keşifleri arasında rahatlıkla anabileceğimiz, İsrail’li sanatçı Asaf Avidan’ı ilk uzunçaları olan ‘The Reckoning’ in rehberliğinde sizlerle paylaşıyoruz.İki kelam üç tümce ile beraber.Geçmişin izlerinin üzerinden, günü ve geleceği okuyabilmek, manalar katabilmek, olası çıkarsamalar gerçekleştirebilmek mümkün. Durup da düşündüğümüzde, zaman denilegelen elimizden kayıp giden nesnelliğin ortasında sürüp durduğumuz hayatta bazı anlar gelir, durağanlık yanılsamasıyla beraberi, şapkamızı önümüze alıp düşünmeye koyuluruz. Geçirmiş olduğumuz günlerde, yaptıklarımızın birer seceresini çıkartabilmek için, kimbilir yanıldığımız onlarca noktadan sonra bir daha aynı hatalara yol düşürmemek için göstermemiz gereken gayretleri idrak ederiz. Birkaç dakikanın içerisinde de ya da birkaç günün dahilinde gerçekleştirilen bir soyutlanmadır bu hasıl olan. Parça parça bekleşen birikim / sözcükler / düşüncelerin birbirilerine ilintilenebildiği bir mola anıdır, çoğumuza nasip olduğu üzere. Bir yüzleşmedir, hep aynı koşturmacanın rutininde dışladıklarımızın, sözleşmişçesine aynı vakitlerde kapımızı çalmasıdır. Direncimizin tükenmeye yüz tutttuğu, alıştırmaya çabalarken giderek daha fazla içine çekili verdiğimiz o kahirliğin ötesini, mâkulün ötesinde denemediklerimize bir şans verebilmek için gereksinim duyduğumuz kuvveti sağlayabilecek bir bağlantının temsilcisi, anlar. Anlamlandırma kapsamında daha da fazla detaya kavuşturulabilecek bu ara noktalarda yaşanılanlardan beslenip, izler , imler ortaya çıkartan, sözcükler bütünleştren bir üretici, Asaf Avidan. Geçişleriyle ‘rock’ müziğinin tüm o deneyselliğe açılımış odaklarını kendine referans edinmiş, yıllandıkça değerleri daha da artmış olan folk rock’dan, garage’a oradan da blues’a ve bir şair/şarkı yazarı kimliği edinimiyle yaşananların üzerinden ustaca yorumlar getirebilmeyi başaran bir dinlenceliği kotarmayı başarır. Söylenecek nice sözün bahsinin edildiği bir alandan kendine ait bir dünya imgelemini ortaya çıkartır. İnişleriyle ve de çıkışlarıyla, Dylan’ın dediği gibi “herşeyinizi tükettiğinizi sandığınız bir zamanda, anlarsınız ki çok daha fazlasını zamanla kaybedersiniz.” şiarından da yola çıkılarak bağlantılanabilecek lirik detaylarla bezeli bir biçimde, müzikal seyyahlığın sınırlarına buyur edilirsiniz.

1980 yılında Kudüs’te doğmuş sanatçının geçmişinde de değinmeye çabaladığımız, rastlantıların da hayatının her bir evresinde (olumlu/olumsuz) olarak karşılaştığının gerçeği karşımıza çıkmakta. Biri diğerinden ayrıştırılamayacak detaylarla şeklini kazanmış, içte biriktirilenlerin son halini tanımladığı şarkılarının temellerini de oluşturan, yaşanmışlık hemen tüm kayıtlarında ortaya çıkan önemli yönler, vurgulamalar ile kendisini anlatmakta. İsrail Dışişleri Bakanlığı’nda çalışan bir anne / babanın evladı olarak Jamaika’da geçirilen günler, 11 yaşında ana vatana geri dönüşü ve alışmaya başladığı düzenin tamamen yeniden yapılandırılmasının getirdiği sorunlar ve giderek artan sorumluluklar gibi ayrıntılar ile ilk gençliğine dair detaylar arasından sıyrılan bir kaç küçük detay olarak paylaşılabilir. 14 yaşında da ilk kez gitar ile tanışır, ama müziğe sıra gelmesine biraz daha vakit vardır. Bezalel Tasarım Okulu altında aldığı eğitimin ardından video-animasyon alanında üretimler gerçekleştirir. Belirli bir kuruma bağlı kalmaktansa serbest çalışma seçeneğiyle, hem özgünlüğünü koruyan, hem de içine sinen filmler , videoların altına imzasını atar. Bu dönemin kısa süre ardında ise, önce işinden, sonra kız arkadaşı ve yaşadığı Tel-Aviv’den ayrılır, Kudüs’e geri dönecektir, Avidan. Hoşnutsuzluğunun getirilerinden biri olarak tüm bu kararların, ayrılıklarının sonrasında mecburi askerlik görevi için ordu’ya kaydolacaktır. Askerliği dahilinde de üzerine daha önce fazla düşmediği gitarı ile kavuşur, hem de ayrılmamacasına. Ağırlıklı olarak söylencelik şarkılardan ziyade şiirle benzeşen bir yapının temelleri üzerine kafa yorar Avidan. İsrail Şiirinin önemli isimleri Nathan Alterman ve Yehuda Amichai gibi şairlerin kitaplarının içerisinde keşfettikleriyle, bunları gitarıyla seslendirebilmesi için kendisine vesile teşkil ettiğini belirt –ir, Jerusalem Post’dan David Brinn’e verdiği röportajda. “Ortaya çıkan sesler modası geçkin tınılar olarak değerlendirilebilir, ama daha öncesinde tanımlandıramadığım bir armağanın varlığını keşfetme benim için önemli bir kazanımdı. Şifa verici bir dönemeç. Neden insanların çekindiklerini de anlıyor, anlamlandırabiliyorum. Siz bir yandan düşüncelerinizi açıklarken, sözünüz ve müziğinizle daha fazla sorunları açılabilmeyi başarıyorsunuz.”diye ekler, Asaf Avidan. Bu pek çok yönden düşünceleri dile getirebilmenin, sözlere ve müziğe dökebilmenin belirgin kalıplara bağlantılandığı müzik dünyasını da eleştiren, tektiplilikten ise farklı konulara sesini duyurabilmeye çaba sarf eden bir sanatçının görüşleri olarak imlemek mümkün.2006 yılında Askerliğinin ardından Kudüs’de kaydettiği çalışmalardan derlenen ‘debut’ kısaçalar Now That You’re Leaving yayınlanır.Akustik öğelere sırtını dayayan, dinlendikçe insansı sorunların kendi cephemizde yankılarını duyumsayabileceğimiz, kimi kişisel yaklaşımlarıyla beraber de alabildiğince, yalın bir biçimde günce seslendirmesine evrilen bütünlük kaydını dinleyicilerle paylaşacaktır Avidan Folk müziği ile paralellikler barındıran seyyahlığının manzumeleridir, kayıt boyunca iletilen seslerin, sözlerin bileşkesi. Çalışmanın açılışında yer bulan Slowing Down’da Americana’nın yerleşik vurgular , tını kesişimleriyle aynı paydaları bütünleyen bir dinleti ortaya çıkartır. Gitar partisyonunun sonuna doğru rock’n roll’a evrildiği, müzikal geçişkenliklerin uygulanabilirliği üzerine, öznel bir örneği teşkil eden This Cool, çello’nun kullanımıyla beraber kısaçaların üst noktalarından birisini oluşturan Every Body gibi incelikli kayıtlar, Asaf Avidan’ın görece iddiasız kendi halinde sözcüklerinin ve müziğinin aslında yıllardır dinlenilen mihenk taşı kayıtlar ile beraber rahatlıkla tüketilebilecek bir örneği teşkil eder. Kısaçaların yayınlanmasının ardından, üzerinde düşünüp tasarladığı ve müziğini sahneye hakim kılabilmek için çabalandığı The Mojos grubunun da temellerini atacaktır. Bir yanı sakinliğin yansıma ve sunumuna imkan sağlayacak akustik enstrümanlar ile bezeli bir proje, diğer yanı ise Rock’n Roll’u kapsayabilecek, ve döngüyü tamamlayacak bir ekibi kurabilmesinin zorluğunu nedeniyle siftah canlı konserlerini solo akustik performanslarla gerçekleştirebilen Avidan’ın, şansı bir konserinde basçı Ran Nir’le tanışmasından sonra ise değişecektir. Gitarda Roi Peled, davulda Joni Snow ve çello’da Hadas Kleinman’ın katılımlarıyla beraber debut uzunçalar olan The Reckoning’in de altına imzasını atacak, The Mojos grubu toparlanır.Geçtiğimiz sene içerisinde yayınlanan The Reckoning albümü, Asaf Avidan’ı deneyselliğinin sınırları boyunca detaylar barındıran vokal denemeleriyle beraber, genişçe bir müzikal yelpazeden damıtımlar barındıran bir dinlencelik halini içerir. Sesinin Bob Dylan, Janis Joplin gibi mihenk taşlarına benzeş olarak sınıflandırılmasından mahcubiyet duyan bir duruşu sıklıkla dile getirir. Hissiyatı sonuna kadar dinleyiciye aktarabilecek bir vokal yeteneğinin, yeni yetmeliğin heyecanlarını da çoktan egale ettiiği gerçeği karşımıza çıkar. Asaf Avidan ve şürekası olan The Mojos ekibiyle tanımlandırmaya çalıştığı, üretilen işin mecrası veya disiplini ne olarak sınıflandırılırsa sınıflandırılsın, ortaya çıkartılan sanatsal çıkarımların düzeyini arttırabilmekten geçtiğini söylemek doğru olacaktır. Albümün açılışındaki, çiğ gitarın akustik hüzmelerinden ilerleyen folk tandanslı Maybe You Are ile beraber seyyahlığımızın da başlangıcı verilir. Dingin melodinin içeriğine eklemlenmiş olan, askerliği döneminde yakandığı Lenf kanseri günlerinin dizelere döküldüğü bir gerçek kesit ortaya çıkartılır. İkircikli bir sevdayı, ironilerle bezeli bir karşılaşmayı, modern ilişkilerin kapsamına dair gözlemlerle beraberce harman eden, klasik rock’n roll hattından ilerlyen taşlama Hangwoman parçasıyla eksik parçaların yerine oturduğu büyük bir resim yavaş yavaş bütünlenir. Devamında gelen Her Lies parçasında da diyalogların enikonu düz kalıplaşmalara inat bir biçimde, zevkle dinlenen bir rock güzellemesine dönüştürüldüğü çalışmada da yakalanan kıvamı kademe kademe arttıran bir müzikalite yansıtılır. Blues’a bağlantı kurulmuş sesleri ihtiva eden, baskın seslerden arındırılmış akustik kompozisyon Weak, gidenin ardından düzülen ağıt havasında kendi günahlarını ve cevaplarını da sıralamış bir aşığın / usanmışın feryadından mürekkep Reckoning Song çalışmanın doruk noktalarından, aynı zamanda albümden yayınlanan ilk kırkbeşlik olduğunu da iletebiliriz. Bir dakikalık süresinde yeterince bariz biçimde kartlarını sakınmadan, vokal denemelerine girişen Asaf Avidan’ı dinleriz, A Phoenix Is Born çalışmasında. Albümü bir başka yüzü olan Over You Blues’da ismiyle müsemma bir içimde, akustik vurgulamalarla donatılmış, kalın kalın duvarların çevrelediği metropollerde yaşanılan aşka, aşık olunana ithaf edilen bir güney havası takdis edilir, parçanın ortalık yerinde inişli çıkışlı melodika nağmeleriyle beraber. Tzadik’in Yahudi ezgileri üzerine deneysel çıkarımları paylaştığı Book Of Angels serilerinden paralel bağlantılar barındıran bir ezginin, ‘rock’n roll’ aranjamnına eklemlendiği, yetişkinlik parçası Growing Tall ile finale yollanırız. Hüznü, ağlak bir melodramdan ayrıştırarak, vakur bir biçimde vedaya satır satır dönüştürdüğü sözler yardımıyla ulaşan Of Scoripons & Bells ile kayıt tamamlanır. Asaf Avidan & The Mojos, uzaklardan çok uzaklardan yıllanmış seslerin izleriyle kendine yeni yollar açmaya çaba sarf eden bir müzikalite barındırmakta. Avidan’ın hiçbir düzeltmeye başvurulmamış izlenimi uyandıran vokalleriyle dört başı mahmur bir dinlencelik sağlanmakta. Folk müziğin çıktığı odaklardan kilometrelerce öteden bir isyan çığlığı kopartılmakta, hayata dair, mâkul olmayanlara dair, özde tüketilmiş aş(ı)klara dair….

…Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam…İyi Haftalar…

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Çaresizler ve Acımasızlar – İçeriden Kumandan – Erkan GOLOĞLU – Radikal
Makul ve Makbul ! – Gün ZİLELİ – Gunzileli.com
1 Mayıs ‘Gayri Makul’ Olma Günüdür! – Seyfi ÖNGİDER – Radikal 2
Görme Biçimleri – Mustafa Ö. Soylu – Sendika.org
Bir Çarşamba Yürüyüşü – Bülent USTA – Birgün
Grev Güncesi – Sabah / ATV Emekçileri

Asaf Avidan & The Mojos Official
Asaf Avidan & The Mojos At Myspace
Asaf Avidan & The Mojos At Facebook
Asaf Avidan Interview At Jerusalem Post
Mr. Oizo At Myspace
Mr. Oizo Review At RFI Musique
Mr. Oizo Making Lambs Anger Official Video At Vimeo
Radiohead Official
Eric B. & Rakim Official
Dave Wrangler Official
Dave Wrangler At Myspace
Mimosa At Muti Music
Mimosa At Myspace
Burnt Friedmann Official
Jaki Liebezeit Official At CAN
Friedmann & Liebezeit At Myspace
Friedmann & Liebezeit Review At Makina
Calexico Official
Calexico At Myspace
Peter, Björn & John Official
Peter, Björn & John At Myspace
Peter, Björn & John In Concert XPN Friday Show On NPR Music
Max Richter Official
Max Richter At Myspace
Max Richter Review At 13Melek
Starsailor Official
Starsailor At Myspace

Not. Parça dizininde yer alan bağlantılardan Dinleme Parkı sitesinde yayınlanmış olan incelemelere ulaşabilirsiniz.

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-mal,Textart,Dubtronica,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
———————————————————

>>>>>Poemé
En Mutlu Gün – Edgar Allen POE

En mutlu gün en mutlu saat
Kurumuş körelmiş yüreğimin bildiği,
en büyük umutları gücün ve gururun
Hissettiğim, geçip gitti.

Güç mü dedim? Evet öyle düşünmüştüm
Ama yazık! Çoktan yitip gitti hepsi
Gençliğimin hayalleri-
Ama boşver şimdi.

Ya gurur, ne yapacağım senle şimdi
sakin ol ruhum!
Belki bir diğer baş devralır
Üzerime döktüğün zehri.

En mutlu gün-en mutlu saat
gözlerimin gördüğü göreceği,
En paralk ışıltısı gücün ve gururun
Hissettiğim:
Ama o zaman çektiğim acıyla
Gücün ve gururun umudunu verselerdi,
Yaşamazdım o parlak saati tekrar

Çünkü onun kanatlarındaydı kara alaşım
Ve çırptıkça-bir öz dökülüyordu
Öldürmeye yeterli
Onu bilen bir ruhu.

Kaynakça: Şiir Perisi

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.