>Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_316_–_AnaPop Festivali Özel Yayını

13 Eylül 2010 Pazartesi gecesi “canlı” gerçekleştirilmiş programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Konuklar: Minas BALCIOĞLU, Mehmet AĞAOĞLU, Barış K.
>1<-Cem Karaca-Nem Alacak Felek Benim (Kalan Müzik)
>2<-Erkut Taçkın-Sevmek İstiyorum (Diskotür)
>3<-Derdiyoklar-Yaz Gazeteci Yaz (Türküola)
>4<-Moğollar-Haliç'te Güneşin Batışı (Diskotür)
>5<-Zafer Dilek-Yekte (Yonca)
>6<-Osman İşmen-Trt Ara Müziği (Barış K. Edit) (Oskar Plak / White Label)
>7<-Grup Ses-Erkin Koray 'Edit' (White Label)
>8<-Tutan-Ben Doğarken Ölümüşüm (White Label)

AnaPop Festivali Özel Yayını – İndir – Download

AnaPop Festivali Özel Yayını (316)
Aşık Mahzuni Şerif, Derdiyoklar, Selda Bağcan Yaz Gazeteci Yaz Derler. Varlığını bildiğimiz, üzerine düşünmek mecburiyetinde olduğumuz ama her nasılsa üzerlerine ölü toprağı serpmekten kendimizi alıkoyamadığımız, alıkonulduğumuz yurdum gerçekliklerini, yurt sathında kopartılan boş yaygaraların değil esas sorunların artık eli kalem tutanların dillendirmesini isterler. Çok mu şey isterler. Yıllar geçer, sular akıp heba olur, zaman dediğimiz eriyip gider ama türlü çeşit konuda onu bunu itekleyip, tepikleyip hizaya çekmenin dışında, eli kalem tutanlardan pek de mahir hareketlerini duyamayız, göremeyiz bilemeyiz ana akımın içinde. İstisnaları oluşturan bir kaç ismin dışında hala geçerliliği olan bu durum bizlerin yüz karasıdır. Varsılı olduğumuz zenginliklerimizi, bizi biz eden tüm değerlerimizi eğri, büğrü neredeyse tanınmaz hale gelene kadar dönüştürmekten, derdi sahiplerinden çözümlemeye vesile olsun diye işitmektense hakir görmeyi, olan biteni unutmayı tercih etmemiz salık verilir. Her defasında. Oysa bu girift tablonun, neresinden tutsanız orasında incelip kopacak kıvama gelmiş olan açmazları, derdest edilmiş hakkaniyetli sorunlarımız varlıklarını korumayı bugün dahi sürdürmektedir. Kendimizi oldu bittileri sorgulamaktan uzak tuttuklarını zannedenlere inat müzik ve söz o yığın altında gizlenmiş olanları anlamlandırabilmemizi kolaylaştırır. Bir dörtlüğün tek cümlesinde fark edersiniz. Ezginin kopup geldiği bağlamından uzaklaştırılmadığı her seferinde bir kere daha ayrıştırmaya yol açmaktan ötesini düşünmeyen hin oğullarından uzak ferahfeza bir saha ortaya çıkartılır. Muktedir olmanın elden ele geçirildiği, birilerinin diğerlerinin üstüne inatla basarak ilerlediği, ötekisinin ne derdi olacak canım, benim bu kadar büyük dertlerim varken deme cürümüne ortak olanlar için afallatıcı, yüzlere inecek nice şamarları barındırır. Korkularımızı çoğaltıp eskisinden de suskun kalıp, nicesinde gördüğümüz bildiğimiz aynı cevapları teyit etmekten başkasına müsammaha göstermeyen düzenin, düzensizliğini ortaya çıkartır. Onun içindir ki uzunca anlamlandırmaya, çokça dillendirilmeye çalışılan her dert, sıla, neler olduğunu çoktan unuttuğumuz haklarımıza, daha fazla ölümün kutsanmasının mazur görülemezliğine, bir türlü adının doğru düzgün konulamadığı eşitliklere, telaffuzunun bile manidar bulunduğu çoğu zaman irkiltici bir şeyler söylemekle eşdeğer bulunan birilerinin maşası olduğunuz intibasıyla yüzleşmenize neden olan kalıcı barışın dillendirilmesi gibileridir bu kıssa dahilinde çoğaltılmasını yürekten bekler olduğumuz. En az yitirdiğimiz değerlerimiz kadar istinaları oluşturan sınırlı kalemin cümlelerinde buradan daha düzenli cümleleri çoğaltacak, meramı dolambaçsız anlatacak gazetecilere ihtiyacımız var. Mevcudun sağlamasından gayrısını artık adımlamamızın gerekli olduğu, taşın altına elimizi koymamızın her kim olursak olalım gerekli olduğu yurdumuzda artık bütün bu yalancı dolma hikayelerinden uyanmanın vakti henüz gelmedi mi? Kabuk bağlamasına bile imkan tanınmayıp daima yarasından kanatılan sorunlarımıza çözümün başkaca bir yolu var mıdır?
[Dikte değil hakkaniyetli doğrular, yalan değil çıplak gerçekler, suskunluk değil daha fazla sözcüklere sahip çıkmanın adımlaması sürüden ayrılmakla başlar broşüründen / stensil bildirge / (çarçur etme, heba etme, ziyan etme)*3 gölge eyleme yayınları-2010]

>>>>>Bildirgeç
Eylül Düşmedi Yakamızdan – Kadri GÖNÜLLÜ*

“Haritanın yırtıldığı yer”de, Denizlerin asıldığı yılda doğdum. Mezra bile sayılmayan iki haneli bir yerde, kardeşlerimden başka arkadaşım yoktu. Siverek’e 3 km uzaklıktaki köy, resmi kayıtlarda hükümsüzdü. Eğitim ve sağlık hizmetleri bir yana, Jandarma dışında devletin yüzünü gören de yoktu. Pantolon giyen, düzgün Türkçe konuşan gençler türemişti o aralar. Boylarından büyük işlere kalkışmış bu serüvenci gençler, gelip gitmeye başlamıştı bize. Kocaman düşleri vardı: “Devrim”, “özgürlük”, “eşitlik” gibi laflar ediyorlardı. 6-7 yaşlarındaydım. Benimle “büyük adam” gibi konuşmaları hoşuma giderdi. “Telebe” diyorlardı onlara. Haksızlığa karşı çıkıyorlarmış. “Ağa” bunları hiç sevmezmiş. “Bu abiler iyi insanlar, demek ki ağa kötü biri” diye düşünürdüm. Diri diri patoza atılıp öldürülen “telebe”lerden söz edilirdi. Akşamları şehirden aralıksız silah sesleri gelirdi çoğu zaman. Yine de mutluydum. Hepimiz biraradaydık ve keyifli sohbetler yapılırdı ocak başlarında.

Sokak çatışmaları, kalabalık cenaze törenleri, öfkeli sloganlar, pankartlar ve duvar yazıları kuşatmıştı ilçeyi. Bir gün abim şehirden geldiğinde, duvara “Şevketler ölmez” diye yazıldığını söyledi. Şevket, Urfa’da okuyan kuzenimizdi. Aynı anda babam hıçkırıklarla ağlamaya başladı. “Ölmez” sözünün babamı ağlatmasına şaşırmıştım. Sonra annem “yas”a gideceğini söyledi. Ben o zaman “yas”ı “bayram” gibi eğlenceli bir şey zannediyordum. Israr ettim, ben de gittim onunla. Kadınlar göğüslerine vurarak ağlıyor, ağıtlar yakıyorlardı. O gün anladım işte, “yas”ın kötü bir şey olduğunu, bir daha da gitmedim zaten.

“Devrim” oldu zannetmiştim
Ölüm haberleri, kurşun sesleri ve kırmızı boyalı duvar yazıları eşliğinde akıp gidiyordu günler. Yaz sonuydu, cuma günüydü sanıyorum.
Gözüm çok ağrıyordu o gün. Babam acurlarını satacaktı çarşıda, ben de doktora gidecektim. At arabasıyla şehre iniyorduk. Yol tenhaydı. Sonra karşımıza çıkan tanıdık biri “darbe” olduğunu söyledi. Babam “oh olsun” diye sevinirken, rahmetli abim ise “leşimizi küçeye (sokağa) atacaklar” dedi üzülerek. “Devrim” dedikleri şey oldu zannettim önce. DDKD’li abimin üzülmesine bir anlam verememiştim. Ama kötü bir şey olduğunu da sezmiştim. Yolun ortasında kalakaldık bir süre. Sonra babam acurlarını, ben de ağrıdan şişmiş gözümü alıp eve döndük.

Herkes bir tuhaftı, kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Pilli radyomuzdaki ajans bile farklıydı o gün. Kalın ve boğuk bir erkek sesi, “Silahlı kuvvetler”, “yönetim”, “el koyma” falan diyordu. “Cunta olmuş” diyordu bizimkiler, bir şey anlamıyordum. Bize gelip giden o güleryüzlü abiler de kaybolmuştu ortalıktan. Sonradan anladım bu “cunta” denilen öcüden saklandıklarını. Tadımız kaçmıştı. Haritadan silinmiş köyümüze gelip giden yoktu. “Cunta” da unutmuştu bizi. Tanıdıkların tutuklandığını, köylerin basılarak insanların çamurda süründürüldüğünü, her evden mecburi olarak bir silah istendiğini, silahı olmayanların ise kaçakçılardan satın alarak devlete teslim ettiklerini duyuyorduk. İhbar furyası başlamıştı, sevmediklerini gammazlıyordu birileri. Herkes birbirinden kuşkulanıyordu. Ders kitapları dahil her şey yakılıyordu. Yoldan geçen ürkütücü tankları görüyordum bazen uzaktan. Şehirdeki manzara daha korkunçtu. Askerler silah kuşanmış, sokaklar tank ve panzerlerle tutulmuştu. Sonraki günlerde zorunlu “badana kampanyası” başlattı cunta. Kerpiç evler kireçlendi. O kara günlerde, kar yağmış gibi bembeyazdı her taraf.

1981 başlarında tehirli olarak ilkokula başladım. 2 km yürüyerek gidip geldiğim köyde, darbeyi daha yakından yaşıyordum. Her gece askerler köyü basıyor, kadınların gözü önünde erkekleri süründürüyordu. Öğretmenimiz, “Büyüdüğünüzde hesabını soracaksınız” diyordu cesaretle. Ajanslarda, aranan şahısların künyeleri okunuyordu saatlerce. “Kenan Evren” ismi, korku ve hayranlık dolu bir “efsane” gibi dolaşıyordu ortalıkta. “Konsey” üyelerinin adları dönemin en hit sorusuydu. Beşini de ezberlemiştim, bol miktarda “aferin” topluyordum büyüklerimden. Üstelik “Kenan Evrenci” olmuştum. Çocuk aklım, beni güçlünün ve zalimin yanında saf tutmaya itmişti. Babam bu ‘tercih’ime seviniyor, abim ise çok kızıyordu. (Zalimin yanında bu ilk ve son yer alışım hâlâ utandırır beni.)
Günler haki ve gri bir tonda akıp giderken, bir bahar günü değişti her şey. Okul dönüşünde, kuş evimin yerle bir edildiğini fark ettim. Kocaman teker izleri duruyordu üstünde. Kuşlar yuva kursun diye çamurdan yapmıştım evi. Tehlikelerden korumak için kapısına ay-yıldız da takmıştım üstelik. Kim cesaret edip de yıkmıştı o zaman? Öfkeyle ağladım. Eve gittiğimde “yas” vardı. Herkes hıçkırıklarla ağlıyordu. Biri öldü zannettim. Sonra askerlerin abimi götürdüklerini söylediler. O zaman anladım bunun ölüm gibi bir şey olduğunu. Sonraki günlerde, yatılı okuldan kışlaya çevrilen bir yerde tuttuklarını öğrendik. Rahatlamıştık. Sabahları tek tip kıyafetle, marş söyleterek yürütüyorlarmış çarşıda. Görmeye gittim bir gün. Askerlerin arasında giderken “abi” diye bağırdım. Dönüp hüzünle baktı bana. Sonraki günlerde izini tamamen kaybettik. Başka yere nakledildiğini söylediler sadece. Abim kayıptı, evdeki “yas” daha büyüktü artık. Aylar sonra öğrendik “Diyarbakır Ölümevi”nde olduğunu. Öldü gözüyle bakarken bir mucize oldu, çıkıp geldi bir gün. Bu kez bayram yerine döndü evimiz. Akıl almaz, korkunç işkencelerden söz ediyordu. Kabuslar görüyordu geceleri. Sonra yavaş yavaş düzeldi. Ancak fişlenmişti, iş bulamıyordu. Hepimiz fişlenmiştik aslında. İçine kapandı abim, köyden dışarı çıkmadı yıllarca. Diyarbakır zindanından sağ çıkan abim, 12 Eylül beslemeleri tarafından katledildi beş yıl önce, yine bir Eylül sabahında. 12 Eylül’ün ambargo koyduğu bir ömür, tam da darbe haberini aldığımız yerde, at arabasının üstünde çalındı.

Hesaplaşmak
Tam 30 sene geçti “devrim” zannettiğim “darbe”nin üstünden. İstatistikler biliniyor: 650 bin kişi gözaltına alındı, 1 milyon 683’ü fişlendi, 230 bini yargılandı, 50’si asıldı. Yüzlerce insan karakol ve cezaevlerinde işkenceden öl(dürül)dü. 30 bin kişi “sakıncalı” bulunarak işten atıldı. 388 bin kişiye pasaport verilmedi. Tonlarca gazete, dergi ve kitap yakıldı. Liste uzayıp gidiyor, tekrar lüzumsuz. Sıkıyönetim, olağanüstü hal ve DGM’lerle zindana dönüştürüldü ülke. 12 Eylül’ün laneti düşmedi yakamızdan bir türlü. “Cunta”nın dağlara sürdüğü çocuklar, birer yaşlıya dönüşerek oradalar hâlâ. 26 yıldır süren bu lanet savaş, hâlâ çocuklarımızı sinsice çalıyor. Darbenin mimarı ise sahil kentlerinde ‘emekli’liğinin tadını çıkartarak “sanat” resimleri yapıyor.

Bir mucize daha oldu şimdilerde. Herkes 12 Eylül karşıtı kesildi birdenbire. “Cunta Anayasası”nı baş tacı edenler, hesaplaşmaktan bahsediyorlar. Yüzde 92.7 “evet” oyunun gökten zembille inmediğini unutuyorlar. Bu sonuç, baskı ile açıklanabilir mi? Aynı “halk”, çocuklarının katlini de sessizce izlemedi mi? 350 seçmenli köyde, tek başına göstere göstere “hayır” oyu veren ilkokul öğretmenim geliyor aklıma. 12 Eylül beslemelerinin “iz silme” alaycılığından tiksiniyorum bir kez daha. Abimin yası hiç bitmedi. Eylül düşsün artık yakamızdan.

* Kadri GÖNÜLLÜ (KESK Tarım Orkam-Sen Adana Şube Yöneticisi)’nin makalesi Radikal 2’nin 12 Eylül 2010 tarihli nüshasında yayınlanmıştır. Yazarın ve gazetenin anlayışlarına sığınarak, önemli bir okuma parçası olarak sizlerle paylaşıyoruz.

…Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam…İyi Haftalar…

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Eylül Düşmedi Yakamızdan – Kadri GÖNÜLLÜ – Radikal 2
Türkiye’nin Yüzde Kaçı Aptal? – Onur CAYMAZ – Birgün
Düşünmenin Tehlikesi, Utancın Müzesi – Emre DAŞAR – Kronik Muhalif
6-7 Eylül’den bugüne Gongo’lar – Aziz ÇELİK – Radikal 2
Utanç Duvarlarıyla Örülmüş Ülkeye… – Berxwedan YARUK – Kronik Muhalif
Annemi Verdim Size; Parmaklarımı Da! – Umur TALU – Habertürk
“Hakkari’nin Şemdinli’den Tek Farkı, Faillerin Yakalanmamış Olması” – Burçin BELGE – Bianet
Referandumun Gösterdiği – Orhan MİROĞLU – Taraf
Referandum Mu Plesibit Mi? – Kadir CANGİZBAY – Birgün – Jiyan
Bir Referandumun Ardından… – Fikret BAŞKAYA – Sendika.org
Evet Ya Da Hayır Derken – Mesut ODMAN – Sol.org.tr
“Sır”lar Dökülürken – Kazım HAPAVKO – BirDirBir.org
Sezen Aksu Bir Sokak Adı Değildir, Benliğimizdir! – Sarphan UZUNOĞLU – Jiyan
Tecavüz Ve İktidar – Cüneyt UZUNLAR – Açık Koyu
Hrant: “Tanrı” Anlatıcıya İhtiyaç Duymayan Bir Hayat – Semra PELEK – BiaMag
Dink Kararı ve Hükümete Düşen Görevler – Markar ESAYAN – Taraf
Wallerstein: Yabancı Düşmanlığı Her Yerde Mi? – Marksist.org
TEKEL İşçisi Ne İstiyor? – Birgün
Grev Güncesi – Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi – Sabah / ATV Emekçileri
Kölelikten De Öte – Alınteri.org
Devlete Mektup: Allianoi’nin Korunması İçin Bir Çözüm Bulun – Avrupa Kültürel Miras Kuruluşları Federasyonu – Bianet
Extramücadele 2010 – Futuristika.org
Eylemci – James HANSEN – Açık Radyo
Anlamın Anlamsızlaşması – Eleştirel Medya Günlüğü

AnaPop Resmi Sayfası
AnaPop Soundcloud Sayfası
AnaPop Röportajı: Barış K. Selçuk SOMERSAN ve Gökçe Kaan DEMİRKIRAN – Grizine
Anadolu Pop/Rock Bizi Çağırıyor – Özlem ŞİMŞEK – Grizine
AnaPop Yazıları – Etrafta.com
Anapop’ta Replikas ve Derdiyoklar Yan Yana – Berivan TAPAN – Bianet
Moğollar’dan Öngür ve SYSU, Tülay German İçin Sahnede – Berivan TAPAN – Bianet
Eurasia Projesi / Satürn Müzik Resmi Sayfası
Barış K. Tribute To – Turkish Cosmic Space – Eurasia Mix On RBMA Radio
Diskotek Albüm Bilgileri ve Her Nevi Detay İçin
45 Devir
Cem Karaca İçin Hazırlanan Resmi Site
Cem Karaca Vikipedi Sayfası
Cem Karaca Anatolianrock.com
Erkut Taçkın Tanıtım Sayfası Anadolupop.com
Erkut Taçkın Türk Rock’ının Babasıdır! – Işıl YILMAZ – Işılyılmaz.com
Erkut Taçkın S/T – Turkish Psychedelic Music
Derdiyoklar Resmi Site
Saykodelik-Folk Derdiyoklar’dan Sorulur! – Özgür – Bizibozmaz.com
Derdiyoklar – Kaan EREN – L’Auriga
Anapop Vol 1: Derdiyoklar – Mersenne – Undomondo.com
Disco Folk’un Kralları Derdiyoklar – Murat MERİÇ – Radikal Cumartesi
Aşık Mahzuni Şerif Resmi Sitesi
Moğollar Resmi Site
Moğollar Vikipedi Sayfası
Moğollar 40. Yıl – Murat MERİÇ – Radikal Cumartesi
Moğollar – Haliç’te Güneşin Batışı – Smashcartel
Zafer Dilek: “Elvis’i Dinlerken Radyonun Başından Ayrılmazdım!” – Korkmaz ULUÇAY – Elvis Türk
Zafer Dilek Orkestrası – Fidayda – Alkışlarla Yaşıyorum
Osman İşmen Vikipedi Sayfası
Osman İşmen ve 70’lerin Kopuk Müziği – Ceryan
Grup Ses Myspace Sayfası
Grup Ses Beats Myspace Sayfası
Grup Ses Mixcloud Sayfası
Grup Ses / Voconut Tumblr
Tutan Myspace Sayfası
Tutan Soundcloud Sayfası
Tutan – Gudubet Seti Eski (((Godet))) Günlerinden

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan – Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – misak[nospam]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
———————————————————
>>>>>Info Go-R-Sel
Hung Liu, A Third World (1993) – Viejito
Viejito’ Flickr Page

>>>>>Poemé
Döğüşmeyin Yiğitler – Aşık Mahzuni ŞERİF

Boşa doğüşmeyin bizim yiğitler
Sizi vurduranlar vurulmuyor ki
Kim bilir nerde hangi koltukta
Kömürde tarlada yorulmuyor ki

Aynı baba dölü ölen öldüren
Ölenle öldüren iti güldüren
Yokmu idi bunu size bildiren
Vur diyenler burda görülmüyor ki

İşçiyi işçiye düşüren zalım
Boynumuzda boza pişiren zalım
Bu kadar bardağı taşıran zalım
Gözümüz önüne serilmiyor ki

Yeni adı çıkmış sağ ile sol’un
Tarihte borcu yok kullara kulun
İki yanı birdir yattığın çulun
Bilirsin ölenler dirilmiyor ki

Mahzuni der nedir hak’kın davası
İnsana benzer mi köpek mayası
Ah tükenip bitsin sınıf kavgası
Sınıfsız bir okul kurulmuyor ki.

Kaynakça: Antoloji.com