Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_347_–_Gauzak Historia Konprimitutako Eta Gehiagoko Gora Grabatua

18 Nisan 2010 Pazartesi gecesi “canlı” olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Bjørn Svin-BooO (Rump Recordings)
>2<-Bjørn Svin-Browen (Rump Recordings)
>3<-Rumpistol-Through All This Madness (Rump Recordings)
>4<-Rumpistol-Don’t Go (Rump Recordings)
>5<-Emika-Count Backwards (Kryptic Minds Remix) (Ninja Tune)
>6<-Kryptic Minds vs. Emika-Make You Sleep (Black Box)
>7<-I’mpty-Emanet Askılık (Music For Non-Musicians)
>8<-I’mpty-E.M. Cioran Remix (Enstrumantal) (Music For Non-Musicians)
>9<-Klatu-Zealous (Cut Records)
>10<-Myrkur-Transmission (Cut Records)
>11<-2562-Winamp Melodrama (When In Doubt)
>12<-2562-Final Frenzy (When In Doubt)
>13<-Joy O-Jels (Hotflush Recordings)
>14<-Joy O-Wade In (Hotflush Recordings)

Gauzak Historia Konprimitutako Eta Gehiagoko Gora Grabatua
(347)Dilini kıstırarak, tonlamasını bile değiştirmeden farklı bir kelam olan sergüzeşt sözcüğünün fısıldadığını duyumsar gibiyiz. Derinlerden yükselip gelen bir sağaltım değil, handiyse öylesine başına buyruk bir başına bırakılmış kelime tarlasından seçilip, dilin ucuna gelmiş gibi çıkıveren bir kelime. Sözcük öbeğinin orta yerinde ne macerasıdır bu diye düşünedururuz. İstemsiz, çelimsiz, hacimsiz bırakıldıkça, birilerinin en umulmadık zamanlarda gırtlağımıza çöreklenmesinin mecazi yoklamasıdır diye akla düşüverir ilk başta. Sözcüklerine bu kadar sahip çıkmaması için cız belletilmiş olan bir ahvalin sonunda kendi rotasını oluşturup bir şeylere teşebbüs ettiği mi ima edilmektedir. Veryansın ederken bile yaftalamalara doyamadığından karşısındaki her kim olursa olsun alt etmekten başkacasına kapısı, derdi olmayanların zamanında tercihli bir yolun tesisi midir? Ya da öyle olmaz böyle hiç olmaz diyerek resmen kuşa döndürülen hakların etraflıca dolaşılabileceği, etrafından söylem geliştirilebileceği bir manevranın kendisi midir? Nedensiz, niyesiz ısrarlı ama ve fakatlara gebe kalmaksızın olduğumuz yerden bir başkasına tahakküm eylemeden önceki son duraklarımızdan birisi içerisinde dört dolanıyoruz. Dört bir yanda dört bir yöne dolaştırılıyoruz. Oyalanır bir defasında da farklı bir şey çıkabilir diye bekleyedurduğumuz vuslata erer miyiz sorusunun tam da karşılığına denk düşen bir düşünme biçimi karşımıza çıkartılır. Tıslayıp, varolan, varlığını kutsiyetlerden tamamen ayrı tutulmaya inatla çaba sarf edilen sergüzeştin sınırlarında. Söylemi nakledenin ekran başında buyurmaya doyamadıklarının, göstermeye ölüp bittiklerinin birer mizansen değil birer hakikat olduğu gerçekliğinin karşımızda yükseldiğini hatırlarız, aniden. Pattadanak yüreğimize indiriverilen ani şok dalgalarının boyunda bütün bu hengame ve kakafoni dehlizinin merkezinde kendimizi başkalarının yerine koyabilmeye de var gücümüzle çabalanırız. Öyle de olmalıyız zaten diye söylenedurur kimilerimiz. Empati dediğimiz neşriyatçılığın yağdanlıktan hallice olduğu, kendin pişir kendin uydur kolaycılığında mutlak doğruların dışında başlı başına farkındalılık sağlayabilecek şeylerin varlığı iş bu rahleden ayan beyan ortalığa serilir. Ortalıkta gezinip duran sözcüklerin deryasında hiç de bir başına bırakılmamış, aksine zebanilerden hallice başında belli bir vakitte bekleyduranların varlığının görünür kılındığı dokunulmaz, aşılmaz hatların varlığı anlaşılır kılınır. Kendinize saklayın bütün bildiklerinizi az sonra haplaştırılıp, uyutulmanıza devamlılık için sizlere özenerek oluşturduğumuz palavralardan derlediğimiz haberler, neşriyatlar sizlerle beraber olacak alt okuması capcanlı olarak tüketicilerinin beklentilerine sunulur. Janjanlanarak, mürekkeplenen kağıdın, aydınlatılmaya bir heves iki kalas koşulan beyazcamın ortayerinde bütünün ne kadar yarım yamalak bırakıldığının idrakına ortak oluruz. Az birazcık dikkatkle baktığımızda. Bakındığımızda. Korunaklı değilizdir artık, asri zamanın hemen herşeyi her an canlı olarak naklettiği, nakşettiği neşriyatının karşısında. Topyekün bombardımanının karşısında. Önce bi’sicim halinde başlayıp arkası yağmurun en şiddetli merhalesi olan doluya ulaşan bu enformatif sözümona bilgilendiriciliğin içerisinde kaybetmeye mahkum adledilenleriz. Kaybettiğimizi en başından kabule zorlananlarız. Ne o öyle ısrarcıl hak mücadeleleri, söylem geliştirmeler vesair anlamlarıyla beraber dönüşütürme çabaları, iyiye ve güzele doğru. Sözcüklerden sakınıp lâl kalmayı olağanlaştıran, bakarkörlüğün türlü varyantları üzerinde, yeni çözümlemeler gerçekleştirilen bir eşikteyiz. Hizipçiliğin atbaşı gittiği bir memlekette salt sorun nedir sorusuna aman aman bir yanıt, doğru düzgün bir muhatap bulunamıyorsa bu biraz da eğlendirici, vakit öldürücü olarak savlanmış olan, aslında kumpasların kralını sergileyen neşriyatçılığın şeklini sürekli yeniliyor olmasından ileri gelmektedir. Dönüşüme doyamayan bir yapılandırma biçimleri, okumaları felç ederek, kamufle ederek başkaca sözcüklere imkan tanımıyor olmasını buraya pekala ilave edebiliriz. Şekil değiştirilirken, kutsalların üzerinde biriken bir karış tozunun dahi alınmadığı, tabulaştırmaların zincirleme bir biçimde gerçeklik haline dönüştürüldüğü, sabitlendiği bir kesit, kesişim bu savı derinleştirebilecektir. Destekleyecektir. Anlamak ve anlamlı bir biçim ve hal dahilinde sonuca ulaşabilmek için elimizdeki yegane şans olarak duran konuşmanın, konuşabilmenin dile sahip çıkmanın, nasıl da popülist söylemlerde laçkalaştırıldığını ortaya çıkartmakta neşriyat tabiriyle yayınlanan tahakkümler, muhtedir sözcülerinin danışıklı çemkirmeleri. Biteviye; pire için yorganı değil evi komple yakmaya namzetliğin bu kadarına da pes dedirtecek örnekleri yaşanır. Yaşatılır. Defaatle değiştirmeye çabalarsınız, işin doğrusu sizlerin zannetiğiniz gibi değil aslı budur diyerek anlatmaya gayret etseniz de tarafınız belirli, alacağınız en müsait yanıt da ret cevabı olacaktır. Muhalif olmanın, muhalefet etmenin kimsenin tavuğuna kışt dememenin bir şekilde sağlanabildiği bir ülke hala ütopyadır diye düşünmemiz en başından programlanmış, sığ belleğimizin kapsamında unutuşlara terk edilen diğerlerinin yanında bekleyecek yenilerinin de olduğunu ifşaa eder. Yıllar yılıdır aşılmaz engeller olarak resmedilmiş sabitlikler karşısında bugün söz söyleyeceksek dokunanın yandığını bilerek gerçekleştireceğiz. Bilerek anlayarak, anlamsız gelen çekimser tutumların değil layığıyla vaktinde öten horozlar misali konuştuğunda mangalda kül bırakmayanların demokratlıklarının ne kadar doğrudan yana olduğunu anlayabileceğimiz süreçler karşımızdadır. Bu neşriyat dizini içerisinde. Sergüzeşt olarak aksettirilenin hiç de romansa uygun, uydur kaydır değil bir gereklilik olduğunun dahası üzerini çizmeye, halının altına süpürmeye gayret ettiklerinin şimdiki zamanda konuşulması en mühim konular olduğunu idrak ettirebilmek sınavımız. Malumdur her çabalanımda illaki fransız kalanlardan olacağımız tahripkar, yırtıcı, yaralayıcı bir biçimde yüzümüze çalınacaktır. Büyük felaketin üzerinde bunca sene geçmesine karşın bırakın makulen konuşabilmeyi hala, ısrarlı bir biçimde ötekisinden öç almayı, adını ağızlara almamayı makul olarak öneren bir devinimdir yaşadığımız. Kural kaide koyucularının, hukuğun bütününü çiğnemekten bir münferit dilekçeyle anında vazgeçebildikleri, “kararsız kazımlığı” oynarken en makul hak olan vekillik hakkını nasıl da çapanoğlundan hallice bir merhaleye taşıdıklarını acı bir tecrübesine vakıf olmaktır. Az kaybetmişiz gibi bir gencin daha solmasının hangi kanunun, hangi engellemenin kutsallığındann daha önemli olduğunun kararınıysa sizlerin engin sağduyusuna bıraktığımız ortaoyunun sonunda teskin edici bile olmayan bir sonuçlandırma önümüze çıkartılır her şeyin YaSaK olduğu bu coğrafyada. Saman altı edilen dosya yığınlarının altında saklı tutulan, yıllar geçip de ortaya çıktığında “münferit canım onlar” olarak adledilen vicdan yaralarının dramatikliğinin acısı okunmaktadır. Okunacaktır. Belleğimizi tarumar, delik deşik eylemek konusunda mahir olanların insana dair, insana ait olanı simgeleştiren demokrasiyi nasıl da ters köşeye yatırmak için ellerini ovuşturarak fırsat kovaladıklarını aynalayacaktır. Fırsat bu fırsat diyerek yeni söylemler altında bıkıp usandığımız! yaftaların katarına iliştirdikleri sözcülerinin teyakkuz halindeki saldırılarına muhatap olmanın hazinliğiyle karşılacağızdır. Anlamlı vecizlerini yükseltip durarak belli ölçüler içinde anlaşılır endişelerin üzerinin örtülmeye çalışıldığı giz perdesinden sıyrılabilmek için çabalanmanın vakti gelmemiş midir? Yeksan eylenip her defasında, yere kapaklanmak konusunda engin tecrübelere dahil edildiğimiz şimdiki zaman içerisinde nöbetleşe öfke değişimlerinin, kumpasların, alavere dalaverelerin, sığ sularda hezeyana kestirme çıkarsamaların, en kifayetsizi de “muktedir oyunlarının” da bir sonu olduğunu işittirebilecek miyiz? Beyaz, mavi yakalı emekçi, öğrenci, işli, işssiz “sadece vatandaş” olarak bu kumpas kakafonisinde gerçeğe birgün ayacak mıyız? Gerçekliğin neşriyatına geçiş yapabilecek cevvaliği vakitlice gösterebilecek miyiz? Yoksa tatlı gelen bu tozpembelik olarak aksettirlen masallar deryasında layığımızla hayatlarımızı idame ettirmeye devam mı edeceğiz…

>>>>>Bildirgeç

Hukuk Tiyatrosu – Dilek KURBAN*

YSK’nın önceki gün açıkladığı ve daha önce veto ettiği BDP’nin yedi milletvekili adayından altısının seçimlere girmelerinin önünde hukuki engel kalmadığına ilişkin kararı sürpriz olmadı. Zira MHP dışındaki partilerin, basının, kamuoyunun tepkisini çeken, Kürtlerin büyük bir öfkeyle sokaklara dökülerek ölüm ve yaralanmalarla sonuçlanan kitlesel gösterilerde bulunmalarına yol açan böylesi gayri meşru bir kararın arkasında durmanın mümkün olmayacağı belliydi.
Demek ki, ne demokratik ne hukuki açıdan hesap verme yükümlülüğü olan YSK gibi bir bürokratik kurum dahi, kamuoyu algısını önemseyebiliyormuş. Mutlak bir yasal koruma zırhıyla kuşatılmış YSK’nın bile, en azından bazı durumlarda, kamuoyu baskısından çekindiğini görmek, kuşkusuz, olumlu bir gelişme.

Gerekçe
Öte yandan, YSK’nın son kararına ilişkin gerekçesi, hukuki nedenlerle alınmış olduğu izlenimi verilen bir kararın, yeni oluşan hukuki gelişmelerle yeniden değerlendirildiği savına dayanmakta. Kurul, adayları veto ettiği ilk kararının da, vetoyu kaldırdığı kararının da hukukun gereği olduğunu savunuyor, dayanak olarak da kararların oybirliğiyle alınmasını gösteriyor. Oysa her iki kararın da on bir üye tarafından oybirliğiyle alınmış olması, bu iddiayı tartışılır kılıyor. Seçimlere iki aydan az zaman kala, Kürtlerin bağımsız milletvekili adaylarından yedisinin, sürecin itirazın artık mümkün olmadığı bir aşamasında oybirliğiyle veto edilmiş olması, dayandığı hukuki gerekçelerin geçerliliği bir yana, başlı başına siyasi bir karardı. On bir kurul üyesinden hiçbirinin ilk karara muhalefet şerhi düşmemiş olması zaten epey şüphe uyandırıcıyken, bu üyelerin tamamının daha sonra kararını değiştirmiş olması da sürecin başından sonuna siyasi olduğunun ikrarı anlamını taşıyor. YSK’nın yazılı açıklamasında kararın oybirliğiyle alınmış olduğuna dair vurgu, bu ikrarı daha da görünür kılıyor.
YSK’nın açıklamasında, yeni hukuki gelişmelerin, veto edilen adayların memnu haklarının iadesine dair kurula sundukları yeni belgeler olduğu belirtiliyor. Oysa bu belgelerin hangi koşullar altında alındığını hepimiz biliyoruz. Ertuğrul Kürkçü, seneler öncesinde almış olduğu mahkûmiyet nedeniyle siyasi hakları üzerinde bir kısıtlama kalmadığına dair bir tavzih belgesi alabilmek için mahkeme mahkeme dolaşmış. Üstelik, memnu haklarının iadesine yönelik bir yargı kararını yıllar önce almış olmasına rağmen. Keza, Leyla Zana ve Hatip Dicle, YSK’ya adaylık adaylık başvurularını sunmazdan önce Van ve Diyarbakır’daki mahkemelerden bu yönde bir karar almaya çalışmış, ancak başaramamışlardı. Zira yeni TCK altında mahkemelerin böyle bir ‘karar’ verme yetkileri bulunmuyor. YSK’nın vetosu, bazı hâkimlerin vicdanını rahatsız etmiş olsa gerek ki, bir mahkeme, ‘eski kanuna göre’ Zana ve Dicle’nin yasaklanmış hakları olmadığına dair bir tespitte bulunmuş. Sebahat Tuncel’e ilişkin ise bir mahkeme, önceden 1 yıl 4 ay olan ertelenmiş cezasını yeni TCK’daki düzenlemelere uyarlayarak 6 aya indirdi. Aslında, kanun değişikliklerinin sanığın lehine uygulanması gereğince, mahkemenin bu kararı kendi inisiyatifiyle zaten almış olması gerekirdi, ama sonuçta burası Türkiye…

Sağduyulu kararlar
Bütün bunlar, YSK’nın ‘eksik belgelerin’ ibraz edilmesi halinde veto kararını gözden geçireceğine ilişkin kararın ardından, BDP’lilerin gerekli belgeleri edinmek için farklı illerdeki mahkemelerin kapısını aşındırdığı bir gün içerisinde oldu. Sonuçta, YSK’nın keyfi, gayri meşru, anti-demokratik ve gayri hukuki kararının yol açtığı toplumsal gerilime ve siyasi çözümsüzlüğe çareyi, birkaç sağduyulu hâkimin aldığı kararlar buldu.
Hukuk kılıfına büründürülmüş siyasi bir kararın geri çevrilmesi için olmayan hukuki belgeler üretmek zorunda bırakılan BDP’liler dahil hepimiz, gözümüzün önünde oynanan bu hukuk devleti mizansenine seyirci olmaya maruz bırakıldık. Kralın çıplak olduğunun hepimiz farkındaydık tabii, ama hukuk devletinin bekası adına, bu mizansende bize biçilen rolü oynamaya razı olduk. Hukuki bir kararın, yeni hukuki gelişmeler ışığında, hukuki başka bir kararla geri alındığı yalanına, hepimiz çaresizce ortak olduk…

* Meram kısmının kapsamı altında denkleştirmeye, anlaşılır kılmaya gayret ettiklerimizin tamamlayıcı bir öğesi olarak Dilek KURBAN’ın Radikal Gazetesi’nde 23 Nisan 2011 tarihinde yayınlanmış “Hukuk Tiyatrosu” Başlıklı makalesini, yazarın ve kurumun anlayışlarına binaen sayfalarımıza alıntılıyoruz.

…Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam…İyi Haftalar…

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! – 500binradikal.com
Bloguma Dokunma!
#DokunanYanar – İmamın Ordusu – Ahmet ŞIK via Friendfeed.com/ozgurbasin
Hukuk Tiyatrosu – Dilek  KURBAN – Radikal
Kabile Devletine Doğru – Kadir CANGIZBAY – Birgün
YSK Vetoları Üzerine – Cüneyt UZUNLAR – Muhavere
Hep Birlikte Vurun Abalıya – Tayfun İŞÇİ – Köxüz
YaSaK Sökmedi, AKP Gelsin! – Vedat İLBEYOĞLU – Evrensel
Haklara ve Halklara Düşman Bir Hukuk – Oya BAYDAR – T24
Hak Verilmez! Alınır! – Mehmet Şafi Ekinci – Jiyan
Bunun Neresi Hukuki – Onurkan AVCI – Birgün
ÖDP’nin Seçim Yasağı Devam Ediyor – Elif KALAYCIOĞLU – BBC Türkçe
Ne Pus Biter, Ne Pusu – Umur TALU – Habertürk
Nefret Söylemi: Medya ve Arkası – Ragıp DURAN – Apoletli Medya
Ahmet Şık ‘Tımarhane Mevzuatı’nı Anlattı: Deli Gömleği Giymeyeceğim – Başka Haber
Ahmet Şık Kimdir, Başına Gelen Nedir, Bundan Sonra Ne Olur? – Sabırla, İnatla Mermere Vuralım – Ertan KESKİNSOY – Bir + Bir
23,5 Nisan – Ümit KIVANÇ
24 Nisan ve Hatırlamak – Vartan ESTUKYAN – Bekir AVCI – Sevdiye ERGÜRBÜZ – Jiyan
Bu Bir Soykırım Yazısıdır – Aris NALCI – Çay Bahçesi
“Kaymakam Ermeniydi, Öldürdüler…” – Şeyhmus DİKEN – BiaMag
‘Utancımızdan Kurtulmadan Aydınlık Olmaz’ – Atılım
‘Anılarımı Unuttuğum Zamandır Benim Ölümüm’ – ANF
‘Meçhule Gidenler’ Meselesi – Mıgırdiç MARGOSYAN – Evrensel
‘Ermeniler İçin Her Gün 24 Nisan’ – EHA
Sığınacağın Bir Gelecek Kaldı Mı? Yoksa Düşünmek Acı Çekmek Mi? – Hasan CEMAL – Milliyet
Nar: Yarı Ermenice Bir Tarih Anlatısı – Sarphan UZUNOĞLU – Jiyan
Diyarbakır Cezaevi İşkence “Sorumluları” Açıklandı – Nilay VARDAR – Bianet
Diyarbakır Cezaevi | Tarihin En Büyük İşkence Soruşturması – Kronik Muhalif
Manik Depresif – Özge MUMCU – T24
Gençliğe Hitabem – Kaan SEZYUM – Radikal Hayat
Gençliğe Hücum – Nazım KAYALAR – Atılım
‘Her Çocuğa Bayram Yok’ – Evrensel
Yine Patlama Yine Çocuk – ANF
Ağın Bilge Salozları – Cüneyt UZUNLAR – Açık Koyu
Ciddi Basını Internette De Görmek İstiyoruz! – Süreyyya EVREN – Birgün Pazar
Orantı Bozukluğu – Yıldırım TÜRKER – Radikal Pazar
20 Yılda 757 Kişi Gözaltında “Kaybedildi” – Bianet
“Ben Sinemacı Değil Sosyalist Doğdum” – Elif KEY – Habertürk
Düzene Mecbur Olmak – Ömer YILDIZ – Sol Defter
CHP Seçimlerde Ne Vadediyor? – BBC Türkçe
Solumuzun Demokrasi Fetişizmi – Alper ERDİK – Sendika.org
Kimin İradesi, Hangi Demokrasi? – A. Cihan SOYLU – Evrensel
Seçim Öncesinde Anayasa Tartışmaları – Ali BİLGE – Açık Radyo
Arkadaşlar, Hazır Mıyız? – Mehveş EVİN – Milliyet Cadde
Seçim Düzlemine Girdik… – Alınteri.net
Neo-12 Eylül Koşullarında Seçim – Nihal KEMALOĞLU – Akşam
Siyasette Süpermarket Tarzı, Gençlik ve Seçim – Yavuz ODABAŞI – Radikal
‘Komünizmle Mücadele’de Yetişip Bugüne Damga Vurdular – Gürkan HACIR – Akşam
Metal Zafer – Şebnem TURHAN – Radikal
ODTÜ’lü Öğrencilerden Casper İşçilerine Mektup – Sol Defter
Grev Var – Alınteri.net
Tekel Direnişine Katılan 111 Kişi Sekiz Yılla Yargılanıyor – Ekin KARACA – Bianet
Hamdullah Uysal’a Dair – Başar BAŞARAN – Jiyan
8 Yıl Hapis Talebine Karşı Birleşik Mücadele Mümkün – Yunus ÖZTÜRK – Sol Defter
Grev Güncesi – İkinci Tekel Direnişi
Grev Güncesi – Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi – Sabah / ATV Emekçileri
Kadının Kimlik Arayışında Annelik – Asuman BAYRAK – Birikim
Bizim Mahalle Tenekeli Mahalle – Gönül İLHAN – BiaMag
Eski Düzen Yeni Giysisiyle Karşımızda – Ayman Abdel MOATI – Sendika.org
Suriye’de İsyan ve Katliam – Alınteri.net
Suriye Değişecek Ancak Bu Uzun Sürecek – Barzan İSO – ANF
The Middle East’s Oldest Dictatorship – Marwan BISHARA – Al Jazeera
“Sivilleri Korumak” Zırvalığı – John PILGER – Atılım
Olağanüstü Hâl Yazarlığı – Cüneyt UZUNLAR – Açık Koyu
Fukişima’da Çay İçmeye Davet Ettiler – EHA
Mersin İnsan Zinciri Eylemi Üzerine – Murat BJEDUĞ – Birikim
Normal Olma Hastalığı – Gündüz VASSAF – Radikal Pazar
Alla Beni, Pulla Beni: Gündelik Gerçeklik ve Sanat – Rahmi ÖĞDÜL – Birgün

Bjørn Svin At Myspace
Bjørn Svin Informative via Rump Recordings
Bjørn Svin Brown Album via Rump Recordings Soundcloud Page
Rumpistol At Myspace
Rumpistol Informative via Rump Recordings
Rumpistol – Dynamo Album Review By Dom ALESSIO – Cyclic Defrost
Emika At Myspace
Emika Informative via Ninja Tune
Emika Drops The Other / Interview By Christopher ÇOLAK – Half Stereo
I’mpty At Soundcloud
I’mpty Tumblr Page
I’mpty Last Noise in All Bright Songs Pt.3 Informative via Facebook
Klatu At Soundcloud
Klatu Informative via CBC Radio 3
Myrkur At Myspace
Myrkur Hedmuk Exclusive Mix via Mixcloud
Cut Volume 1 via Cut Records Bandcamp Site
2562 / When In Doubt
2562 At Myspace
2562 – Fever Album Review – Benedict ROLFE – The Fat! Club
Joy O At Myspace
Joy O / Introducing via Nialler9
Coachella 2011: Joy Orbison Brings Post-Dubstep To Those Unaware That Dubstep Is Over – Jeff WEISS – Pop & Hiss

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan – Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
———————————————————
>>>>>Info Go-R-Sel
Liberty Statue At The End / Parfati (Patrick GIORDANO)
Parfati (Patrick GIORDANO)’s Flickr Page

>>>>>Poemé
Sır – Aslı DURAK

içimin Babil Kulesi yıkıldı
sır kapılarından geçtik
alacakaranlığın şehirleriydi
gölgelerin yıldızı ışıktı, aşktı, yaşamdı

keşke en büyük savaş
rahmini öperek vedalaşıp teninle
-ganimeti süt, sevgi, kucak ve şefkat-
bilinmezliğin dünyasından nefes almak olsaydı anne

ailem dedim o sararmış resimden baktım geçmişe
ikiniz yan yanasınız, kucağınızda kırılgan çocukluğum
babam genç bir gülüşle süslemiş yüzünü
sen, ciddi duruşla bezgin bakış arasında med cezir
bölünen evlilik, çatlayan evren, sızan sır

sönmüş dünyaların sözlerini kutsadı zaman
seslerimiz öpüştü, sislerimiz karıştı birbirine
gözlerimin ünlü hüznü geri çekildi
soyunduk yıldırımlardan, suya yazıldı öfke

içdenizlerinde yüzme çocuk
hayallerin boğulur dedim de kendime
dile geldi eski bir soru
gelincikler büyüyünce gelin mi olur anne?

Kaynakça: Şiir.gen.tr